26 05 2012

Yaz Efendi Küçük Yaz / Ali KÜÇÜK

 

YAZ EFENDİ KÜÇÜK YAZ

           

            Türk Ulusu bağımsızlığını kazanmış, Cumhuriyet kurulmuş, ilk onuncu yılında aydınlanmanın hızla yürüdüğü, Atatürk Devrim İlkelerinin hayata geçirildiği Anadolu’nun köylerinin birinde, İstiklal Savaşı madalyalı gazisi Ecirin Memet, “Yaz Efendi! ‘Küçük’  yaz diyordu.

            1934 Soyadı Yasası yürürlüğe girmiş, Türk Ulusu’nun kurtarıcısı Mustafa Kemal’e Türkiye Büyük Millet Meclisi,”ATATÜRK” soyadını vermiştir.

            Artık Türk insanı birey olma bilinciyle kendi kimliğine kavuşacaktı. Lâkap, sülaleden gelen  “Ahmet oğlu Mehmet-Hasan oğlu Hüseyin “diye çağrılmayacaktı.

            Ilgaz ve Köroğlu Dağları’nın rüzgârı ve güneşi içine hapsettiği güzel bir gündü. … köyünde halk tatlı bir telaş içinde şehirden gelen memurların, köy heyeti ve bilirkişilerin de onayıyla insanlara uygun gördükleri soyadlarını kaydediyorlardı. Daha çok, o güne değin aile büyüklerinin kendileriyle özdeşleşmiş yaşam biçimlerini anlatan kişiler öne çıkıyordu. Bazılarına çok çam kestiklerinden “çamcı”, bağlarından üzümleri eksilmezlere “üzümcü” yazılırken; diğerlerine de sütçü, yoğurtçu, oduncu gibi soyadları art arda veriliyor, kahkahalar atılıyordu.

            Bir ara sesler kesilince görevli memur; “Artık, gelecek yok galiba muhtar!” diyecek oldu ama sanki söz boğazında kalakalmıştı. Karşıda duran orta boyluca, yanında on yaşların da erkek çocukla gelmiş, eli bastonlu, kolu çolak bir adamı gördü. Memur; “Muhtar şu küçük adama da soyadını verelim, herhalde herkes tamamlandı.” diye daha sözünü bitirmeden, muhtar avuçlarını açarak memurum önüne doğru eğilerek:

            “Memur bey ne yapıyorsun, o küçük dediğin adam köyümüzün On yedi yıl savaşmış madalyalı gazisidir. Nasıl konuşuyorsun öyle?” deyince, memur yanlışını anlamış, yerinden kalkarak küçük adam dediği Ecir’in Mehmet’in önüne gelip, ellerini tutup diz çökerek; “Bağışla Gazim! Ben o anlamda söylemedim. Sen bütün isimlere lâyıksın. Ne dersen onu yazalım, bağışla beni!” diye dil dökmeye başlar. Pişmanlığını birkaç kez yinelemekten kendini alamaz. Gözlerinden yaşlar ip gibi iner. İhtiyar heyeti üyeleri ve diğer bekleyen köylüler de bu içtenliğin karşısında duygulanırlar.

            Ecir’in Gazi Mehmet’i bir müddet memurun söylediği ‘küçük adam’ sözünü düşünürken, yalvarıştaki pişmanlığı da algılamaya çabalar. Bir anda gerilere, geçmişe gidiverir. Kızılcıktan yaptığı bastonunu sağ dizine destek yaparak doğrulurken askere alındığı günü anımsar.

            Daha dün denecek günlerde ne kadar da güçlüydü! O günlere dek vilayetini bile görmeden; Yemen, Trablus, Çanakkale demeyip, tam 17 yıl sonra savaşamayacak duruma düşerek köye döndüğünde de savaş kaçaklarıyla da mücadele emişti.

            “Neyse ki, yendik yedi düveli, kurduk Cumhuriyeti” diye içten içe mırıldandı. Memurun “Ne olur gazim, bağışla!” sözüyle kendine geldi.

            “Tamam, evlât yaz bakalım” deyiverdi. Memurun “Ne yazayım gazi, kahraman, hangisini istersin? Sözlerini hayal meyal anımsıyordu. O üç şehit arkadaşının arasında iki gece yattığı Çanakkale’yi düşlüyordu. Devrekâni’li Osman, Daday’lı Mustafa vurulduklarında, siperde iken akan kanları omzundan tüm vücuduna bulanmıştı. Kendi kolu da o mevzide kurşun yemiş, kesilmekten son anda kurtarılmış ama çolak kalmıştı. ‘Küçük adam’ demişti memur, ‘haklıydı belki’ diye düşündü. Hem iki arkadaşın kollarında ölecek, hem kolunu kaybedeceksin. Sonrasında da elbet küçük görüneceksin…

            Kahramanlık senin neyine!

            O cepheden bu cepheye geçerken, “memurun ‘Kahraman’ yazıyorum Gazim!” deyişiyle irkildi. Henüz uykudan uyanmışçasına başını sağa sola sallayıp, elindeki bastonun ucunu tahta masaya hafifçe bir iki kez dokundurdu.

            “Evlât, biz bağımsız ve başımız dik yaşayalım diye on binlerce evlâdımızı şehit verdik. Gençliğim heba olmuş bre! Kolum çolak kalmış, boyum kısalmış, küçük adam görmüşsün beni! Ne önemi var? Yeter ki; siz yükselin. Yeter ki; bize düşmanca bakanlar sizi daha güçlü gürsün. Ben halimle dövünmeyeyim, sizlerle övüneyim. Kahramanlık bizim neyimize! Yaz efendi, ‘küçük’  yaz!”

            ‘Yaz’ diyordu, tekrarlayıp yineliyordu. Memur kalkıp Gazi’nin ellerine yapıştı. “Ne olur gazim, affet beni! Ben bir densizlik yaptım” diye dakikalarca dil döktü ama nafile…

            Ve ‘küçük’ yazıldı İstiklal Savaşının madalyalı gazisi Ecir’in Mehmet’inin soyadına.

            ‘Mehmet KÜÇÜK’  olarak girdi kayıtlara. İnebolu’dan Afyonkarahisar’a uzanan yolların kağnı sesleri, Şerife Bacıları, öküz ve tekerlek ölüleri ‘Çanakkale türküsü duruşunda’ içine akarken, biraz öncesinin küçük gazisi şimdi ‘Mehmet KÜÇÜK olarak dönüyordu evine. Öteliyordu içindeki gururu, yüreğinin büyüklüğüne…

            Biliyordu ki; soyadını taşıyacak olan çocukları ve de torunları da, kahraman dedelerinin onurlu duruşu ve tevazusunu kendi çıkarları için hiç ama hiç kullanmayacaklardı. Bir küçük görünümlü insanın, milletinin gönlünde nasıl büyüyebileceğini, kendisini büyük sananlara anlatacaklardı.

            Kapıda karşılayan çocuklarına, “O günkü duruşun büyüklüğüne yakışan direnci göstermek, özgürlüğe ve aydınlanmaya devam edeceğimize sözümüz vardır!” andı kulaklarında çınlarken, duyduğu huzurla gülümsüyordu.

 

YEMEN TÜRKÜSÜ’NDEN

İZMİR MARŞI'NA

 

Yanık bir türküdür sesin,

Yemen’den mi geliyorsun !

Can yoldaşı Şahin Bey’ in

Antep’ ten mi geliyorsun !

 

        Çöllerindeydin Fizan’ ın,

        Akka kalesi mizanın,

       Erzurum’da tabyaların

       Maraş’ dan mı geliyorsun !

 

Serhatlar dimdik doğuda,

Çanakkale son fermanda,

Şanın “Nur” oldu adına

Urfa'dan mı geliyorsun !

 

        Kapkara da olsa sisler,

Binler, on binler ölseler,

Durduramaz ki denizler

Samsun’ dan mı geliyorsun !

 

Bağlanmayız zincirlere,

Tutkundur özgürlük bize.

Buna derim destan diye

Sivas’tan mı geliyorsun !

 

        Sakarya’da durdu zaman,

Kenetlendi güçlü iman,

Şafak söktü Ankara’dan

Karardan mı geliyorsun !

 

Oluk oluk kandır vatan,

Bir taş bile kopmaz ondan,

Aynı ruhtur bizi saran

Sırat’ tan mı geliyorsun !

 

Şehit, gazi selamlaştı,

İzmir canla kucaklaştı

Vatan, senle bayraklaştı,

Afyon’dan mı geliyorsun,

         ATATÜRK’ e  benziyorsun...!

 

                                                                    Ali KÜÇÜK-Şair

                                                              Ecirin Mehmedin Torunu

157
0
0
Yorum Yaz