Vekilliğin Sırrı: Seçmenden Kopmamak
22/3/2009 · Kategori: Soylesi
Vekilliğin sırrı: Seçmenden kopmamak
"Ben seçmeniyle en çok ilgisi olan, hiç kopmayan bir milletvekiliydim. Bana gelen birinin partisini sormazdım. Bana gelmeyi kabul ediyorsa, göze almışsa, demek onun başka çaresi yoktur diye düşünürdüm"
İçimizden Biri / SABRİ TIĞLI (67)
1926 yılında Kastamonu'nun Abana ilçesinde doğar. İlkokulu Abana'da bitirir. 12 yaşında İstanbul'a gelir. Okumaya kararlıdır ama babasının hastalanmasıyla çocuk işçi olarak çalışmaya başlar. Bir yandan da eğitimine devam eder ve 1943 yılında Tophane Sanat Okulu'ndan mezun olur. Halkevi dönemini CHP'ye üye olması izler. Gençlik yıllarında çalıştığı Eyüp'teki fabrikada işçi mümessili olması işçi hakları ve sendikal harekete ilgisini artırır. 1947'de tekstil iş kolunda örgütlenmelerin içinde yer alır. 1952'de kurulacak TÜRK-İŞ'i oluşturan İstanbul İşçi Sendikaları Birliği'nde sorumluluk üstlenir. Aynı yıllarda Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı'nın kurucuları arasında yer alır. 1958'de Billur hanım ile evlenir ve iki çocuğu olur. 1973 seçimlerinde memleketi Kastamonu'dan milletvekili seçilir. Ankara'ya taşınır ve 1980 askeri darbesine kadar milletvekilliğini sürdürür. Geçen hafta Sabri beyin sendikal alanda verdiği mücadeleyi sayfamıza taşımıştık. Bu hafta ise 1960 ihtilalini takip eden günlerde siyasete girişi, milletvekili olarak yaptıklarına yer veriyoruz.
38-40 bin kişiye mektup...
"Seçmeniyle en çok ilgisi olan, hiç kopmayan bir milletvekiliydim, mesela bana gelen birisinin partisini sormazdım. Bana gelen insan bana gelmeyi kabul ediyorsa, göze almışsa, demek onun başka çaresi yoktur. Ben partisini de sormazdım, kendi seçim bölgemde, Kastamonu'da, gelmek isteyene 'Gelin' derdim, haklı bulduğum zaman da 'Haklısın.' O giderdi 'Yahu adam bana partimi de sormadı, mektup da istemedi, ne biçim adam falan, hemen köyüne anlatır. Kastamonu'daki bütün muhtar ve ihtiyar heyeti azalarının, aşağı yukarı 1200-1300 muhtar, bütün muhtar ve beş tane ihtiyar heyeti azalarının hepsinin adını, soyadını, adreslerini almışımdır. Kastamonu'daki bütün sendikaların, derneklerin, işçilerin, öğretmenlerin, memurların, esnafın ki bunlar 38-40 bin civarındaydı, ben yılda iki-üç defa hepsine kendi el yazımla, meclis patentli kendi el yazımla yazar, selam, bayramın mübarek olsun falan da değil yani sorunlarıyla ilgili hem bayram mesajı gibi hem şey gibi yazar el yazımla gönderirdim. Meclis postanesinden en çok mektup atan bendim, o zaman çok da ucuzdu tabii. Ve hatta şey, meclis postanesindeki çocuk, bazen çuvalla gelirdi, evde otururduk, bizim sekreterimiz falan da yoktu, evde otururduk, işte hanım, çocuklar falan komşular da gelir yardım ederlerdi. Zarfın içine koyardık, çok ilginçtir, bir gün Tosya ilçemizin bir köyüne gittim, böyle bir dağ köyü. Akşam böyle hava kararmak üzere kahveye girdim, dedim 'Selam hepinize.' Üç kişi ayağa fırladı. 'Bey hoş geldin, nasılsınız', bey derler orada, falan dediler. 'Bey Allah senden razı olsun. Sen bizi unutuyor musun biz seni unutalım, sen Sabri Tığlı değil misin? Sen bizi unutuyor musun, biz seni unutalım' dediler. Hiç unutmam çok ilginç, ellerini ceplerine attılar, ceketinin ceplerine, üç tane meclis patentli zarf, adı, soyadı yazılı, üçer tane şey çıkardılar, benim gönderdiğim mektuplar. Atılmamış, saklamışlar."
Abana'nın tanınması için çalıştım. Taksim Belediye Gazinosu'nda bir Abana gecesi yapıyordum. Abana'nın kendisine has bir yemeği olsun istedim. Abanalı akrabamız olan, büyük Atatürk'ün ve İsmet Paşa'nın aşçılığını yapan Necdet Usta (Necdet Dengezer) vardı. İktidar değiştikten sonra Denizcilik Bankası'nda baş aşçı olarak yemek yapıyordu. Abana gecelerinin birinde bir pilav yaptı. İsmini de Abana pilavı koyduk. Rahmetli Menderes, İstanbul'dan gemiyle İzmir'e gidiyormuş. Giderken gemide yemek yiyor, o gün de yemekte mönüde Abana pilavı varmış, rahmetli Menderes pilavı yiyor, çok beğeniyor. Tam üç tabak yiyor. 'Bana tarifini verin de, ben evde de bunu yaptırayım' diyor.
O zamanın gemi suvarisi işte, 'Efendim, bu Abana pilavı'. Menderes birdenbire 'Yetti bu Abana, bir de pilav olarak mı karşımıza çıktı? Derhal bunun ismi değişecek' diyor. Ve gemiden Denizcilik Bankası Genel Müdürlüğü'ne talimat veriyorlar." Talimat yerine ulaşır ve Necdet usta yemeğin adını değiştirmeyi reddeder: "Demiş ki 'Beyefendi ben siyasetçi değilim, siyasetten de anlamam, ben kendi memleketime, kendi köyüme, doğup büyüdüğüm memleketime hizmet olsun diye bir pilav yaptım, ismini de verdim. Bir ülkenin başbakanı pilavın ismiyle uğraşacak hale gelmişse benim yapacağım bir şey yok, ben bu pilavın ismini değiştirmem. Siz ne yaparsanız yapın, ben artık bu devlete hizmet de etmem' diyerek istifa etti. Sonra öğreniyorum ki pilavın ismini 'Necdet usta pilavı' yapmışlar."
60 ihtilali
"1960 ihtilalinden iki yıl önce 1958 yılında, Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı delegesi olarak Dünya Gençlik Kongresi'ne, Hindistan'da Yeni Delhi'de Türk delegesi olarak katıldık, orada bir ay kaldık. 58'de evlenmiştim, daha bir aylık evliydim." 1958'de Billur hanım ile evlenir. 1959'da ilk çocuğu Oya, bir yıl sonra ikinci çocuğu Ali Muhittin doğar. "Aynı yıl ihtilal oldu,
27 Mayıs'ta. Anayasaya Aykırı Kanunları Ayıklama Komisyonu diye bir komisyon kuruldu. O komisyon, Demokrat Parti iktidarında Abana'yı köy yapan kanunu anayasaya aykırı buldu. Darbeden sonra Abana tekrar ilçe oldu. 27 Mayıs günü ben işte sendikaların başındaydım. Sendikaları da kapattılar. Nurettin Aknoz paşa, İstanbul sıkıyönetim komutanı. Gidip Nurettin Aknoz paşadan rica ettik, konuştuk, birkaç gün sonra sendikaları açtırdık. Milli Gençlik Teşkilatı kapatılmadı... 61 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'nin Eskişehir milletvekili adayıydım. Seçilemedik, gittik mücadele verdik geldik."
31 Aralık 1961'de 100 bin işçinin katılımıyla Saraçhane mitingi yapılır. Miting, CHP ve AP koalisyon hükümetinin programında grev ve toplu sözleşme haklarına yer verilmemesi üzerine düzenlenmiştir. "61'de Bülent Ecevit çalışma bakanı olunca, grev ve toplu sözleşme hakkını onlar çıkardılar. Evvela 'Vermeyeceğiz, Türk sendikaları daha yenidir, Türk işçisi hazır değil' dediler. İşte ondan sonra da biz, gerek Milli Birlik Komitesi'yle gerek sonradan İsmet Paşa, Bülent Ecevit hükümetiyle, sendikalar olarak ilişkilere girdik… 60'dan sonraki dönem sendikaların altın yılı, rahatlık yıllarıdır."
1973 seçimlerinde Kastamonu milletvekili olarak TBMM'ye girer: "Kürsüye çıktık, yemin ettik. Üç ayda bir elime geçen maaş, 10 bin 500 liraydı. O zaman siyasi partilere bütçeden para yardımı olmadığı için, her ay 500 lirası partiye kesiliyor, bizim elimize 9 bin lira geçiyordu. O zamanlarda bugünkü gibi mesela lojman yoktu, oda yoktu, sekreter yok, hiçbir şey yoktu. İşte ben evimi Ankara'ya taşıdım, 1100 lira ev kirası veriyordum, geri kalan 1900 lirayla geçiniyordum. Çocuklarım Ankara'da okudular. 10 sene falan Ankara'da ikamet ettik. 74'te, Türk parlamentosunun Sağlık ve Sosyal İşler Komisyonu başkanıydım. Bütün iş kanunları, bütün sosyal kanunlar, komisyon olarak benim elimden geçerdi. Mesela paralı askerlik kanunu benim kanunumdur, çift emeklilik kanunu, yurtdışında çalışan Türk işçileri için, burada hizmetleri varsa, buradan da emekli olma, yurtdışından da emekli olma hakları benim kanunumdur.
132-133 kanun teklifim vardır. Parlamentoda en çok kanun teklifi sahibi bendim." 12 Eylül 1980 günü Türk tarihinin en ağır askeri darbesi yaşanır ve askeri yönetim sırasıyla TBMM'yi ve siyasi partileri kapatır.
12 Eylül darbesi olmayabilirdi
"12 Eylül darbesi olmayabilirdi.
12 Eylül'ü yapanları suçlamak değil,
12 Eylül'e zemin hazırlayanları şey etmek lazım. Ben de dahil, yani suçumuz varsa, katlanmalıyız. Eğer o günkü parlamento görevini tam yapabilseydi, cumhurbaşkanını seçebilseydi, olayların üstüne gitseydi, siyasi parti liderleri bir araya gelip, ulusa bir deklarasyon neşretselerdi, seçime gidiyoruz deselerdi 12 Eylül olmazdı… 80'de milletvekiliydim. 80'de hareket oldu, meclis kapatıldı, biz köşemize çekildik. Milletvekilliği bittikten sonra, emekliliğim geldi… Şimdi emekliyim ama sabahtan akşama kadar hayır, vakıf işlerimiz var; İnebolu Çevresi Sağlık ve Eğitim Vakfı.
Bir insanın başına gelecek en büyük felaket nedir bilir misin? Sabah yataktan kalktığı zaman, akşama kadar yapacak işi olmaması. Eğer sabah yataktan kalktığın zaman, akşama kadar yapacak işin varsa, dünyanın en keyifli, en mutlu insanı sensin. Yaşlanmaya zaman bulamazsın, hasta olmaya zaman bulamazsın. Ama sabah yataktan kalktığın zaman, akşama kadar yapacak işin yoksa, evde otururken hanım şu kapıdan içeri girer, 'Bey, sen bugün bir yere gidiver, benim komşularım gelecek, bugün evde temizlik var' der. Gidecek yerin yoksa, yandın. İşte ben o bakımdan rahatım. Hayır işleri, vakıf işleri var, öyle maddi bir şeyin peşinde değilim. Kira derdim yok... 74 model,
27 yaşında bir arabam var. İşte o arabamla gidiyorum, geliyorum, yazın zaten memleketime, köyüme gidiyorum, orada kalıyorum. İşte şimdi yerleştim, kitap yazacağım. Çok yaramazdım, rahmetli büyükannem ikide bir bana, 'Ulan sen ocak yakmazsın' derdi. Ben de gider, çalı çırpı toplar, işte bizim o köy ocağına, ocağa atardım. 'Bak işte büyükanne ocağı yaktım'. 'Yo öyle değil' derdi. Kitabın adı da 'Ulan Sen Ocak Yakmazsın!' olacak..."
Kaynak kişi önerilerinizi ve maddi desteklerinizi bekliyoruz.
Telefon: (0212) 327 86 58
Faks: (0212) 227 37 32
e-posta:tbct@tarihvakfi.org.tr
Proje danışmanları: Doç. Dr. Aynur İlyasoğlu, Doç. Dr. Esra Danacıoğlu
Görüşmeyi gerçekleştiren: Gülay Kayacan n Görüntü kaydı : Tamer Üstel
Deşifre / redaksiyon: Sevil Üzrek n Yayına hazırlayan: Tuba Çameli
Gelecek hafta: Taraklı'dan imam, hattat Saim Özel anlatıyor…

