VALİ YARDIMCISI
EMİN ARIK
1970’li yıllar, Üsküdar’ın bir köyünde öğretmenler. Beş öğretmenin üçü bayan, Okul Müdürü Remzi Bey. Köyde dedikodu almış başını, gitmekte. Kahvede, Hamdi Çavuş:
- Öğretmenlerin maaşı yetmiyor. Çocuklardan topladıkları odun, kömür ve hademe paralarını yiyorlar…
Orada bulunan öğretmen, kendisine duyurulmak istendiğini düşünüp:
- Lütfen dedikodu yapmayın. Ben ve diğer öğretmen arkadaşlarım, çocuklarınızdan topladığımız paraları okul müdürüne teslim ettik. Ondan sorun bu paraların hesabını, verecektir yanıtını. Dedikodu yakışmıyor…
Bu yanıt, öğretmenleri zan altında kalmaktan kurtarmıyor. Müdüre değiştirilerek götürülüyor. Tartışma boyut kazanıyor. Kavgaya dönüşüyor. Müfettiş gelip, ifadelerini alıyor.
Bir süre sonra derslere birlikte hazırlanan, planlarını, derslik düzenlemelerini birlikte yapan üç öğretmenin, ayrı ayrı yerlere atamaları yapılıyor. Hem birbirleri ile hem de bu üç öğretmenle dargın olan okul müdürü ve diğer öğretmen ise yerlerinde kalıyorlar.
Üç öğretmen, akşam bir araya gelerek durum değerlendirmesi yapıyorlar. Ertesi günü aldıkları kararı uygulamaya koyarak ve izin-rapor alıp, üçü birlikte İstanbul Valiliğine gidiyorlar. Milli Eğitim’den sorumlu Vali Yardımcısı’nın kapısında çoğu öğretmen on-on beş kişinin arkasında sıraya giriyorlar. Bu sırada hamile olan öğretmen, fenalık geçiriyor. Kapıdaki görevli, bekleyenlerden izin alarak, durumu Vali Yardımcısı’na iletiyor. Öncelik verilerek, içeri alınıyorlar. Vali Yardımcısı yer gösteriyor, kolonya, su, çay ikram ediyor. Uğradıkları haksızlığı anlatıyorlar. Sonuna kadar dinledikten sonra Vali Yardımcısı:
- İçtenliğinize inanıyorum. Durumunuzu inceleterek gereğini yapacağım. Yeni atandığınız okullarda görevinize başlamanızı istiyorum.
Vali Yardımcısı’nın bu sözleri sonrasında, ilk şaşkınlığı geçen ve köy kahvesinde Hamdi Çavuş’a yanıt veren öğretmen :
- Tamam Sayın Vali’m, yeni görev yerlerimize gidip başlayacağız. Yalnız bir şey daha söylememe izin verir misiniz?... Bir Vali Yardımcısı olarak değil, bir öğrenci velisi gibi düşünmenizi istiyorum… Bu gün 4 Nisan, çocuğunuz birinci sınıfta, okuma-yazma mekanizmasını kavramak üzere. Öğretmeninin ataması bir başka okula yapılmış. Veli olarak, bir baba olarak ne düşünürdünüz? Eşim, gördüğünüz gibi, karnı burnunda bu haliyle görev yapmaya çalışıyor ve birinci sınıf öğretmenidir. İlginize teşekkür ediyoruz… diyor ve ayağa kalkıyor, ama Vali Yardımcısı:
- Anlaşıldı, otur bakalım delikanlı. İyi yerden yakaladın… diyerek gülümsüyor ve sağ yanındaki kırmızı telefona uzanarak, numarayı çeviriyor. Telefonun diğer ucundaki Üsküdar Kaymakamı’na:
- Kaymakam Bey, yazın. … Köyü Öğretmenleri –üçünün isimlerini söylüyor-, ikinci bir emre kadar, bu üç öğretmenin ataması durdurulmuştur.
Teşekkür ederek çıkıyorlar. Akşama, kahraman gibi köye dönerek, o öğretim yılı sonuna kadar, öğrencilerinden ayrılmayarak mutlu oluyorlar.
Aradan yıllar geçiyor. Değişik illerde, değişik görevlerde bulunuyorlar. O Vali yardımcısı da, Vali oluyor. Yazılı ve görsel basında, bu Vali’yi sürekli izliyorlar. Aynı il’de çalışabilmeyi düşlüyorlar, olmuyor.
Bir akşam, yine birlikte televizyonda haberleri izlerken, Valiler kararnamesinin çıktığını, bu Vali’nin de Merkez Valiliğine atandığını öğreniyorlar. Gazetelerde de “Merkeze atandı, zaten Ağustos’ta, 65 yaşını doldurması nedeniyle emekli olacaktı” gibi bir gerekçe okuyunca üzülüyorlar. “Ağustos’ta emekli edilemez miydi?”, “Hangi makamda olursa olsun, insan olabilme özelliklerini yitirmemiş kişilere ne mutlu.” diyorlar. Kendi gözlerinde, utkular kazanmış bir Vali olduğunu da düşündüklerinde, gözleri nemleniyor. İçlerinden, “Sayın Vali’m, bundan sonraki yaşamınızda, sevdiklerinizle birlikte sağlık ve mutluluklar sizinle olsun,” diyerek yeniden düşünceye dalıyorlar…
|