26 05 2012

Uşak'ta Bir Kastamonulu: Ali KÜÇÜK

UŞAK’TA BİR KASTAMONULU

 İşte budur kıvancım, onurum,

 İstiklal Yolu’ndan;

Akdeniz’i kokluyorum...

Ali KÜÇÜK                                                                                                                        

                                UŞAK’TA BİR KASTAMONULU

             Kasım Ayının son günleri yıl 1999. İl düzeyinde rehberlik çalışmalarımız devam ediyordu. Erken sis çökmüştü Afyon Kalesi ve Hıdırlık Tepesine. Sandıklı güzergâhında yol yapım çalışmaları ulaşım hızımızı engelliyordu. Hocalar ilçesindeki çalışmalarımız henüz bitmemişti, TV programı yapmak için İle dönmüştüm. Özel arabamla, mesai saatinden önce Müfettiş arkadaşlarıma katılmak için sisler içinde erken saatlerde yola çıktım. Görüş uzaklığı çok azdı. Eşim ”Ne olur ne olmaz, teker falan patlarsa, ellerin üşür, ateş yakarsın” diye pardösümün cebine kibrit koymuştu. Antalya yol ayrımına geldiğimde, Sandıklı güzergâhının daha da yoğun sisli oluşu; Uşak–Banaz üzerinden Hocalar İlçesine daha kolay gideceğimi düşünerek İzmir yolunu seçtim. Afyonkarahisar sınırlarını çıktığımda sis azaldı. Dumlupınar Rampasını inerken sol yanımda birçok kamyonun beklediğini gördüm; sanırım sisin dağılmasını bekliyorlardı. Bu düşüncelerle hem hızlanıyor hem de tek geliş gidişli bu yolda daha dikkatli olmam gerektiğini biliyordum. Birden karanlıktan aydınlığa geçmişçesine hava güzelleşmişti.

          Banaz İlçesine yaklaşmıştım. Yola yakın toplu ağaçların olduğu boş alanda hareketli bir grup vardı. Otomobiller park halindeydi. Ben de meraklanıp otomobilimi sağa çekip park ettim. Dikkatlice karşıya geçtim, kalabalığa doğru yürürken birkaç mangalda et pişirildiğini gördüm ve hemen geri döndüm. Rüzgar et kokularını bana doğru getirmişti. Çıktığım şarampolden inerken arkamda tok bir ses “Hele yiğidim, şu cigaramı yakıvesen!” dedi. Bir anda elimde eşimin cebime koyduğu kibritin olduğun fark ettim sözün bana denildiğini anlayıp döndüm, bana yiğidim diyen adam benim iki katım irilikte pehlivan yapılı, kısa aksakallı, Uşak şapkası başında, dinç görünümlü hayata direnen bir yaşlı amca. Göz göze geldik. Kendim sigara içmediğim için (Bırakalı on yıl olmuştu), ”Bu genç yaşta, ayıp olmuyor mu sigara içmek, bu ülkenin size ihtiyacı var delikanlı!” dedim, tebessüm ederek. Gülümsediğinde yaşlılığı belli olmuştu. “Bizden delikanlılık geçti yiğidim, yaş 83 “dedi. İkinci defa yiğidim deyişini, küçümser bir tavır gibi algılamıştım aslında. O yaşta bile heybetini koruyordu. “Hala dinçsiniz maşallah, içmeseniz olmaz mı?” dedim. ”Yak hele yiğidim” dedi. Kibriti yakarak, yukarı doğru iki elimle tutarak kaldırdım, o da biraz eğildi ve sigarayı yaktım. Derin bir nefes çekti,”bi dost bu kaldı be yiğidim“ dedi. Gözleri, üflediği sigara dumanlarının kıvrımında umutlarını arar gibiydi.” Peki, amca, içmesen daha iyi olur, hoşça kal” diyerek arabama doğru yöneldim. Bir-iki adım attım ki; “Yiğidim nerelisin sen, pek buralardan birine benzetemedim seni?” diye seslendi. Döndüm; içimden nereyi bilir ki bu köylü amca dedim. Yine de doğrusunu söylemem gerektiğini düşünerek; ”Kastamonuluyum amca” dedim. İri yarı adam hafif bana doğru eğildi. Gözlerini hayretle açarak, tok bir sesle; “Kastamonu mu?” dedi. Gözleri parlıyordu. Duruşuyla daha da büyüyordu gözümde. “Evet, Kastamonu!” dedim. Sesim biraz yüksek ve titrekti. Elindeki sigarayı attı, ayağıyla çiğnedi, elini önüne bağlayarak, mahcup bir tavırla “Özür dilerim“ dedi. Şok olmuştum. Hiç bir anlam veremdim. Bu dağ gibi adamın; Kastamonuluyum sözünden sonraki bu içtenlik ve duruşu karşısında dondum kaldım… Deli mi, rol mü yapıyor diye düşündüm… Konuşmuyor, hafif boynunu bükmüştü.  Boğazımda bir gıcık oluştu sanki öksürür gibi yapıp” iyi de amca, Kastamonulu olmamın kerameti ne ki sizi bu davranış ve duruşa yöneltti?” dedim. Sağ elinin işaret parmağını havaya kaldırdı, Dumlupınar’a doğru sallayarak, “Bak yiğidim; Ben O Trikopis’i bu topraklarda yakalayıp susturan Kastamonulu Miralay Halit Bey’in yedi ceddine saygı duyarım!” dedi ve elini tekrar bağladı. Evet, bu yaşlı delikanlı, 5. Kafkas Tümen Komutanı Kurmay Albay Dadaylı Halit Bey’i anlatıyordu. Şaşkınlığım hayranlığa dönüşüverdi. Çanakkale, Kurtuluş Savaşı, Şerife Bacı’dan sonra kendimce; Uşak topraklarında, bir Kastamonulunun daha saygıyla anılması, titreten bir haz indirdi yüreğime. Ulus olmak için ecdadımızın nasıl izler bıraktığını, bizlerin de gelecekte onurla anılabilmek için neler yapmamız gerektiğini, birkaç saniye de anlamam mümkün değildi. Geçmişimden gurur duydum.

         Bana, kendimi tanıtan bu insana karşı mahcuptum biraz.  Sesimi ayarlayarak“ peki amca hangi köydensiniz, adınızı bağışlar mısınız?” dedim. Boş ver be yiğidim, her köyün bir delisi vardır, beni de adı olmayan deli diye an gitsin” dedi ve “hoşça kal” diyerek uzaklaştı. Giderken bir tarihi de yanında
Götürür gibiydi.                                                                                                                                


          
      
          Yakından tanıma fırsatını kullanamadığım için yıllardır pişmanlık duyuyorum. Ancak; bu tarih yüklü güzel insan; hayranlık duyduğu bu toprakların asker ve komutanları kadar saygı değerdir. Murat Dağlarında; Emperyalizmin uşağı Trikopis’in, Ürkek bir kuş gibi, Kastamonulu Miralay Halit Bey’in bakışlarına sığındığını anımsamak, yeniden öğrenmek unutulanları. Kararacahisar, Göğem Köyünden; başları omuzlarına yüklenmiş, bu garip yabancı yolcuları izlemek ve 2-3 Eylül 1922 günlerinin önemini, Anıtın kitabesinden alıp beyinlere ve yüreklere kazımak yeniden; işimiz olacaktır…

      “Ey Türk Ulusu! Burası 2 Eylül 1922 Cumartesi saat 22.30’da Yunan Orduları Başkumandanı General Trikopis ile maiyetinde bulunanların; Muzaffer Türk Ordularının 5. Kafkas Tümen Komutanı Kurmay Albay Dadaylı Halit Bey tarafından teslim alınan yerdir. Buradan çevreni gururla seyret! Türklüğün istiklal aşkına ve Türk Ordularının kahramanlığına inan ve güvenini tazele, Türklüğün geleceğine hız alarak ayrıl!”
      
        1999 yılı Kasım Ayının son günlerine döndüm yine. Banaz  yakınlarında; “Bak yiğidim!; Ben O Trikopis’i bu topraklarda yakalayıp susturan Kastamonulu Miralay Halit Bey’in yedi ceddine saygı duyarım!”… Seksen üçlük o delikanlı, adını bile söylemeden giderken; insan olma erdeminin, sözde değil, yaptığı işte olduğunu söylüyordu…
                                                                                                                Ali KÜÇÜK

 

 

HEYAMOLA KARADENİZ HEYAMOLA

 

Karadeniz dalgalı-Karadeniz sevdalı

Kabardı mı yüreği

Kaçkarlar, Ilgazlar, Köroğlu Dağları kafa  tutmasalar,

nasıl öpecek Akdeniz’i; içilir edecek okyanusu...

İşte O Karadenizli kabaran yüreğine aldı beni

Ve Samsun’a indirdi;

Sizlere özgürlüğün selamını  gönderdi..

Alın teri, grizu, duman ve ölüm!

Kutsal emeği kara elmasla yoğuran yeraltı aslanlarına;

bir değil, bin defa selam!

 

Karadeniz dalgalı-Karadeniz sevdalı

Kabaran yüreğinde, destanlaşan bir tarih saklı...

Ilgazları dinledim zirvesinde

Öyle yanıktı ki Çanakkale Türküsü!

Tosya’lı Ecir’in MEMED,  gülerek el sallıyordu,

Boğaza gömülen İngiliz zırhlısına!

Kalemler yetmez ki seni anlatmaya,

Kağnılar – silahlar – analar çocuklarla;

Halime Çavuş , Necibe Nine , Şerife Bacı

bir adım daha yakındı Afyon’a

İnebolu – Çankırı yolunda! 

Anadolu kalkarken ayağa

Emperyalin uşağı Trikopis;

Ürkek bir kuş gibi sığınmıştı

Dadaylı Miralay Halit Bey’inbakışlarına…

İşte budur kıvancım,onurum !

İstiklal Yolu’ndan

Akdeniz’i kokluyorum!

Sende efe destanın yazdın SEPETÇOĞLUM!

Volkanı saklı dağ gibisin,

Kastamonum – Kastamonulum!

 

Haksızlığa bir ibret Sinop’ un damı,

eşkıya dünyaya hükümdar olmaz,

bir dere ki oy be oyy Memed' in sevdası durmaz

ya Hekimoğlu – ya Hekimoğlu' na dayanır mı yürek

Çarşamba’yı yine sele aldırdın felek...

Fındık deren nazik eller – Maçka’nın yaşlı gözleri,

Çayeli’nde hamali olunacak güzeller,

Dursun, Temel, Fadime!

Sen yok musun Of’li sen!

Hepiniz bir can, hepiniz bir güzel...

 

Karadeniz’de dalga – Karadeniz’de sevda

Heyamola Karadeniz HEYAMOLA !

Sevdalı Karadeniz - Karadeniz dalgalı,

Başım gözüm üstüne selamları... 

Türkülerde nağme,

kemençede yay,

bağlamada teldir!

Yemin ederim size,

Her Karadenizli;

Bir MUSTAFA KEMAL ‘dir !..

 

Ali KÜÇÜK

Eğitim Müfettişi-Şair

402
0
0
Yorum Yaz