27 06 2011

TOPLUMCU GERÇEKÇİ EDEBİYATIMIZIN YÜZ AKI

Haziran'da üç büyük devrimci usta ölmüştür:
2 Haziran'da Orhan Kemal(1970) ve Ahmed Arif(1991)
3 Haziran'da Nazım Hikmet(1963)
 

TOPLUMCU GERÇEKÇİ EDEBİYATIMIZIN YÜZ AKI

“Ben halkımı, köylü¬mü, bütün köylüleri, bütün fakir fukarayı seven bir yazarım. Belirli bir takım şartlar yüzünden geri, bilgisiz kalmış insanların imka¬na kavuştukları zaman değişip gelişeceklerine, ileriliği benim¬seyeceklerine, uygarlaşacak¬larına inanıyorum.”

TOPLUMCU GERÇEKÇİ EDEBİYATIMIZIN YÜZ AKI

 

İşte bunları söylüyordu Or¬han Kemal ve kimin ya¬zarı olduğunu ifade ediyordu yalın bir dille. Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’in dediği gibi “Haziran’da ölmek zor”du. Ve O da tıpkı Bursa Hapisanesi’nde 3,5 yıl birlikte yattığı ve yazarlığının bu noktaya gel¬mesinde büyük etken olan Na¬zım Hikmet gibi Haziran’da veda etti bu dünyaya. Tam 41 yıl önce bugün (2 Ha¬ziran) aramızdan ayrıldı.

“ENÇOKLARIN YAZARI”

1914’te doğan ve asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü olan Or¬han Kemal, hayata işçi olarak atılmış bir yazardı. Adana’dan İstanbul’a çoluk çocuk beş pa¬rasız geldiğinde uzun yıllar ya¬şadığı Haliç kıyısındaki Cibali’de ahşap bir eve yerleşmişti. O dönemde İstanbul’un işçi mahalleri olan bu muhitte bir yazı işçisi olarak yaşamını sür¬dürdü. En büyük fabrikadan en derme çatma atölyeye ka¬dar sanayi kesiminin yerleştiği Haliç kıyılarında, öykü ve ro¬manlarının kahramanlarıyla birlikteydi. Ve sadece kaderini paylaştığı yoksulları, işsizleri ve parasızları yazmakla kalmadı; bu şartları yaratanların kimler olduğunu bilen ve onları karşısına alan bir yazar oldu Orhan Kemal…

Üzerinde önemle durduğumuz ve sık sık tekrar¬ladığımız gibi ‘en çoklar’ın ya¬zarıydı. Yani her gün kendileriyle ve başkalarıyla kapışarak, ekmek peşinde ko¬şan ‘küçük insanlar’ın, suçluların, çocukların, dilencilerin, çöpçülerin, gardiyanların, sıra¬dan kadınların, bıçkın delikan¬lıların ve uçuk kızların ve daha pek çoklarının yazarı…

Ekmek kavgası verenleri aynı adlı öyküsünde, hafta ta¬tilinde çalıştırılan çocuk işçile¬rin dramını “Uyku” adlı öykü¬sünde buluruz. Yine doku¬macı, trikotajcı kızların acılı yaşam serüvenlerinin yanında, geçim derdi yüzünden kendini asan iplikhane işçisi üç çocuklu Zehra’nın acı sonunu da rastlarız öykülerinde. Çukurova’daki ırgatların ya¬şamları, bir kuru kurtlu ekmek için günde 12-18 saat çalıştı¬rılışları, entrikalar, dönen do¬laplar, saflıklar, cinsellikte ki¬min eli kimin cebinde döngü¬sünün su gibi akıcı olduğu “Bereketli Topraklar Üzerinde” yazarın ve Türk Edebiyatı’nın en önemli romanlarından biri¬dir. Bereketli Topraklar Üzeri’nde kadar önemli sayılabilecek ve yine sinemaya uyarlanan “Eskici ve Oğulları” ya da diğer adıyla “Eskici Dük¬kanı”nda da topal eskici ile iki oğlunun özlemlerini, düşlerini ve bunları gerçekleştirmek için verdikleri savaşı anlatır. Baba ve oğulları arasında yaşanan fikir ayrılıkları ve bunun sonu¬cunda yaşamlarını daha iyi ha¬le getirmek için kütlü pamuk toplamaya giden oğulların ai¬leleriyle birlikte ellerinde avuç¬larında kalanı da yitirerek çö¬küşlerini anlatır.

“NAZIM’LA 3.5 YIL”

Yaşamı boyunca işçilik, dokumacılık, katiplik, ambar memurluğu gibi işlerde çalışan Orhan Kemal, 1938’de Niğ¬de’de askerliğini yaparken “Maksim Gorki ve Nazım Hik¬met kitapları okumak” , “yaban¬cı rejimler lehinde propaganda ve isyana muharrik” suçundan tutuklandı ve 5 yıl hapse mah¬kum oldu. İşte Nazım’la tanışmasını sağlayacak bu hapishane yılları onun ha¬yatının dönüm noktalarından biri oldu. 1940’ta, Bursa Ceza¬evi’nde tanıştığı ve “bütün söz¬lerinden bal gibi şiir sızıyor” dediği Nazım Hikmet’in top¬lumcu görüşlerinden etkilendi; kendisinden Fransızca, felse¬fe, siyaset dersleri aldı. Onu şiir yerine roman ve öykü yazmaya teşvik eden de Nazım oldu. Belki de bu mahkumiyet ona yaşamın bir mükafatıydı demek doğru olabilir. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Bursa Hapishane¬si’nin dondurucu koğuşlarında birlikte geçir¬dikleri günleri “Nazım Hik¬met’le 3,5 yıl” adlı kitabında yalın bir şekilde anlatıyor. Yine hapisanedeki sefalet günlerini ve kader mahkumlarını “Yet¬miş İkinci Koğuş” adlı eserinde anlatan Orhan Kemal, tuttuğu günlüklerden oluşan “Yazmak Dolu Dizgin”e de o günlerle başlı¬yor.

“EMEKÇİLER 41 YILDIR ONSUZ”

Üzerinde yaşadığımız bu coğrafyanın, kentlerimizin yok¬sul semtlerinin, köylülerimizin, kısaca öteki yüzlerimizin yazarı Orhan Kemal, Bulgar Yazar¬lar Birliği’nin çağrısı üzerine gittiği Sofya’da, tedavi gördü¬ğü hastanede 2 Haziran 1970’te aramızdan ayrıldı. Pek çoğumuz kitaplarında kendi¬mizi bulduk. “Avare Yıllar” , “Baba Evi” , “Ar¬kadaş Islıkları”nda ilk gençlik yıllarımızdan kesitlere rastladık. Bıraktığı eserleriyle her ‘renk’te ve kişilikte insanı su¬nan toplumcu-gerçekçi edebi¬yatımızın yüz akını, bereketli topraklarımızın yazarını hatırlamak, yeniden yeniden okumak belki en çok da yeni kuşaklarla tanıştırmak zorunluluğu önümüzde bir görev olarak duruyor. Tabi yeni Orhan Kemal’leri yetiştirmek, bir yerlerde gün yüzüne çıkmaya bekleyen değerleri bulup aydınlığa çıkarmak ise bir başka zorunluluğumuz…

Bu görüşümüze destek verebileceğini düşündüğüm bir sözle noktalamak istiyorum satırlarımı. Evet son sözü Asaf Çi¬yiltepe’nin 1976 yılında, Anka¬ra Sanat Tiyatrosu’nda sahne¬ye koyduğu ve aynı yıl Orhan Kemal’e Yılın En iyi Oyun Ya¬zarı Ödülü’nü kazandıran ese¬ri, ‘72. Koğuş’ için kaleme aldı¬ğı bir yazıya bırakıyorum: 

“Eğer biz namuslu kişilersek Orhan Kemal’in sanatına şimdiye ka¬dar ilgi duymamışsak, ödevi¬mizi yapmamışız demektir. Ya¬şamının şunca yılını hapiste geçirmiş bu sessiz, patırtısız yazara toplumun bugüne ka¬dar dayanak olmayışı, ancak toplumun kusuru olarak ortaya çıkar. Oysa yazar yalnız inan¬cının adamı olmaktan öteye gitmeyi, çağımızın insanı ol¬mayı çoktan, hatta bizler uyku¬dayken başarmıştır. Yurdumu¬zun insanını tanımaktaki üstün gücü karşısında deneyimleri¬mizin ne kadar kısır, renksiz olduğunu bilmek zorundayız. Bir ülkede insanları birbirine Orhan Kemal gibi yazarların varlığı yaklaştırır.”

 

Şenol Çırak 

 

KAYNAKÇA:

Nurer Uğurlu / Orhan Kemal’in İkbal Kahvesi, Örgün Yayınları, 2002

Yazmak Doludizgin / Günlükler-Şiir¬ler, Tekin Yayınevi, 2002

Osman Şahin, Cumhuriyet Kitap, Haziran 2002 

Haziran'da Ölmek Zor


haziranda ölmek zor

orhan kemal'in güzel anısına


işten çıktım
sokaktayım
elim yüzüm üstümbaşım gazete


sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sokakta tomson
sokağa çıkmak yasak


sokaktayım
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
yaralı bir şahin olmuş yüreğim
uy anam anam
haziranda ölmek zor!


havada tüy
havada kuş
havada kuş soluğu kokusu
hava leylâk
ve tomurcuk kokuyor
ne anlar acılardan/güzel haziran
ne anlar güzel bahar!
kopuk bir kol sokakta
çırpınıp durur


çalışmışım onbeş saat
tükenmişim onbeş saat
acıkmışım yorulmuşum uykusamışım
anama sövmüş patron
ter döktüğüm gazetede
sıkmışım dişlerimi
ıslıkla söylemişim umutlarımı
susarak söylemişim
sıcak bir ev özlemişim
sıcak bir yemek
ve sıcacık bir yatakta
unutturan öpücükler
çıkmışım bir kavgadan
vurmuşum sokaklara


sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sarı sarı yapraklarla birlikte sanki
dallarda insan iskeletleri


asacaklar aydemir'i
asacaklar gürcan'ı
belki başkalarını
pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim
dökülüyor etlerim
sarı yapraklar gibi


asmak neyi kurtarır
sarı sarı yaprakları kuru dallara?
yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla
ne anlatır bir ağaç
hani rüzgâr
hani kuş
hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?

asılmak sorun değil
asılmamak da değil
kimin kimi astığı
kimin kimi neden niçin astığı
budur işte asıl sorun!


sevdim gelin morunu
sevdim şiir morunu
moru sevdim tomurcukta
moru sevdim memede
ve öptüğüm dudakta
ama sevmedim, hayır
iğrendim insanoğlunun
yağlı ipte sallanan morluğundan!

neden böyle acılıyım
neden böyle ağrılı
neden niçin bu sokaklar böyle boş
niçin neden bu evler böyle dolu?
sokaklarla solur evler
sokaklarla atar nabzı
kentlerin
sokaksız kent
kentsiz ülke
kahkahanın yanıbaşı gözyaşı


işten çıktım
elim yüzüm üstümbaşım gazete
karanlıkta akan bir su
gibi vurdum kendimi caddelere
hava leylâk
ve tomurcuk kokusu
havada köryoluna
havada suçsuz günahsız
gitme korkusu
ah desem
eriyecek demirleri bu korkuluğun
oh desem
tutuşacak soluğum

asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi
yaşatmaktır önemlisi
güzel yaşatmak
abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak


ah yavrum
ah güzelim
canım benim / sevdiceğim
bitanem
kısa sürdü bu yolculuk
n'eylersin ki sonu yok!
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

nerdeyim ben
nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz siz
kimsiniz?
ne söyler bu radyolar
gazeteler ne yazar
kim ölmüş uzaklarda
göçen kim dünyamızdan?


asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi?
yolunmuş yaprakları
ve kırılmış dallarıyla bir ağaç
söyler hangi güzelliği?

kökü burda
yüreğimde
yaprakları uzaklarda bir çınar
ıslık çala çala göçtü bir çınar
göçtü memet diye diye
şafak vakti bir çınar
silkeledi kuşlarını
güneşlerini:
«oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet,
memet!»

gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
üstümbaşım elim yüzüm gazete
vurmuşum sokaklara
vurmuşum karanlığa
uy anam anam
haziranda ölmek zor!


bu acılar
bu ağrılar
bu yürek
neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar
bu ağaçlar niçin böyle yapraksız
bu geceler niçin böyle insansız
bu insanlar niçin böyle yarınsız
bu niçinler niçin böyle yanıtsız?

kim bu korku
kim bu umut
ne adına
kim için?


«uyarına gelirse
tepemde bir de çınar»
demişti on yıl önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki «manda gönü»
demek ki «şile bezi»
demek ki «yeşil biber»
bir de memet'in yüzü
bir de güzel istanbul
bir de «saman sarısı»
bir de özlem kırmızısı
demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı
geride kalanlara


nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz?


yıllar var ki ter içinde
taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
3 haziran '63'ü

bir kırmızı gül dalı
şimdi uzakta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
yatıyor usta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
okşar yanan alnını
bir kırmızı gül dalı
nâzım ustanın


gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstümbaşım gazete
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
şuramda bir çalıkuşu ötüyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

(1977)

1963'lerde yaşanılanları ben, ancak böyle dökebildim 1976'larda şiire.
onüç yılda özümsemişim o olayları, onüç yıl sonra damıtabilmişim. o günleri yaşayıp da ozanlığa soyunanlar, elbette ki benden daha iyi yapabileceklerdir bu işi. "el elden üstündür, taa arşa kadar" demiş eskiler. h.h. 

 

ZİNDANI TAŞTAN OYARLAR

Bursa'nın ufak tefek yolları
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa şiir gülleri
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Bir şubat gecesi tutuldu dilin
Silâha bıçağa varmadı elin
Ne ana ne baba ne kız ne gelin
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Ne bir haram yedin ne cana kıydın
Ekmek gibi temiz su gibi aydın
Hiç kimse duymadan hükümler giydin
Döşek diken diken yastık batıyor
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Zindanı taştan oyarlar
İçine bir yiğit koyarlar
Sağa döner böğrü taşa gelir
Sola döner çırılçıplak demir
Çeliğin hası da yiğidim aman böyle bilenir
Döşek melul mahzun, yastık batıyor
Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

Bugün efkârlıyım açmasın güller
Yiğidimden kötü haber verirler
Demirden pencere taştan sedirler
Döşek melul mahzun yastık batıyor
Yiğidim şahinim aman burda yatıyor

Mezar arasında harman olur mu?
On üç yıl hapiste derman kalır mı?
Azrail aç susuz canın alır mı?
Döşek melul mahzun yastık batıyor
Yiğidim şahinim aman yerde yatıyor...

Dilinde dilimi bulduğum
Gücüne kurban olduğum
Anam babam gibi övdüğüm
Dayan hey Aslan Ustam
Abenim
Yiğidim dayan.
Dayan hey gözünü sevdiğim
Bugün efkârlıyım açmasın güller
Yiğidimden kötü haber verirler.

Sana kökü dışarda diyenlerin kökleri kurusun
Kurusun murdar ilikleri dilleri çürüsün
Şiirin gökyüzü gibi herkesin.
Sen Kızılırmak kadar bizimsin
En büyük ustası dilimizin
Canımız ciğerimizsin.

Bugün burdaysa şiirin, yarın Çin'dedir
Bütün hışmıyla dilimiz
Kökünden sökülmüş bir çınar gibi
Yüreğimiz içindedir.

Bugün burdaysa şiirin, yarın Çin'dedir
Acısıyla sızısıyla alnının kara yazısıyla
Bir yanı nur içinde tertemiz.
Bir yanı sızım sızım sızlayan memleketimiz içindedir.


Bedri Rahmi EYUBOĞLU


Not:Bedri Rahmi'nin Nazım Hikmet'e yazdığı bu şiirin bir kısmı hepimizin bildiği gibi Livaneli tarafından Yiğidim Aslanım olarak bestelenmiştir. 
 
2000'E DAİR
 
 
Bin dokuzyüz senesinin
İki bine yerini
Verdiğini
Görmek istiyorum
Ne zevkli şey olurdu seyretmek torunumu
Van üniversitesindeki kız arkadaşlarıyla
Kutbu şimalide kızak kaydığını
Vaşingtonda Kapitol bahçesinde
Ren şarabı içip
Çinli dostu Şin-Fo`yla beraber
Şankay`dan haber
Beklemek!
Adana `da gençlik aşımı yaptırıp
Hindistanda gerdeğe girmek için
Arzuhalsiz müracaat etmek
Hastanelere
Ve duyduğum sevincin
Radyografisini gösterip Hindli karıma
‘Sevgilim bak!’ demek
Ve Bahrimuhiti Atlasi`de

Karımla beraber zıpkın atmak
Balinalara!
Ne tadına doyulmaz olurdu
Misis`li Çopur Ali`nin,
Sorbone`da
‘Parçalanan Atomun
Sanayiye tatbikine dair’
Konferansını dinlemek
Ve 1941 harbi için
“Ne acayip sey!’demek
Hey gidi 2000senesi hey”

15-10-1941

Orhan Kemal

Not: Şiir'de Futurist yaklaşımlarla Nazım Hikmet etkisi belli oluyor.


Orhan Kemal'in hayatından:

1940 yılı kışında Bursa Cezaevi’nde Nazım Hikmet’le tanıştı. O tanışma anını anılarında şöyle dile getirir, Orhan Kemal:
“Müdürün oda kapısında çevik bir gıcırtı, kapı açıldı. Nefesimi kesmiş, gözlerimi kısmışım..Bir heykel sükunu içinde, azametli bir mermer heykel bekliyorum... Bir an yüzyüze geliyoruz, sonra gözgöze..Mavi mavi gülüyordu. Bu gülüş muhakkak ki bir çocuğu hatırlatıyor..Temiz, taze, sıhhatli ve dost! Bir lahza şaşkın, bekledi. Galiba ne yapması lazım geldiğini ölçtü, yahut tanış bir yüz arandı..Sonra gözüne Necati ilişti herhalde, ona doğru yürümeğe hazırlanırken, Necati ona koştu ve beni tanıttı.El sıkıştık. Ayaklarının topuklarını, hazır oldaki bir er gibi birleştirerek, kendisini teşrifata zorladığı aşikar bir tarzda ciddileşmeye çalışarak: -Ben Nazım Hikmet! Dedi.”

Bu tanışma, onun sanat yaşamının belirginleşmesinde bir dönüm noktası oldu: “Benimle inceden inceye uğraşıyordu. O kadar ki, ‘yarı aydın’lığımdan, yahut ‘küçük burjuva’lığımdan gelen ‘vıdıvıdıcı’ tabiatımla, birtakım huy ve telakkilerime varana kadar her şeyimle..”26 Eylül 1943’te tahliye olunca Adana’ya döndü. 

36
0
0
Yorum Yaz