26 05 2012

Uşak'ta Bir Kastamonulu: Ali KÜÇÜK

UŞAK’TA BİR KASTAMONULU  İşte budur kıvancım, onurum,  İstiklal Yolu’ndan; Akdeniz’i kokluyorum... Ali KÜÇÜK                                                                                                                                                         UŞAK’TA BİR KASTAMONULU              Kasım Ayının son günleri yıl 1999. İl düzeyinde rehberlik çalışmalarımız devam ediyordu. Erken sis çökmüştü Afyon Kalesi ve Hıdırlık Tepesine. Sandıklı güzergâhında yol yapım çalışmaları ulaşım hızımızı engelliyordu. Hocalar ilçesindeki çalışmalarımız henüz bitmemişti, TV programı yapmak için İle dönmüştüm. Özel arabamla, mesai saatinden önce Müfettiş arkadaşlarıma katılmak için sisler içinde erken saatlerde yola çıktım. Görüş uzaklığı çok azdı. Eşim ”Ne olur ne olmaz, teker falan patlarsa, ellerin üşür, ateş yakarsın” diye pardösümün cebine kibrit koymuştu. Antalya yol ayrımına geldiğimde, Sandıklı güzergâhının daha da yoğun sisli oluşu; Uşak–Banaz üzerinden Hocalar İlçesine daha kolay gideceğimi düşünerek İzmir yolunu seçtim. Afyonkarahisar sınırlarını çıktığımda sis azaldı. Dumlupınar Rampasını inerken sol yanımda birçok kamyonun beklediğini g&ou... Devamı

26 05 2012

Yaz Efendi Küçük Yaz / Ali KÜÇÜK

  YAZ EFENDİ KÜÇÜK YAZ                         Türk Ulusu bağımsızlığını kazanmış, Cumhuriyet kurulmuş, ilk onuncu yılında aydınlanmanın hızla yürüdüğü, Atatürk Devrim İlkelerinin hayata geçirildiği Anadolu’nun köylerinin birinde, İstiklal Savaşı madalyalı gazisi Ecirin Memet, “Yaz Efendi! ‘Küçük’  yaz diyordu.             1934 Soyadı Yasası yürürlüğe girmiş, Türk Ulusu’nun kurtarıcısı Mustafa Kemal’e Türkiye Büyük Millet Meclisi,”ATATÜRK” soyadını vermiştir.             Artık Türk insanı birey olma bilinciyle kendi kimliğine kavuşacaktı. Lâkap, sülaleden gelen  “Ahmet oğlu Mehmet-Hasan oğlu Hüseyin “diye çağrılmayacaktı.             Ilgaz ve Köroğlu Dağları’nın rüzgârı ve güneşi içine hapsettiği güzel bir gündü. … köyünde halk tatlı bir telaş içinde şehirden gelen memurların, köy heyeti ve bilirkişilerin de onayıyla insanlara uygun gördükleri soyadlarını kaydediyorlardı. Daha çok, o güne değin aile büyüklerinin kendileriyle özdeşleşmiş yaşam biçimlerini anlatan kişiler öne çıkıyordu. Bazılarına çok çam kestiklerinden “çamcı”, bağlarından üzümleri eksilmezlere “üzümcü” yazılırken; diğerlerine de sütçü, yoğurtçu, oduncu gibi soyadları art arda veriliyor, kahkahalar atılıyordu.         &nbs... Devamı