Ooy Oy / Öykü / Fikri UZUN
12/4/2009 · Kategori: Oyku
Bakırcı Osman, Kırk Çeşme Mahallesinden çıktı, ağır adımlarla Uzun Sokağa indi.
“Ne hızlı değişim oldu. Çocukluğumda şu caddeler, sokaklar ne kadar tenhaydı. Tezgâhlar kurulur, urgan bükülürdü. Şu dev yapıların yerleri bahçeydi. Gençliğimde bu beton binalar, sıralı dükkânlar yoktu” dedi.
Bey Hamamının önünden, Askerlik binasının yanından geçti. Askerlik Binasını iyice süzdü. Asker, taş binaya iyi bakmıştı.
Yeni düzenlenen Cumhuriyet Parkına geldi, boş bulduğu belediye oturağına oturdu. Yanına oturan, kalkıp gidenler oldu.
“Nerede o eski konaklar, ahşap evler” dedi, Kale eteklerine, Çay boyuna bakan Osman Usta.
Alışılmışın dışında, her yanı fotoğraf kaplamalı iki minibüs geçti karşı yoldan. Az sonra, bir tane de beri yoldan. Karşı yoldan geçenlerin beri yola dolaşası olmadı.
Gözü önünden geçen minibüsün her yanına yapıştırılmış fotoğrafları tanıdı.
Geçmiş seçimleri anımsadı. Yere atılmış, günlerce süpürülmeyen kâğıtlar, çay üstüne karşıdan karşıya gerilmiş bayraklar, geldi gözünün önüne.
Düşmeden yürümeye özen gösteren Hasan Onbaşı geldi, çarşı yönünden yanına, bastonuna dayanarak.
Buyur etti, Osman Usta, Hasan Onbaşı’yı.
İki gün önce tanışmışlardı aynı yerde. Osman Usta bakırcı, Hasan Onbaşı, urgancıydı. Bükülmüş hazır halatları, urganları, kınnapları, yularları alır, toptan satardı. Kendi deyimiyle: “Naylon çıkalı, işin tadı tuzu, kendirin kokusu kalmamıştı.”
Osman Usta, bakıra istediği şekli verir, yaptığı kaplar aranırdı. Gelmişten geçmişten, kıtlıktan yokluktan, boynu bükük kalmaktan, oğlandan gelinden konuştular.
Hasan Onbaşı, ellerini bastonunun, çenesini de ellerinin üstüne koydu, gözünü bir noktaya dikti, gençliğini, çocukluğunu, zor geçen yıllarını anımsadı. Doya doya anımsayamadan, başka bir sahne geliyordu gözlerinin önüne.
Ayakucundan tek başına gezinen bir güvercin geçti. Yerdeki çekirdek kabuğuna bir dıdık attı, bıraktı. Belli ki içi boştu.
Şerife Bacı ve Atatürk Anıtının önünde bir kalabalık belirdi. Biri anıtı göstererek konuşuyor, ötekiler ona bakarak dinliyorlardı.
Hasan Onbaşı doğruldu, değneğinin ucunu yere iki kez vurdu. Kamburlaşmış belini, olabildiğince doğrultmaya çalıştı, doğrulabildiğince doğruldu, değneğin ucunu yere bir kez daha vurdu. Osman Ustadan yana baktı:
“Osman; sen askerliğini nerede yaptın”?dedi.
“Trakya’da” dedi, Osman Usta.
“Ben Erzurum’da yaptım. Nereyi kazsan toprağın altı top mermisi, martin gapcuğu” dedi, Hasan Onbaşı. İkisi de askerlikleri dışında, yöreleri dışına çıkmamış, askerlik anılarını hiç unutmamışlardı.
Osman Usta, babasının anlattıklarını anımsadı. Babası askerliğini Edirne’de yapmış, yarı aç yarı tok, komutanları ve tüm arkadaşlarıyla birlikte, hiç soyunmadan altı ay eğni başıyla yatmışlardı.
“Şükür bu günleri bize hazırlayanlara” dedi.
“Şükür ki şükür” dedi Hasan Onbaşı. Durdu, durdu. Belli belirsiz başını aşağı yukarı salladı:
“O gün öyle olmasaydı, bu gün böyle olamazdık” dedi.
Karşılarındaki süs ağacının dibinde iki çocuk itişmeye başladı. Kalkıp ayırmak geçti içlerinden. Kalkmadılar. Çocuklar, birbirinin yakasından yapıştı, kollarıyla birbirini itti, bırakmadı, birbirlerini birbirlerine yaklaştırmadılar. Yakalarını bıraktı, boya sandıklarını ellerine aldı, birer köşeye oturdular. Fırçalarının tersini sandıklarına vurdu, ayakkabı boyatacaklara, orada olduklarını duyurmaya çalıştılar.
***
“Misçi” geldi Hasan Onbaşıyla Osman Usta’nın yanına. Üstlerine şırıngayla mis pompaladı. “Pompalama” demedi, yüz vermediler.
Simitçi geçti önlerinden.
Susamlı simit, mis gibi koktu.
“Nerede onu yiyecek diş” dedi, Osman Usta.
Ne dedikleri belli olmayan parti propaganda arabaları, aralıksız gelip geçiyordu, karşı ve beriki yoldan.
Osman Usta, bile bile:
“Derdi ne bunların Hasan”?dedi.
Hasan Onbaşı anladı.
“Oy oy, oy istiyorlar” dedi. Aslında Osman Usta da biliyordu da, neden gezdiklerini, propaganda, yaygara yaptıklarını, Hasan Onbaşı’yı konuşturmaktı amacı. Konuşmadı Hasan Onbaşı.
Ne seçimler, ne vaatler, ne beceriksizlikler, tutmayan ne tahminler görmüştü. Ne umut kırıklığına uğramıştı.
***
Köprübaşında saatlik, günlük iş bekleyen işçiler, çayın üstüne iki geçeli gerilen, sallandıkça birbirine dolaşan parti bayraklarına bakıp güldüler.
İş bekleyenlerden birisi olan “Deli Zeki”, cebinden Malbora paketini çıkarttı, içinden bir sigara çekti yaktı. İki yanına baktı, kendisine bakan yoktu.
Taşıtlar geçiyordu yoldan. Karşıdaki, eski “Bakır palas” şimdiki balıkçı önünde duran olmadı. Duran olsa, hemen koşup arabayı dolayı geleceklerdi.
Kim gözünü açarsa işe o giderdi.
***
Yukarı Pazar’da, çeşmenin karşısındaki Fanilacı Makbule’nin kapısı çalındı. Makbule, makine başından kalktı, üstünü başını düzeltti, alt kata indi, dış kapıyı açtı. Kucağındaki bir tomar kâğıdın içinden, bir kâğıt verdi kapıyı çalan.
Konuşmadılar.
Kâğıt kadar, kâğıttaki gülümseyen fotoğrafta kaliteliydi. Kâğıdı ayakkabılığın üstüne koydu, alt kata inmişken bir kova talaş bastı, üst kata çıkarttı. Alt kat kirada, kendisi üst katta oturuyordu.
***
“Ihlamur iç başkanım” dedi, deneyimli olduğu herkesçe bilinen “partici”, sesi kısılan başkan adayına. Ve ekledi:
“Açık ara ile seçimi alıyoruz evvel Allah başkanım”.
Başkan, oturduğu koltuğa yaslandı, başını arkaya attı, gözlerini yumdu, kımıldamadan öylece durdu. Oradakiler, uyuduğunu sandılar.
Başkan adayı, hülyaya daldı. Bu kez olacaktı. Belediye Meclisinde çoğunluğu alırsa, tasarılarını engelsiz uygulardı.
O da insandı.
Uykudan uyanır gibi kalktı, seçim boyu, ücretli çalıştırdığı ocakçıya:
“Bir kahve yap Bekir Usta, az şekerli olsun” dedi. Bekir usta kahveyi yaptı, şekerini biraz fazla kaçırdı. ”Çaktırmadı”. Başkan adayı, kahvesini yudumlarken, yarın akşamüstü yapacakları konvoyu düşündü. Onlardan önce mi, sonra mı yapmalıydı…
“Herkese söylediniz mi”? dedi, propaganda işlerinden sorumlu Şaban’a.
“Söyledik başkanım. İlçelerden de gelecekler” dedi Şaban.
***
Görkemli geçmişti partilerin konvoyları. Köylerden traktör getirtenler bile oldu. Kimin daha kalabalık, kimin ucu başı nerede olduğu kestirilemedi. Daha doğrusu, konvoy gösterisinde kimin daha etkileyici olduğu anlaşılamadı.
***
Oylar kullanıldı, sandıklar açıldı, sayım yapıldı. Sonuçlar açıklandı.
Umutlar suya düşmüştü.
Yurt genelinde değişen pek bir şey yoktu. Geçen seçimde de böyle olmuş, rüzgâr arkadan esse de fayda etmemişti.
Başkanlar ve öteki adaylar, kara kara düşünmeye başladılar.
Teselli nedenini yine Şaban buldu.
“Sayın başkanım, seçimi kazanamadık, oylarımız artmadı amma, oy kullananların sayısı arttı. Çalışmalarımız sayesinde, seçime katılan seçmen sayısında artış oldu. Geçen seçimde yüzde altmış yedi olan seçime iştirak eden seçmen sayısı, bu seçimde yüzde yetmiş dokuza çıkmıştır. Karşı partilerin oylarındaki artma eksilmiştir. Verilen bilgiler bu doğrultudadır”.
“Tüm teşkilatlara bilgi verin, bu yönde açıklama yapsınlar” dedi başkan.
Kim uğraşacak faksla, elektronik postayla.
Tüm teşkilata mesaj çekildi, bozuk Türkçe, bozuk harflerle, cep telefonlarından.
***
Sonuçları ve genel başkanın açıklamalarını televizyondan izleyen Osman Usta; titreşimli derin bir iç çekti:
“Ooy anam oy” dedi.
Fikri UZUN'un Diğer Öyküleri:
________________________
Ooy Oy / Öykü / Fikri UZUN
Teze Sıcak Sımsıcak Bir Öykü / Fikri UZUN
Sedirdekiler / Öykü/ Fikri Uzun

