OKUMA / ÖYKÜ / FİKRİ UZUN
7/9/2008 · Kategori: Merkez Ilce
OKUMA
Cebir konuları çıkalıdan beri, matematik dersiyle arası hiç iyi olmadı.
X + Y kare = Z kareler ilgisini çekmedi. İki yanlış, nasıl olurda bir doğru ederdi? İki yanlış, iki yanlış etmez miydi?
Matematik dersine çalışmak gerektiğinde, kendi kendine bahaneler uydurur, başka işlerle ilgilenirdi.
Çalıştığı zaman öteki derslerin üstesinden gelebiliyordu.
Birinci dönem matematik notu zayıf, ikinci dönem de düzeltememişti.
Aldığı yazılı notları ortalamasının dışında arkadaşlarının da yaptığı deneme sınav sonuçlarına göre, bütünlemeye kalıyor, bütünlemede de pek bir değişiklik olmayacağını biliyordu.
Okulların kapanması yaklaşmıştı. Hoca “Kurtarma yazılısı” yapmadı. Sözlü istese, sınıfa kepaze olacaktı.
İşi sürüncemeye bırakmamalı, sınıfı geçmeliydi. Ne yapması gerektiğini düşünürken; deneyimli öğrencilerin de önerileri ve zorlamalarıyla, matematik hocasıyla konuşmağa karar verdi. Başka bir seçeneği de yoktu.
“Hocam okumak zorundayım. Kastamonu’dan gurbet ele okumaya geldim. Sınıfta kalırsam bir daha okuyamam…” diyecekti.
Bu yöntemle, derslerinin bir bölümünü kurtaranlar vardı.
Matematikçi ile okulda, bahçede, çarşıda karşılaşıyor, konuşmaya kalkışıyor bir türlü konuşamıyordu.
Arkadaşları ve konuyu bilenler “matematikçi” ile konuşup konuşmadığını soruyor, konuşamadığını öğrenince, onu cesaretsizlik, beceriksizlik ve korkaklıkla suçluyorlardı.
Ne edip-edip matematikçiyle konuşmalı, hem arkadaşlarının dilinden, hem matematik dersinden kurtulmalıydı. Konuşma ortamı kolluyor, ortam bulsa da değerlendiremiyordu.
Sebze pazarında gördüğü gün, konuşmaya karar verdi.
Matematikçi, elinde file, hemen her tezgâhın, satıcının başına uğruyor, ne konuştuğu duyulmuyordu.
Ya bir şeyler alıyor, ya da hiç bir şey almadan başka tezgâha geçiyordu.
Ozan, öğretmenini uzaktan izliyor, yaklaştığında heyecanlanıyor, uzaklaşırsa rahatlıyordu.
Hoca önde, Ozan ötede pazaryerini dolaştılar.
Matematikçi, alacaklarını alıp, fileyi (ipten örülmüş, seyrek delikli torba.) yarım etti, Nevşehir Kalesi yönünde ilerledi. Kesme taştan yapılma eski evlerle dizili yokuş yukarı dar bir sokağa girdi.
Sokağa girmeden konuşmaya yeltendi, yetişti söyleyemedi. Dar sokakta söylese, “tehdit” anlamı çıkartılabilirdi.
Art arda yürüdüler. Ozan yaklaşamıyor, üç-beş adım geriden gidiyordu. Yaklaşacak gibi olsa da yavaşlayıp arayı açıyordu. Az ilerideki iki katlı, her yeri kesme taş, çatısı düz ve toprak kaplı evin birinci katının penceresinden küçük bir kız: “Baba !” dedi.
“Kızıım” dedi, matematikçi de. Matematikçi kapıyı çalmadan kapı açıldı.
Hoca elden gidiyordu. Ozan tüm cesaretini toplamaya çalıştı, yutkundu, yine beceremedi.
Matematikçi adımının birisini eşikten içeri attı, birden geri döndü, öteki adımını da içeri çekti.
“Ne var Ozan?” dedi.
Ozan; şiir okur gibi, iki ellerini bacaklarının iki yanına yapıştırdı: “Hocam ben gurbet ele okumaya geldim, sınıfta kalırsam bir daha okuyamam…
Söylenecek söylenebilecek ne varsa fazlasıyla söyledi.
Matematikçi, Ozanın sözünü kesmeden sonuna kadar dinledi. Ozanın, konuşmasını kesip duruşundan sözünün bittiği belliydi de, matematikçi yine de sordu:
“Bitti mi?”
“Bitti”
“Bak Ozan, biz üç kardeştik. En akıllıları bendim. Okudum, banka müfettişi oldum. Şimdi öğretmenlik yapıyorum.”
İki elini uzattı, avuç içlerini açtı, yukarıyı gösterdi: “İşte görüyorsun bu evde kirada oturuyorum. Ortancamız en akılsızımızdı. Bir kamyonda muavinlik yaptı. Sonra kamyona ortak oldu. Ayrıldı, kendi başına kamyon aldı.
Şimdi beş kamyonu var.
En küçüğümüzü babam yanından ayırmak istemedi, okutmadı. Şimdi çırçır fabrikaları var. Apartmanlarının, dairelerinin sayısını O’ da bilmez.
Okuma!” dedi, kale eteğindeki eski Nevşehir evinin kapısını sertçe örttü. Kapıdaki halka titreşti, kapıya ve çevresindeki demire birkaç kez vurdu, o da durdu.
Ozan, kapının önünde kalakaldı.
Aklı başına geldiğinde, gittiği yoldan geri döndü.
Son yazılar
• YOKSULLAR / ÖYKÜ / FİKRİ UZUN
• OKUMA / ÖYKÜ / FİKRİ UZUN
• NEMALACAK FELEK BENİM / ÖYKÜ / FİKRİ UZUN
• GEÇ KALDIK / ÖYKÜ / FİKRİ

