Anasayfa / Fotoğraf / “NECATİ, AZİZ NECATİ…” / FİKRİ UZUN

“NECATİ, AZİZ NECATİ…” / FİKRİ UZUN

                                           “NECATİ, AZİZ NECATİ…”

                İstanbul’da Kasım Paşa, İzmir’de Eşref Paşa. Semt adı bunlar.

                02 – 03 Ocak 2009 günleri, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneğinin düzenlediği, “Ölümünün 80. yılında Mustafa Necati ve Cumhuriyet Eğitim Devrimi Sempozyumu” vardı İzmir’de.

Mustafa Necati, İzmir Eşref Paşa doğumlu.

Kurtuluş Savaşı’na hazırlık yıllarında, Kastamonu İstiklal Mahkemesi Başkanlığı yaptığını, Atatürk’ün ilk Milli Eğitim Bakanlarından olduğunu biliyorduk.

Kalktık gittik Kastamonu’dan İzmir’e.

Sempozyum; Dr. Selahattin Akçiçek Kültür merkezindeydi. İki gün sürdü. İki gün boyunca, aydınlanma tutkunu Mustafa Necati hakkında konuşulanları dinledik.

Sekiz oturumun sekizinde Kastamonu adı geçti sıkça. Mustafa Necati’nin, İzmir kadar Kastamonu’da da etki bıraktığı, fikirlerini benimsettiği, kendisini sevdirdiği bir kez daha ortaya çıktı.

                Mustafa Necati’yi anlatacak olan bilim adamı ve yazarlar, Mustafa Necati’nin değişik yönlerini anlattı tanıttılar. Kendisi hakkındaki bilgilerin eksik olduğu, daha da araştırılması gerektiği konusunda birleştiler. Kastamonu’ya gelmelerini, o yıllarda yayınlanan, büyük bir kitleye ulaşan “Açıksöz” gazetesini, yine o günlerde çıkan dergi ve kitapları incelemelerini önerdik.

               

                Edindiğimiz yeni bilgilere göre, ilk ve orta öğrenimini İzmir’de okuyan, İstanbul Hukuk Okulunu bitiren, Mustafa Necati, İzmir’e döner. Öğretmenlik, avukatlık yapar. O zamana kadar futbol, azınlıkların elindedir. İzmir’de bir futbol takımı kurulmasına önayak olur, adını “Altay Spor Kulübü” koyarlar. Kurucular arasında; Vasıf Çınar, Celal Bayar gibi kişiler de vardır. Dahası, Altay Futbol Takımının kalesini bir süre Adnan Menderes korur.

                İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali, tüm İzmirliler ve yurttaşları etkilediği gibi, Mustafa Necati’yi derinden etkiler, çete savaşlarına katılır, Aznavur ayaklanmasına karşı koyan kuvvetin komutanlığını yapar.

Manisa’da; “İzmir’e Doğru” adlı bir gazete çıkartarak, İzmir’in işgalini kınayan, Kurtuluş hareketini destekleyen yazılar yazar. 26 yaşında, BMM ne, Saruhan Milletvekili olarak girer. Mustafa Kemal’in güvenini kazanır.

 Çetelerin, eşkıyaların, asker kaçaklarının kol gezdiği ortamda güvenliği sağlamak amacıyla, Anadolu’nun belirli yörelerinde “İstiklal Mahkemeleri kurulur.

Karayolu ulaşımı yaygınlaşmadan çok önemli bir geçit yeri olan Kastamonu ve havalisi, İstiklal Mahkemesi Başkanlığına, Hukukçu, Saruhan Milletvekili Mustafa Necati getirilir.

Teşkilatçı ve kararlı bir devlet adamı olan Mustafa Necati; Kastamonu’da işe asker kaçaklarını yargılamakla başlar. Pişman olanları askere yollar. Halkı soyan, huzursuz eden eşkıyaları yakalatır asar. Yörede güvenliği sağlar. Açıksöz Gazetesinde, Hüsnü Açıksöz ve arkadaşlarıyla, İzmir’in işgalini kınayan, Kurtuluş Hareketini destekleyen yazılar yazar.

1921 Yılında Kastamonu’ya geldiğinde ilk demeci:

“Bundan sonra, memleketin casuslara, eşkıyaya, rüşvet alana, zalime, asker kaçağına, bunları saklayanlara, zenginleri fukaraya tercih edenlere, her kim ve ne mevki ne rütbede ne kadar büyük olursa olsun, aman yoktur”. Olur

Kastamonu’daki İzmir sevgisinin, o yıllarda daha da çoğaldığı ve sürüp gittiği bilinir.

Mustafa Necati, İzmirli olduğu kadar, bir Kastamonulu gibi davranır Kastamonu’da.

Kelebek Çayırında güreş tutmuş, Gelin Dağında piknik yapmış, Sepetçioğlu Oyunu oynamış, kahvehanelere gidip halkla birlikte kahve içmiş; “Kastamonu, bana memleket hasreti çektirmedi” demiştir.

Eskişehir-Kütahya Muharebeleri sonrası, ordunun geri çekileceği, Meclis’in Anadolu içlerine taşınacağı söylentileri çıkmıştır. Söylentilerin gerçek payı da vardır. Mustafa Kemal, çok sevdiği ve güvendiği, “Kastamonu ve Havalisi İstiklal Mahkemesi Başkanı’na “çok gizli” damgalı bir telgraf çeker: “İşler kötüye giderse, ordumla Anadolu içlerine çekilmem gerekebilir. Anadolu içlerine çekilmem gerektiğinde, en güvenli yer olan Kastamonu’dan geçmek istiyorum. Kastamonu’dan geçmeyi tercih edersem, Kastamonu halkı bana nasıl davranır”?

Mustafa Necati, çevreyi yoklamak, çevredeki havayı koklamak ister. Kırk çeşme semtine gitmeğe karar verir. Kırk Çeşme Mahallesi’ne gitmesinin nedeni; olası düşman baskınına hazırlıklı olmak amacıyla Oluk Başı semtinde yapılan talimlerde ve savaş oyunlarında; hep, Kırk Çeşme grubunun birinci gelmesidir.

Bir akşam, “çat kapı” Kırk Çeşme Semtine gider, çoğunlukla “gözü peklerin” oturduğu kahvehaneye girer. Kahvehanede oturanların kimileri, İstiklal mahkemesi Başkanı Mustafa Necati’nin kahvehanelerine gelişinden kuşkulansalar da Mustafa Necati, zalimlere, zulmedenlere karşıdır. Kahvehanede oturanların içinde; zalim, zulmeden ve askerden kaçan yoktur.

Kahvehane halkı ayağa kalkar, yer gösterir, “köşeye” oturturlar.

Mustafa Necati’nin yüzü güleçtir. Hoş beşten sonra, kahvehane halkının meraklı bakışları altında:

“Mustafa Kemalden selam getirdim. ‘Anadolu içlerine çekilmem gerekirse, Kastamonu’dan geçmeyi düşünüyorum. Kastamonu’dan geçersem, Kastamonu halkı beni korur mu’, diye soruyor.”der demez:

“Vallahi billahi üçten dokuza şart olsun, çevresine etten duvar örer, sinek uçurtmayız” derler.

Bu yemin, yöre geleneğinde, mutlaka yerine getirilmesi gereken, “Yeminlerin padişahı” bir yemindir. İstiklal Mahkemesi Başkanı Mustafa Necati, bu yeminin gücünü bilir ve duygulanır.

Yöre geleneğinde bu yemin, “yeminlerin yemini”, geri dönüşü olmayan, mutlaka yerine getirilmesi gereken bir yemindir.

O günlerden sonra da Kastamonu halkı, canla başla mermi erzak nakli yapar, asker yollar. Sakarya Savaşı kazanılır, ordunun geri çekilmesine gerek kalmaz. Mustafa Kemal’in: “Gözüm cephede, kulağım İnebolu’da” dediği günlerdir o günler.

 

                                                               ***

 

“Hamdolsun şükrolsun” özverili bir hazırlık, olağan üstü bir planlama, inançlı bir uygulama sonucu, Sakarya Savaşı kazanılır, 30 Ağustos zaferinden sonra, yurt düşmandan temizlenir.

İzmirliler, Egeliler ve tüm yurttaşlar bilmelilerdir ki; Yunan Komutanı Trikopis’i Afyon yakınlarında esir alan komutan, Dadaylı Halit Bey, Kastamonuludur.

Silahlı askerle kazanılan savaş sonrası barışın ve kalkınmanın eğitimli insanlarla pekiştirilmesi gerektiği ilerici aydınlarca bilinir.

Eğitime gönül vermiş İzmirli Mustafa Necati, 1925 Yılında Milli Eğitim Bakanı olur.

 Kısa sürede okuma yazma oranı artırılmalı, memleket cehaletten kurtarılmalı, dünyaya aydınlık pencereden bakmalı, donanımlı insanlarla ülke hızla kalkınmalıdır.

Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati; işe, “öğrenilmesi zor olan” Arap harflerini bırakıp, yetişmesini, dahası; geçilmesini arzuladığımız uygar ülkelerin kullandığı yazıyı benimsemekle işe başlar. Yazı, Türkçeye uydurulur. Okuryazar sayısını kısa sürede çoğaltmak için Millet Mektepleri açılır. “Köyde şehirde, kısa sürede okuma yazma bilmeyen çocuk kalmayacağını açıklar.

Bu bir düş değil, planlanmış, uygulama aşamasına geçilmiş programdır.

Mustafa Necati; 35 yaşında, 1929 Yılında genç yaşta ölür. Ölüm nedeni “apandisit patlaması’ olarak açıklansa da o gün bu gün, ölümünü kuşkuyla karşılayanlar vardır

.

“Biz, çocukları doğa ile eşya ile gerçeklerle karşılaştıran, neşe ve özgürlük havası içersinde çalışmaya, gözlem ve muhakemeye, yaratıcılığa götüren bir okul istiyoruz”. Diyen Mustafa Necati; başka bir konuşmasında da:

”Memlekette mektep bulamayan tek bir çocuk bırakmayacağım” der.

 Mustafa Necati’nin ölümünün ardından İsmet İnönü, mezarı başında:

“Necati, aziz Necati; dileyin yerine getirilecektir”.

 Diyecektir.

Fikri Uzun Yazilari

“NECATİ, AZİZ NECATİ…” / FİKRİ UZUN
AĞLA GÖZLERİM / FİKRİ UZUN
BÖYLE OLURDU ORALARDA KIŞ GECELERİ / FİKRİ UZUN

AlsahBlog Reklamları
Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!