KASTAMONU MERKEZİNE GEZİ 2 / FİKRİ UZUN

26/10/2008 · Kategori: Inceleme

KASTAMONU MERKEZİNDE GEZİ 
 

                                    B 
 

   “Kedi değil de” dedi rehberimiz…:

      “Geçenlerde İstanbul’dan öğrenciler geldi. Onlara da anlattım, bu halka ve tokmağın anlamını. Bir öğrenci; ‘Fatih Ürek gelirse?’ diye sordu. Ne desem…

     Her halde ikisini de dedim” dedi.

     Bir başkası:

     “Hoca hanım, ‘Ayu çıkabülü, gurt çıkabülü’ levhası varmış doğru mu?” diye sordu.

     “Doğru. O da bizim kültürümüz. Ama ‘Gırmızı mavi depive gari’ bizim değil. Çünkü bizim futbol takımımızın renkleri kırmızı siyah. Hiç kırmızı mavi olmadı. Şunu da belirteyim, valilikte çalışıyorum, sivil savunmada görevliyim, rehber değilim. Adım Ferda Karakaş” dedi, devam etti. Camın önüne konan çiçeğin renginden, o evin ne havada olduğunu öğrenebileceğimizi, sarının hüznü, kırmızının sevinç ve mutluluğu, ifade ettiğini belirtti.

     Ellezler Konağı; Sanat Okulu Caddesi ile Hisar ardı Yolunun kesiştiği sağ köşede, aslına uygun onarılan ilk konaklarımızdan.

     Konaktan ayrılıp, “El Sanatları Dokuma Merkezi”ne giderken:

     “Aranızda Bursalı var mı?” diye sordu rehberimiz. Kimseden ses çıkmadı. “Atatürk, Şapka Devrimi öncesi Kastamonu’ya geldiğinde; Kastamonulular, dokudukları kaput bezinden diktikleri şapka ile karşılamışlar Atatürk’ü. Bursa da ise, kadın şapkasıyla.”

     Görüntüde; Kaya Mezarı, Ana Tanrıça ve Sanat Okulu vardı.

     “Bu okulda kırk metre kare halı dokunmuş, halıcılık yöresi olmadığı halde. Şimdi, Kent Tarihi Müzesi’nde korunuyor.

     Kurtuluşa hazırlık günlerinde halktan toplanan silahlara mermi bulmakta güçlük çekilmesi bir yana, tüfeklerin hiç birisinde süngü yokmuş!

     ‘Yok’ diye bir şey yok. Kastamonu ve Havalisi mıntıka Komutanı Osman Bey’in önerisi, Demirciler Esnafı ve Sanat Okulu’nun tasarımlarıyla, Kastamonu’da değil, üzerinde oturduğumuz topraklarda ilk kez yerli süngü yapılmış, pencerelerden sökülen pencere demirlerinden.”

     El Sanatları Dokuma Merkezinde, tezgâh başında Kastamonu Dokuması Dokuyan kadınlarla karşılaştık.  Günümüz fabrikalarının yıllar önceki babaları gibiydi, sıra sıra tezgâhlar.

     İlk kurulduğunda dedikodusunu yapanlar utansın.

     Merak bu ya, bize bilgi veren görevliye bir meraklı sordu:

     “Tezgâhları nereden buluyorsunuz?”

     “Tavan aralarından indiriyoruz”

     “Dokuduğunuz yerli dokumaları pazarlamakta zorluk çekiyor musunuz?”

     “Hayır, siparişlere anca cevap verebiliyoruz.”

     Üst kattaki satış bölümünde bir bayan gazeteci Azdavay, “Sarıyazma” başörtüsü örtündü. Çevresindeki bayanlara:

     “Yakıştı mı?” dedi.

     “Yakışmadı” dedi, ince uzun boylu başka bir bayan gazeteci. Öteden bir beyefendi:

     “Yakıştı canım yakıştı” dedi.

     “O senin görüşün” yanıtını yetiştirdi hemen, ‘yakışmadı’ diyen bayan.

     “Ona her şey yakışır” dedi bir başkası. Bu çaprazlama konuşmaların şaka mı, gerçek mi olduğu anlaşılmadı.

      Herkes bir şeyler aldı, aldıkları dokumaların yıpranıp yıpranmayacağını sordular.

     “Yıpranmayan şey olmaz” dedi görevli.

     El Sanatları Dokuma Merkezi gezisi bitti, çıkıp arabamıza bindik.

     “Gezecek yer çok, zaman yok… Vedat Tek Anı ve Sanat Merkezi, Kale, Kırkodalı, Kent Tarihi Müzesi, Saat Kulesi, Kurşunlu Han, Bedesten…”

     “Yeter, Nasrullah Şadırvanından su içtik. Nasıl olsa bir daha gelmeyince olmaz. Hazreti Piri görelim, öbürlerini de öteki gelişimizde gezeriz” dedi, konukların ağırbaşlı olanı. Öneri, kafa sallayışlarla onaylandı. Arabamız hareket ettiğinde, bilgi akışı yeniden başladı.

     “Tarihi ve doğal güzellikleri yanında, ilimizde on dört ilâ, on yedi bin arasında evliya (iyi ahlaklı bilgili, doğru yol gösteren) var. Hazreti Pir, bunlardan birisi. ‘Helveti Tarikatının Şabaniye kolunu kurdu.”

     “Meyhane yok mu, buralarda gidecek görecek, dinlenecek?” dedi birisi.

     “Adamlar korkudan içemiyorlar ki” dedi bir başkası.

     Hazreti Pir’in önüne geldiğimizde, daha iç bölümleri gezmeden etkilendiler.

     “Eyüp Sultan gibi, ben orayı da biliyorum” dedi, yaşlı olanı.

     İç bölümleri gezerken, türbenin duvarına yapışmış yalvarırcasına dua ediyordu O, meyhane soran.

     Hazreti Pir ziyareti de bitti, dışarı çıktık. Arabanın ön kapısında yığılma oldu birden.

     “Hilmi Abi, arkayı açar mısın” dedi rehber hanım. Midibüsün otomatik arka kapısı da açıldı, yerde kimse kalmadı. Arabamız hareket eder etmez, Akgün Akova’nın, bir dergide Kastamonu’yla ilgili yazdığı yazıyı okudu Ferda Karakuş.

     Abdurrahman Paşa Lisesi önüne geldiğimizde, “Murat Bey Mektebi” dedi, ‘Gazi Paşa İlkokulu’nu göstererek. Okulu Cumhuriyetten önce, Taşköprülü Murat Bey adında bir iş adamı yaptırmış. Kurtuluş Savaşı yıllarında Kuvayı Milliyeye, Mustafa kemal’e para yardımı yapmış. Cumhuriyetten sonra, mektebin adını değiştirmişler.

     “Gezi bitti. Aranızda Fenerbahçeli var mı, Fenerbahçeli” dedi rehber hanım. Yanıt veren olmadı.

     “Govanında bal yapmayan arıdan

     Lacivertin yanında olmayan sarıdan hayır gelmez” dedi, “oturumu” kapattı.

     Cumhuriyet Meydanında, “Kaptan Bey inecek var” dedim. Kaptanla anlaşıncaya dek arabamız biraz daha ilerledi.

     Agora Meyhanesi önünde anca inebildim. 
 
 

                                                     3 Haziran 2005

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »