GÖLKÖY ÇINARI / FİKRİ UZUN

7/12/2008 · Kategori: Soylesi

GÖLKÖY ÇINARI

 



(Fotoğrafları Büyütmek İçin Üzerine tıklayınız...)


“Anadolu cehalet içindeydi”.

                Bir şeyler yapmalıydı daha da gecikmeden.

Ve yapıldı.

                “Yapılan plan taslağına göre; 1954 Yılında; öğretmen, koruyucu sağlık hizmeti, tarım teknisyeni ulaşmamış köy, okuma yazma bilmeyen birey kalmayacaktı.

“Cehalet içindeki Anadolu, kısa sürede aydınlığa çıkacaktı”.

                Uzun arayışlar sonucu kurulan ve amacına ulaşamadan programı değiştirilip, Öğretmen Okullarına dönüştürülen, ezbercilik yanlısı olmayan Köy Enstitüleri kısa sürede binlerce gerçekçi,  öğretmen yetiştirdi. Öncelikle köyün, sonra da ülkenin aydınlanmasını başlattı.

Uzun arayış ve denemeler sonucu kurulmuştu Köy Enstitüleri.

                1914 den önce öğretmen, 1914 den sonra Millet Vekili İsmail Mahir Efendi; daha 1915 Yıllarında:

Acele edip, kız öğrencilere ev ekonomisi ve sanatları, erkek öğrencilere tarım ve iş bilgisi öğretip, biraz genel kültür vererek iyi bir uygulama yaptırdıktan sonra, iki lira maaş bağlayıp köylüler de ev mekteplerini yaptılar mı, bu işi kısa zamanda hallederiz. Aksi halde, üç yüz senede bu işi halledemeyiz” diyordu.

                Övünebiliriz; İsmail Mahir Efendi, Kastamonulu.

                Köy Enstitülerinin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç ta Kastamonu’da okudu. Avrupa yakınındaki Balkanlardan, çektiği çilelerden etkilendiği kadar, Kastamonu kültüründen, Kastamonu eğitiminden de etkilendiği “muhakkak”.

                Köy yatılı okulları, şehir öğretmen okulları, istenen hızlı gelişmeyi, aydınlanmayı sağlayamadığından, Köy Enstitüleri fikri doğup gelişti. Türkiye, 21 Bölgeye ayrıldı. Bu bölgelerden birisi de ilimiz sınırları içerisinde “Göl” yöresiydi.

Kastamonu ve çevre illerden seçilen çocuklar, bu okullarda toplanıp bilgi ve beceriyle donatılacak, donanımlı öğretmenler döndüğü çevresini aydınlatacaktı.

21 noktaya kurulacak Köy Enstitüleri, şehirden uzak, tren yoluna yakın olacaktı. Kimi illerde tren yolu var, her ilde karayolu yoktu. Göl Köy Enstitüsü, İnebolu-Kastamonu Kara Yoluna yakındı.

Köy Enstitüsü projesi, UNESKO Tarafından; dünyaya örnek gösterildi. Uluslar arası araştırmalara konu oldu. Dünya ülkelerinin birçok eğitimcisi bu projeyi örnek aldı. Uygulanabilseydi, kısa sürede okur-yazar sayısı artacaktı. Okuryazarlıkla kalmayacak, olayları, sorunları, akıl süzgecinden geçirip yorumlayabilecek, akılcı düşünecek, sağlıklı çözüm üretecekti. Modern tarım yapan, ekonomik üreten, bilinçli tüketen insanlar yetişecekti. Büyük olasılıkla,  göçü de önleyecek, köyler kasaba olacaktı.

                “Gittiğiniz yerler dikenlik. Gidip gül bahçesi yapacaksınız oraları” dediler, onları yetiştirenler. Onlar da gittiler.

Çalı dikenleri batmadı da, onlar battı onlara.

                Yirmi bir yörede yirmi bir çınardı Köy Enstitüleri. Her biri yeryüzüne yüzlerce dal, yer altına, bilemediğimiz kadar kök ve çil saldılar.

                Köy Enstitüsü çınarlarından birisi de bizim topraklarımıza boy vermişti.

                Harikalar yarattılar Göl Ovasında. Büyük olasılıkla, unutulup yok olmaktan kurtulan köy çocukları. Bulunamayan tuğlayı, Göl Köy Enstitüsü’nde üretti, yapı duvarlarını örüp yükselttiler. Köy Enstitülerinin kurucusu, İlköğretim Genel Müdürü, İsmail Hakkı Tonguç’a, yılbaşı kartı yerine, tuğla yolladılar.

 

                                                        ****************************

 

                Göl Köy Enstitüsü Çınarının çilleri toprak altında, dalları yeryüzünde. YKKE Derneği, Kastamonu Şubesi adına, koca çınarın iki dalıyla; Hasan YÜCEL ve Hasan KILIÇ’LA konuştuk, görüntüledik geçtiğimiz günlerde. Daha doğrusu, onlar konuştu biz dinledik. Köy Enstitülerinin eğitim felsefesi ve metotlarına bir kez daha hayran kaldık.

                Daha da konuşacağız yaşayan emektarlarla.

 

                Taşköprü doğumlu, 1944 mezunu Hasan Yücel, Göl Köy Enstitüsü çıkışlı.

Önce öğretmen, daha sonra, sınavla denetmen.

                Hasan Yücel; Taşköprü’den Göl Köy Enstitüsüne gelişini anlattı. “Her köyden bir çocuk aldılar. Bana sıra gelmedi. Çok çok üzüldüm. Muhtar: ‘Hiç üzülme. Çocuk bulunamayan köyler var. Ben seni o köyler adına yollarım’ dedi, çok sevindim. Bir gün, ‘kalk gidiyoruz’ dediler, dünyalar benim oldu” dedi.

Kurulu çadırlarda yattıklarını, gelen arkadaşlarıyla birlikte yapı yapmağa başladıklarını belirtti.

Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünü yapmaya da gittiklerini, görev süreleri bittiğinde, ‘Gezi ödülü’ aldıklarını anlattı:

                “İlk önce trenle Eskişehir’e gittik. Rauf İnan, ‘Hoş geldiniz’ konuşması yaptı. Ömrümde öyle konuşma görmedim. Böyle, ağzından sözcükler, Nasrullahın suyu gibi akıyor konuşurken. Toprağı kirizma yapmasını orada öğrendim” dedi.

                Denetmenliği döneminde yaşadığı ilginç anılarından birisini, sözcüklerin üstüne basa basa, vurgularıyla anlam kata kata, o tatlı anlatımıyla şöyle anlattı:

                “Çorum’da bir köy okulunu ziyarete gittim. Okula bir girdim, baktım bizim Cemal. Benden bir devre sonra. Tokalaştık sarıldık. Okulda tek öğretmen, sınıflar kalabalık. Öğretmen öğrencileri üçe bölmüş. Birinci sınıf bir arada, ikinci üçüncü sınıf bir arada, dört ve beşlerde bir arada, ayrı ayrı sınıflarda.

Cemal Öğretmen; sınıftan sınıfa aralarında geziniyor.

Hoş-beş, hal-hatır… Önce birinci sınıflara baktım… O ne güzel, o ne mükemmel sınıf. Söz almaları, konuşmaları, yazı yazmaları, tertip düzen… Hepside saldır-saldır, anlamlı okuyor.

‘Bunların kaçı geçen seneden kalma’ dedim. Yumruğunu sıktı. Belki kendisi farkında değil.

‘Kütük defterine bakalım efendim’ dedi.

O sıktığı yumruğu, kafama yemiş gibi oldum.

İkiler, üçler derken; dördüncü beşinci sınıflara geldik.

‘Çocuklar’; dedim: Bu yıl hangi tarihi okudunuz? Kimisi ‘Osmanlı Tarihi’, Kimisi ‘Cumhuriyet Tarihi’ dedi. ‘Peki, en çok beğendiğiniz padişah hangileri’?  diye sordum. Hepsi parmak kaldırdı. Çocuğun birisine, söyle bakalım dedim.

                ‘Fatih Sultan Mehmet’ dedi, pat pat pat, birkaç parmak indi. Ötekine;’sen’, dedim:

                ‘Yavuz Sultan Selim’ dedi, birkaç parmak daha indi.

                Kimisi ‘Üçüncü Selim’, kimisi ‘İkinci Mahmut’ dedi. Baktım, parmağı havada bir öğrenci kalmış. Söyle dedim.

                ‘Çelebi Mehmet’ dedi.

                Peki, neden? dedim hepsine birden. ‘Fatih’ diyen; ‘İstanbul’u almış, devir açmış devir kapamış’… ‘Yavuz Sultan Selim’ diyen, ‘Akkoyun, Karakoyunluları, Mısırı aldı’. ‘Üçüncü Selim, İkinci Mahmut’ diyenler ‘Yenilikler yaptı, Yeniçeri Ocağını kaldırdı, orduyu çağdaşlaştırdı, falan dedikten sonra; ‘Çelebi Mehmet’ diyen çocuğun ne diyeceğini merak ettim. Çocuk, şöyle bir kasıldı:

‘Arkadaşlarımın dedikleri doğru, katılıyorum. 1402 Ankara Savaşında Timur’a yenilen Yıldırım Beyazıt’tan sonra parçalanan İmparatorluğu Çelebi Mehmet, derleyip toparlayıp bir araya getirmeseydi, arkadaşlarımın anlattıkları bu padişahların hiç birisi olmazdı’ dedi.

 Bakakaldım.

Merkez okullarını da gezdim gördüm. O okullardan beş kat üstündü, üç derslik, beş sınıflı, tek öğretmenli köy okulu.

Bu gün kaçımız yapıyoruz bu karşılaştırmaları, muhakemeyi. Üniversite öğrencileri de dâhil.

İşte, bunları yetiştiren, düşünmeyi kıyaslamayı öğreten o öğretmen, Köy Enstitüsü çıkışlıydı” dedi.

Başka bir örnek verdi: Silindiri ve hacmini bulmayı öğreten öğretmenleri:

“Daday’dan bir kamyon tomruk gelmiş. Gidin bakın. Kaç metreküp. Ölçün de adamların parasını verelim” demiş.

Gitmişler kamyonun yanına, çapını ölçecekler. Bakmışlar ki tomrukların iki ucu aynı kalınlıkta değil. “Yahu, hani bizim silindirin altı üstü bir idi, bu tomrukların bir yanı kalın, bir yanı ince. Şekline bakılırsa silindir.

Çapını kumpasla, uzunluğunu metreyle ölçtük. Kaç metreküp olduğunu bulmaya çalıştık. Kumpasla ölçmeyi, ortalama almayı öğrendik. Geldik baktık ki, kamyon çoktan parasını almış gitmiş.

 Kullanılmayan bilgi öğretilmezdi bize. Öğrendiğimizi de uygulardık” dedi, Hasan Yücel…

                Futbol oynatılmazmış okullarında. Voleybol oynattırırlarmış.

“Bana voleybol oynatmazlardı, ‘parmaklarım bozulur’ diye” dedi Hasan Yücel. Bu arada farkında olmadan parmaklarını uzattı.

Parmakları ince uzundu.

                Öğrencilik yıllarında; birçok etkinlikten birinde, ince uzun boyuyla, iki kız arkadaşı eşliğinde keman çaldığı anda çekilen ve kendisinde olmayan resmi; Köy Enstitüleri ile ilgili çoğu kitap, dergi ve afişlerde, belgesellerde yer aldı.

 

                Göl Köy Enstitüsü Çınarımızın dallarından birisi de, Hasan Kılıç: Babasının askerden döndüğü 1923 yılında Araç’ta doğmuş, 1945 mezunu. Göl Köy Enstitüsü’ne gidiş anısını anlattı.

İlkokulu, o zamanki adı Mergüze, şimdiki adı İhsangazi’de okumuş. İhsangazi Belediye Başkanı Numan Omuzlu, ilkokuldan sınıf arkadaşıymış.

                “Mergüze Yatılı Köy Okulu’nu” bitirdiğinde, girdiği sınavı kazanmış. Köyüne dönmüş. Boş kaldığı günlerde onu davara yollamışlar.  

                “Köyün karşısındaki tepelerde davar güttüğüm gün, Anam bağırdı: ‘Hasan, Hasan! Davarı oradakilere bırak ta gel, geysilerini yıkayacayın’ dedi.

                “Köydekileri yıkaya koysaydı, neden davarı bıraktırıyor”? dedim.

                “Ne gezer köyde geysi. Ne varsa eğnimdekiler” dedi hışımla. Ve ekledi:

”Anam akşam tavaya çörek bastı. Sabahleyin sırtıma sardım, öteki köylerden Göl’e gidecek olanları toplaya toplaya yürüyerek Göl’e geldik. Baktık ki Taşköprülüler bizden önce gelmiş.”

                Yürüyerek Gölköy’e geldiklerini, çadırda yattıklarını, bir bölüm öğretmenin Subaşı Köyü’nde kaldığını, yemeklerini sefer tasında, elleriyle evden taşıdıklarını anlattı.

                “Okul yapımlarında çalışmak için ekipler kuruldu. Cilavuz Köy Enstitüsü’nü yapmaya gittik. Çadırları kurduk. Kızlar ekmek yemek yaptı, biz çalıştık. Kazdığımız temelden, Rus filinta kapcukları çıktı” dedi, görevinin taş yontmak olduğunu, ip ve tahta kullanarak taş taşıma aracı, semer yaptığını anlattı.

“Biz çalışırken ‘İsmet Paşa gelecek’ dediler. Beyaz Trenle gelecekmiş. Az sonra, İsmet paşayla Tonguç geldi. Taş yontarken Tonguç resmimi çekti. İsmet Paşa masaya oturdu. Bir öğrenci İsmet Paşa’ya şiir yazmış. Masanın karşısına geçti okudu.  İsmet Paşa güldü. Az daha oturdu, ayağa kalktı:

 ‘Ömrüm olursa, ömrümün sonuna kadar hayatta sizi takip edeceğim’ dedi, fotör şapkasını giydi gitti” dedi.

Su sıkıntısı çektiklerini, hemen bir kuyu kazıp sorunu çözdüklerini anlattı.

                “Hemen bir kuyu kazmanın” ne demek olduğunu bilenler bilir: Dört beş metre çapında bir çukur açmaya başlayacaksın, derinleştikçe kazılan toprağı, kuyu dibini kazan kişinin başına dökmeden, toprak dolu kovayı düşürmeden yukarı çekeceksin, kaç metreden suyu bulabilirsen bulacak, çukurun çevresini taşla öreceksin.

                Kuyunun yarısı suyla dolacak, kullanacaksın.

                İşte, su sorununu çözmek için; “Hemen bir kuyu” kazıvermişler.

Köy Enstitülüler, engel tanımaz, umutsuzluğa kapılmaz.

Yaşamları boyunca bu ilkelere bağlı kaldı, öğrencilerine de bu duyguyu, engel aşmayı, sorun çözmeyi öğretti, benimsettiler

                Savaş dışında da bu memleketi kolay kazanmadığımızı bize anımsattılar.

                Bir eğitim atılımı olarak, Köy Enstitülerinin kuruluşu, ülke sınırlarımız dışında da yankı yaratmıştı.

UNESKO’nun, Köy Enstitülerini, dünyaya örnek bir proje olarak göstermesi yanında; Amerikan istihbaratı:

Dikkatli olun, Türkler büyük bir eğitim atılımıyla geliyorlar” şeklinde rapor hazırlayıp, ülkesine aktardı.

Ülkenin kısa sürede kalkınmasından, bilinçli toplumun yetişmek üzere olduğundan korkanlar, Köy Enstitülerinin, ülkeye zararlı insan yetiştirdiğini, komşu bir ülkenin hayranı ve ajanı olacaklarını, köy şehir ayırımcılığı yapıldığını, ateşle barutun yan yana olamayacağı dedikodularını yaydılar.

Dedikleri gibi olmadıklarını, yaptıklarıyla, yapmadıklarıyla kanıtladılar.

                Hiç birisi, arkadaşına yan gözle bakmadı, ajanlık yapmadı.

Kazancına haram katmadı.

Ülkesini satmadı.

                                                                                                                                             Fotoğraflar:

 

                                                                                                                               Ahmet Yıldız – Emin Arık

 

 

           

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »