13 06 2007

Galip Paşa’nın Cinsel Temalı Şiirleri Artık Türkçe

Galip Paşa’nın cinsel temalı şiirleri artık Türkçe
Türk Galip Paşa’nın 19. yüzyılda yazdığı “Mutayebat-ı Türkiyye- Türçe Eğlencelikler” ilk kez tam metin olarak Osmanlıca’dan Türkçe’ye çevrildi.
 
NTV-MSNBC
Güncelleme: 18:02 TSİ 23 Mayıs 2007 Çarşamba

İSTANBUL - Alt-Üst yayınlarından çıkan kitapta Türk Galip Paşa, kendi dönemindeki erkek cinsellik anlayışıyla dalgasını geçiyor.

 

Paşa, cinsel temalı, komik, zaman zaman hicivlerle örülü 81 gazelini topladığı eserinde, hem toplumun kendi dönemindeki erkek cinsellik anlayışıyla dalgasını geçiyor, hem de erkeklerin cinselliğe bakışı ile cinsel iktidarın kurulma pratiklerini detaylarıyla anlatıyor. Paşa, cinselliğin “yaşama sevinci veren” yönünü öne çıkarması ile de dikkat çekiyor.


KASTAMONU DELİKANLISI HİMMET, KADINI KEZİBAN...

Galip Paşa’nın şiirlerinde erkeği Kastamonu delikanlısı Himmet, kadını Keziban temsil ediyor. Paşa, bazen bizzat kendisi araya girerek, bazen de muhtarı, muhtarın oğlunu, köy hocasını, emmiyi, yenge kadını da işin içine sokarak 19. yüzyıl Anadolu’sunun cinsel geleneklerini renkli bir biçimde sergiliyor. O dönemde “muzır” ne kavram, ne de yasa olarak varolmadığı için Türk Galip herşeyi apaçık, kelimesi kelimesine, hiç çekinmeden yazmış.

Paşa’nın deyimiyle cinsellik temasının “yaşı kurusu”, “en ayıbı, en oturaklısı”, Mutayebat-ı Türkiyye’nin sayfaları arasında yer buluyor. Şiirlerin sunuş bölümünde Paşa “kaba Türkçe” ile yazdığını belirterek şöyle diyor: “Şiirlerime Türk usulü garip bir külah giydirerek yeni bir tarzda meydana çıktım ve yine bir destana girdim. Eğlence arasında cüret diliyle yüze çarpılan ayıplardan dolayı ortaya çıkacak günahların affını tanrının uçsuz bucaksız bağışlama denizine salıp gönderiyor acizane bu derme çatma gazelleri gözler önüne koyuyor, saygıdeğer okuyucularımın insaf dolu anlayışlarına sığınıyorum”.

Edebiyatı “edep”le karıştıran bakış açısı nedeniyle Mutayebat-ı Türkiyye bir buçuk asır gibi uzun bir zaman boyunca karanlıkta kalmış, tam metin olarak okuyucu ile buluşamamış.

ABDÜLAZİZ’E İTHAF ETMİŞ

Galip Paşa bu küçük şiir kitabını dönemin hükümdarı Abdülaziz’e ithaf etmekten geri durmamış. Yazıldığı zamanlarda Mutayebat-ı Türkiyye, çok az sayıda yayınlanmış, taş baskıları yapılmış ancak üzerine ne tarih ne de basıldığı yer kaydı koyulmamış. Bugün bile kütüphanelerde nadir olarak bulunabilen bir eser olma özelliğini koruyor.

Kitabı yayına hazırlayan Filiz Bingölçe, kitapla ilgili şu bilgileri veriyor:

“ESER ERKEK OKUYUCULAR İÇİN YAZILMIŞ”

Mutayebat-ı Türkiyye, özellikle benim gibi kaba dil araştırmaları yapan biri için fazlasıyla dikkate değer bir eser hatta kaynak mertebesinde. Argonun ve küfürün mizahla buluştuğu noktada yer alıyor, şen şakrak bir iplerinden kopuşu dillendiriyor.

Şüphesiz her eser kendi çağı ile ve kendi bağlamıyla birlikte değerlendirilmeli. Eserin erkek okuyucular için yazıldığına şüphe yok. Üstelik eğitimli bir okur kesimince yazıldığı günden beri çokça okunmuş olduğu da kesin. O nedenle belli bir kesimin değer yargılarını yansıttığı söylenebilir. Galip Paşa’nın zamanında müstehcenin sınırları bugünkü gibi çizilmemiş, yasalar onu “perdelemeye” zorlamamış olduğu için bedenin alt kesitine ilişkin her organ işleviyle birlikte adlı adınca kitapta yer bulmuş.

Gazellerde zevk peşinde koşan bir erkek bedeninin komik hikayesi anlatılıyor. Anlatılan erkek bedeni bugün bizim anladığımız kavramlarla örülmüş, çağdaş beden değil elbet. Ne ‘mahrem’ kavramı bizimkine benziyor ne de ‘ayıp’ kavramı. Onun için röntgencilik ya da pornografi gibi kavramlar da yok.

PAŞANIN ŞİİRLERİNDEKİ BENZETMELER

Galip Paşa’nın şiirleri tamamen erkek cinsel organı çevresinde dönen şiirler. Şairin dünyasında kadın en fazla yiyeceklere benzetiliyor. Teninin keşten yani peynirden daha ak, kollarının dolma kabak, yanağının elma, dudağının pekmez, bal, pestil olduğu söyleniyor.

Cinsel organlar da Paşa’nın kaleminde türlü adlar alıyor. Vajina için “han, orman, kutu, ıssı dam (hamam), pambuk tulumu, merek (samanlık), gül, faraş, çamçak, külhan” sözcükleri tercih edilirken penis içinse “çam, direk, öküzün ön kolu, koca direk, kalın, göl kabağı, dikilir taş, kıllı, tokmak, köpek ağzındaki bardak” gibi adlar kullanıyor.
.
bak sevdügümün govdesü keşden daha akdur
kendü yuvalakdu

gor benlerünü gap gara say ki bi budakdu
kökden pıtırakdu

gollarunu şöyle yuduv tolma gabakdu
çok ganu sıcakdu

gun yüzlü kömür gozlü gozel dün bana bakdu
meylim ana akdu

Not: Mutayebat; güzellemeler, taşlamalar, iğnelemeler, eğlenceler, şakalar, yarenlikler demek.

 

                                  ************************************

YERYÜZÜ KİTAPLIĞI

YERYÜZÜ KİTAPLIĞI
Galip Paşa'nın dizeleri boyunca, Himmet ile Keziban eğleşiyorlar, dövüşüyorlar, anlaşıyorlar, sevişiyorlar... Kuşkusuz, tüm bunları Himmet'in hoyrat erkek bakışından okuyoruz

25/05/2007 (363 defa okundu)

CELÂL ÜSTER (E-mektup | Arşivi)

Masumiyet hiçbir şeyden utanmaz
"mencülse gelüp kezibanu himmet bile gördü/ cinlendü teres ayyu gibi emme böğürdü/ dikdi göğe gaffasunu koppek gibi ürdü/ cinlendü teres ayyu gibi emme böğürdü..."
Himmet ile Keziban, Galip Paşa'nın eğlenceli şiirlerinde yarattığı erkek ve kadın tipleri. Himmet, Keziban'ı görür görmez azmış, ayı gibi böğürmüş, kafasını göğe dikip köpek gibi ürümüş.
"gokçen gadunun aldatarak gönlünü ettim/ andan geri kattım önüme tağa ilettim/ çaldım y....ı gahbeye gum gum gumulatdım/ cinlendü teres ayyu gibi emme böğürdü..."
Himmet, güzel kadını görünce dayanamamış, önüne kattığı gibi dağa kaldırmış. Sonrası malûm...
Galip Paşa'nın dizeleri boyunca, Himmet ile Keziban eğleşiyorlar, dövüşüyorlar, anlaşıyorlar, sevişiyorlar... Kuşkusuz, tüm bunları Himmet'in hoyrat erkek bakışından okuyoruz. Ama zaman zaman kendi kendiyle dalgasını geçmekten de geri kalmıyor Himmet...
Bu Galip Paşa da kim ola, diye sual edecek olursanız, hiç kuşku yok ki alışkın olduğumuz paşalardan değil. Yakası açılmadık, biraz münasebetsiz bir paşa bu. Dili, bizim bildiğimiz paşaların dilinden çok farklı. Bir kere, kafasını cinselliğe takmış, açık saçık şiirler yazmış. Cinselliğe hem bodoslamadan yanaşıyor, hem de kalınca bir mizahla. Dilinin hartası hurtası yok...

Hicivlerle örülü gazeller
Son yılların en ilginç yayınevlerinden AltÜst Yayınları, edebiyatımız ve dilimizin yerüstünden çok yeraltını yeğlemeyi, kimliğini yaşamın ve dilin belden aşağı bölgelerinde gizlenmiş yaratılar üstüne kurmayı sürdürüyor. AltÜst, kadın, futbol ve asker dünyalarının yasak bölgelerine giren argo sözlüklerinin, Enderunlu Fazıl'ın 19. yüzyıl Osmanlı kadın güzellerini anlattığı Zenannâme'sinin ardından olmadık bir kitabı daha yayın dünyamıza taşıdı. Galip Paşa'nın Mutayebat-ı Türkiyye'si, 19. yüzyılda Kastamonu ağzıyla kaleme alınmış küçük bir şiir kitabı.
Asıl adı Abdülhalim Galip olan Galip Paşa, kendisinin de söylediği gibi "kaba Türkçeyle" yazdığı için olsa gerek, zamanında "Türk Galip" diye anılmış. 19. yüzyılda Anadolu'nun birçok yerinde çok çeşitli devlet görevlerinde bulunmuşsa da, gazellerini hem tümüyle cinselliğin "zarafetten yoksun" alanlarına ayırdığı, hem de köylü ağzıyla kaleme aldığı için, anlaşılan o ki pek Osmanlı'dan sayılmamış. Bu kaba saba şair, Niğdeli olduğunu söylüyor, ama İstanbul'da doğmuş. Doğum yılı belli değil, ama Amasya mutasarrıflığından ayrıldıktan sonra 1876 yılında İstanbul'da öldüğü biliniyor.
AltÜst'ün yayın yönetmeni Filiz Bingölçe, sunuş yazısında, "Paşa," diyor, "cinsel temalı, komik, zaman zaman hezle varan hicivlerle örülü 81 gazelini topladığı eserinde hem toplumun kendi dönemindeki erkek cinsellik anlayışıyla dalgasını geçiyor, hem de erkeklerin cinselliğe bakışı ile cinsel iktidarın kurulma pratiklerini detaylarıyla anlatıyor. Paşa her ne kadar 'şeyine şiirler yazan' biri görünümünde ise de cinselliğin 'yaşama sevinci veren' yönünü de öne çıkarması ile dikkat çekiyor..."
Murat Bardakçı'nın, 1992'de yayımlanan Osmanlı'da Seks adlı kitabında da belirttiği gibi, gazeller ilerledikçe Galip Paşa arada sırada kendisi de araya girerek, kimi zaman muhtarı, muhtarın oğlunu, köy hocasını, emmiyi, yenge kadını da işin içine sokarak 19. yüzyıl Anadolu'sunun cinsellik geleneklerini gözler önüne seriyor. Paşa'nın deyişiyle, cinsellik izleğinin "yaşı kurusu", "en ayıbı", "en oturaklısı", Mutayebat-ı Türkiyye'nin yaprakları arasında geziniyor.
Bingölçe'ye göre, Osmanlı tarihinin bu ilginç "şair paşa"sının kaleme aldığı Mutayebat-ı Türkiyye, dünyada eşi benzeri bulunmayan bir yapıt. Ama bugüne kadar günümüz okurunun anlayacağı bir biçime hiç sokulmamış, günümüz abecesine tam metin olarak hiç aktarılmamış: "Bu durumun açık nedeni galiba şairin eserinde kullandığı ve kimi çevrelerce 'şiire yakıştırılamayacak' denli 'haylaz' ve 'edepsiz' bulunan dil unsurları. Edebiyatı 'edep'le karıştıran bu bakış açısı nedeniyle Mutayebat-ı Türkiyye bir buçuk asır gibi uzun bir zaman boyunca karanlıkta kalmış, tam metin olarak okuyucu ile buluşamamış..."
Yazdıklarının görebileceği tepkilerin en çok ayırdında olan da, kuşkusuz şairin kendisi. Galip Paşa, kendine özgü alaycılığıyla, bir açıklama getirmiş kitabına:
"Adlı sanlı şairler de mazmun üretenlerin latife bahçelerini, uz söz sergileyenlerin seçme yemişlerini yiyip bitirmiş ve arkadan gelen eli boşlara ancak kabuğunu bırakmış olduklarından, artık bu yolda ileri geri söz söylemek duyarlı kişilerin gözünde insaf sınırlarını zorlar görüleceğinden ve bu aciz kulun zaten ortada olan beceriksizliği de buna eklenince onların izinden gitmek yakışık almayacağından ister istemez başka bir yola girilmiştir. Gereğince kaba Türkçe sözler ile Kastamonu vadisinde mazmun sergileme işi allahtan bu zavallı acize verilmiş olduğundan, yaş kuru ne varsa işte dizim ipine dizilen Türkçe şiirler seçkinler derneğinin tuzu olsun diye düzenlenmiş basılmıştır..."

Özel bir terminoloji
Kaba dil araştırmaları yapan biri olarak Mutayebat-ı Türkiyye'yi fazlasıyla ilginç bulan, kaynak kitap düzeyinde gören, böyle gördüğü için yayımlayan, yayımlamakla da çok iyi eden Bingölçe, Galip Paşa'nın Kastamonu delikanlısı Himmet'i, erkek merkezli cinsellik anlayışıyla cinsel ilişkiyi "baldan da, şekerden de tatlı bulan, Keziban'la sevişmenin "canına can kattığını" dile getiren bir kişi olarak değerlendiriyor:
"Keziban'ın cilveleri ona her şeyi unutturuyor: 'Sohulunca bana cifleyle o nazlu gadunum/ ne yapub neşledüğüm kökten unutdum bu zebah' diyor. Üstelik de, 'gapdun bu gönlümü neceb itdünse ah anuş' diye soracak denli 'şaşkın' bir âşık olduğunu göstermekten çekinmiyor..."
Galip Paşa'nın şiirleri okunduğunda, özel bir terminoloji çıkıyor ortaya. Nerdeyse tümüyle erkek cinsel organı çevresinde dönen bu şiirlerde, kadın en çok yiyeceklere benzetiliyor. Sözgelimi, teninin keş'ten, yani peynirden daha ak, kollarının dolma kabak, yanağının elma, dudağının pekmez, bal, pestil olduğu söyleniyor. Kadın cinsel organı için "han, orman, kutu, ıssı dam (hamam), pambuk tulumu, merek (samanlık), gül, faraş, çamçak, külhan" gibi sözler yeğleniyor. Erkek organı içinse "çam, direk, öküzün ön kolu, koca direk, kalın, göl kabağı, dikilir taş, kıllı, tokmak, köpek ağzındaki bardak" gibi adlar kullanılıyor.
Galip Paşa, kitabının başında, dönemin padişaha Abdülaziz'e uzun bir övgü düzmeyi uygun görmüş:
"cihanın şahı merhametli abdülaziz han/ süs ve bezek olsun saltanatla adalet tahtına/ / o hanlar hanına eylemiş allah bereket ve ihsan/ oturuşuyla beraber canlılık geldi dünyaya..."
Mutayebat-ı Türkiyye'nin ilk yayımlanışının üstünden onca yıl geçmiş. Ama insanoğlu bir tuhaf. Günümüz edebiyatının seçkin yazarlarının kimi tümceleri bile "müstehcen" geliyor kimilerine. Böyleleri, Kitab-ı Mukaddes'teki "Neşideler Neşidesi"ni okusalar, ne yaparlar bilmem. Ama Galip Paşa'nın yılların ötesinden gelen gazelleri bugün bile eğlendiriyor insanı. Kendi de, bu şiirleri "boş vakitleri eğlenceli geçirmek amacıyla" yazdığını söylüyor zaten.
Jean-Jacques Rousseau'nun bir sözünü anımsıyorum: "Masumiyet, hiçbir şeyden utanmaz..."

5019
0
0
Yorum Yaz