DEDELERİNİN İNTİKAMINI ALIYORLAR
16/10/2009 · Kategori: Yorum
Sayı:2009/56
Kod: 32–116488
Konu: “Dedelerinin intikamını almaya çalışıyorlar” 14.10.2009
HALKIMIZA - BASIN KURUM VE KURULUŞLARINA
Atatürk’e hakaretin yasak olması, AB üyeliği için engel mi?
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, açıklayacağı son ilerleme raporunda, halk arasında “Atatürk’ü Koruma Kanunu” olarak bilinen ve 31 Temmuz 1951’de yürürlüğe giren 5816 Sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun” un Türkiye’de ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasal düzenleme olduğunu, bu durumun AB üyeliği için engel oluşturduğunu ileri sürdü.
AB Komisyonu üyelerine göre, Türkiye’de demokratikleşmenin, ifade özgürlüğünün göstergesi “ülkenin kurucusuna hakaret edenlere göz yumulması” olarak değerlendiriliyor. Raporda bununla da yetinilmemiş, Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve abideleri tahrip edenlerin tüm bu eylemlerinin, “ifade özgürlüğü” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.
Ülkeyi bölmek için her türlü yayın yapılırken, ülkeyi yöneten Başbakan’ın kendine yandaş olmayan gazeteleri okumayın diye halkı yönlendirirken, ülkenin gerçek aydınlarının, saygın bilim adamı ve askerlerinin Silivri Yerleşkesine tıkılırken, AB Komisyonu sesini soluğunu çıkarmıyor. Her nedense Başbakanların, bir parmak işaretiyle Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı seçtirmelerini, Türkiye’deki ‘lider sultasını, ön seçimsiz milletvekili, belediye başkanları, hatta ilçe belediye meclis üyelerini tek başına belirleyen genel başkanların davranışlarını demokrasiye aykırı görmüyor. Atatürk’e hakaret edilmesini önleyen yasal düzenlemelere ateş püskürüyor!
Bütün bunlar gösteriyor’ki; AB aday üyeliği Türkiye’ye demokrasi değil, faşizm getiriyor. AB aday üyeliği, Türkiye ekonomisini yıkıma uğratıyor, Türkiye’yi sömürge koşullarına mahkûm ediyor. AB aday üyeliği, Türkiye’yi etnik ve dinsel çatışmalara sürüklüyor. En önemlisi; AB aday üyeliği, Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Devrimleri ile elde ettiği kazanımların yok edilmesi anlamına geliyor.
Bu raporu hazırlayanları , Bu rapora sessiz kalan iktidarı, içte destekleyen yandaş ve yemdaş medyayı bir kez daha uyarıyoruz. Atatürk’e hakaretin suç kapsamından çıkarılmasını isteyen AB ülkeleri, 91 yıl önce İstanbul’u, İzmir’i ve Anadolu’nun yarısını işgal eden ama Atatürk tarafından kovulan dedelerinin intikamını almaya çalışıyor.
YÖNETİM KURULU ADINA:
MAHMUT ÖZYÜREK
ADD ISPARTA ŞUBE BAŞKANI
...........
- Burjuva milletlerle, proleter milletler arasındaki fark, 18. yüzyıl Avrupası'nda aynı ülkenin burjuvazisi ile proleteryası arasındaki fark kadar büyüktür, demektedir. "Proleter uluslar", sanayi devriminin dışında kalan, tarımı ilkel, enerjisi ve makine üretimi yetersiz, buna karşılık ticaret burjuvazisi gelişmiş, ulusal geliri düşük toplumlar demektir.
"Proleter uluslar", gelişmiş, sanayileşmiş ülkelerin pazarlarıdır. Gelişmiş ülkeler, proleter uluslar üzerinde, yardım adı altında ekonomik ipotekler kurarlar. Yirminci yüzyılın ilk başlarındaki askeri işgaller, günümüzde ekonomik işgallere dönüşmüştür. Türkiye, böylesine ekonomik işgal altında tutulan "proleter uluslar"ın en başlarında yer almaktadır.
"Proleter uluslar"ın tek kurtuluş yolu, uluslararası kapitalizme karşı savaş vermelerine bağlıdır. Buna, "antiemperyalizm" diyoruz. Gerçek "milliyetçilik" budur. Üretimi, yabancılara karşı sömürtmemektir milliyetçilik!
"Proleter uluslar"ın milliyetçiliği, ancak ve ancak "antiemperyalist" bir çizgiye oturtulabilir. Bu milliyetçilik anlayışında, ulusallık ve sınıfsallık içiçedir. Kurtuluş Savaşı'mız ve savaşın önderi Mustafa Kemal Atatürk, proleter uluslara özgü "milliyetçiliğ in" yirminci yüzyıldaki görkemli örnekleri sayılır.
Yoksul ülkelerdeki, proleter uluslarda rastlanan bir başka "milliyetçilik" , bunun tam tersidir. Çarpık ekonomik yapıda palazlanan ve çoğu yabancı sermayenin desteğindeki ticaret burjuvazisi ve kurulu siyasal düzen, uyanan antiemperyalist bilinci yoketmek ya da yozlaştırmak için bir başka "milliyetçilik" akımına sarılır.
Yine Kurtuluş Savaşı'mızdan örnek verirsek, bu tür milliyetçiler, "Kuvay-i Milliye"ye karşı İstanbul Hükümeti tarafından örgütlenen Anzavur komutasındaki "Kuvay-i İnzibatiye"dir. Anzavur kuvvetleri, yabancı işgal kuvvetlerinin "milliyetçi" etiketli uzantılarıdır.
Bu milliyetçilik anlayışı, günümüzde daha karmaşık bir niteliğe bürünmüştür. Açık askeri işgalde kimin kimden yana olduğu daha somut biçimde anlaşılırken, bugünkü kargaşa, uluslararası kapitalizmin bu tür "sahte milliyetçilik" duygularını başka başka renklerle sunmaktadır.
Bu milliyetçilik, baştan tırnağa yabancı sermayeden yanadır, ülke içinde ticaret burjuvazisine, dışında yabancı kuruluşlara toz kondurmaz; işçiden, emekçiden değil, işverenden yana tavır alır, alabildiğine din sömürücüsü ve düşünce özgürlüğü düşmanıdır.
Mustafa Kemal, "Ezilen uluslar, bir gün ezenleri yok edeceklerdir" derken, Asya ve Afrika'da uyanan "proleter ulusların", "antiemperyalist bilincini", "milliyetçilik duygularını" harekete geçirmek istiyordu.
"Milliyetçilik" , Kurtuluş Savaşı'mızda, bozuk düzenin kalelerine çekilen bayrak değil, antiemperyalist bilincin ve bağımsızlık kavgasının sönmeyen bir meşalesi olmuştu.
"Sahte milliyetçiler" in elinden bu bayrağı almak, bütün devrimcilerin ortak amacı olmalıdır. Çünkü, "proleter uluslar"ın bağımsılık bilinci, antiemperyalist kavgadan geçer. Çünkü, özünde ulusallık ve sınıfsallığı taşıyan "gerçek milliyetçilik" , anti-emperyalist çizginin odak noktasıdır.
Egemen sınıfların yüzlerindeki "milliyetçilik makyajını" silip atmak, başta işçi sınıfı olmak üzere, yurdunu ve ulusunu seven herkesin görevidir.

