15 12 2011

Baharzade Feride Hanım Divanı, Yrd. Doç. Bünyamin Çağlayan

Feride Hanım:Baharzade Feride Hanım Divanı

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Feride Hanım, Türk şair.(1837-1903)

1837'de Kastamonu'da doğdu. Kastamonu ulemasından Baharzade Hammami Mehmet Reşit Efendi'nin kızıdır. İlk eğitimini medrese öğretmeni olan babasından aldı. Arapça ve Farsça öğrendi. Güzel yazıya yani "hat"a merak saldı. Bolulu İzzet Paşa'nın divan kâtipliğini yapan Ali Raif Efendi ile evlendi. İstanbul'a taşındılar. Feride Hanım 25 yaşında iken eşini kaybetti. İstanbul'dan Kastamonu'ya giderek yaşamını burada tamamladı. 1903'te öldü.

Feride Hanım, Muhammediye'leri ile tanınır.

Şiirlerinden örnek

BEYİT

Duhterine böyle ider mi mâderi söyle bana

Görmedim billâh cihanda böyle bir âzâr ana

********************************************************** 

 

Baharzade Feride'nin mezarında (Kastamonu)
"evaze eteği aşkın
değdikçe ellerine akşamın
asuda bir dem gibi nice Feride
solmaktadır kuytusunda geçmiş baharın..."

Betul Tarıman

 

Üçüncü kez Kastamonu...

Bu yıl 18.'si düzenlenen Şeyh Şaban-ı Veli ve Kastamonu Evliyalarını Anma Haftası kutlamaları nedeniyle Kastamonu'daydık.
İnanışa göre M. Akif'in milli mücadele için ilk konuşmayı yaptığı Nasrullah Camii'nden su içen yedi kez Kastamonu'yu ziyaret edermiş. Benim de 7 ay içinde bu üçüncü gidişimdi.
Hala görmediğim tarihi ve coğrafi o kadar güzellik var ki Kastamonu'da neden halk inanışının "7 kez ziyaret" öngördüğünü anlayabiliyorum.
Bu defa ki ziyaretimde Kastamonu'daki kadınlarla buluşmayı çok istemiştim. Kadınlarını ve kadın olarak önce Kastamonu'ya sonra ülkemize kattıkları değerleri tetkik etmeyi arzu ediyordum. Gezmekten araştırma yapmaya fazlaca vakit kalmadı! Gezi heyetimizde çok değerli hocam Ayla Ağabegüm, Belkıs İbrahimhakkıoğlu ve üniversiteden hocam Prof. Dr. Şeyma Güngör de vardı. Kastamonu merkezde ve kutlama alanlarında Kastamonulu kadınlar sürekli bizi durdurup Ayla Hocam'ın elini öptüler. Sevgilerini ve Ayla Ağabegüm'ü Kastamonu'da görmekten duydukları mutluluğu paylaştılar. Bu kısa görüşmeler bana iki şey anlattı.
Birincisi, bir kez daha anladım ki televizyon çok çok etkili bir iletişim aracı (zira Ayla hanımı herkes televizyonlardaki konuşmalarından tanıyordu.)

İkincisi ise Kastamonulu kadınlar hem çok nazik, hem de çok kültürlüler. Seçtikleri cümleler, sevgilerini ifade ediş biçimleri, onların nasıl bir kültürel mirasın üzerinde oturduklarını bize gösterdi.

 

Tabii mutfaktaki hünerleri de bu yönde.
www.kadinhaberleri.com'un sevilen yazarı Ferhan Çapraz'ın annesi bizi evinde ağırladı. Hem öğlen hem akşam öyle bir yedirdi ki... Kastamonu mutfağına ait ne varsa iki öğüne sığdırmıştı. Tabii sevgili Emin Çapraz beyin tirit yapmadaki başarısı Kastamonu erkeklerinin de mutfaktan uzak durmadıklarını göstermesi açısından önemliydi.
Geçen ziyaretlerimizde Sabiha İzbeli çiftliğinde yediğimiz etli ekmeğin tadı hala damağımızdaydı.

 

Sabiha hanımın bırakın Kastamonu'da Türkiye'de aşılamayacağını düşünüyorduk ama Ferhancığımın annesi sevgili Pakize teyze çorbadan baklavaya her şeyi o kadar lezzetli yapmıştı ki, hemen onu Sabiha hanıma rakip olarak turizm işine girmesi yönünde iknaya çabaladım.
Yediğim içtiğim benim olsun da düşüncelerimi paylaşayım. Hem Sabiha İzbeli hem de Pakize Çapraz, hayatlarını mutfakta geçirip, kadın olarak vazifeleri evle sınırlı kadınlar değil. Bu durumun altını çizmek istiyorum her ikisi de emekli memur. Belli bir yaşa kadar hem evlerine hem kentlerine hizmet vermişler. Buna rağmen, yaşadıkları kentin mutfağını, misafirperverliğini ve genel anlamda üstüne oturdukları kültürel mirası en iyi şekilde temsil ediyorlar. Siz buna ister tesadüf deyin, ister Kastamonu evliyalarının himmeti deyin; bana göre bu tabaka tabaka 10 asırlık bir birikimin bugüne taşınmasıdır. Mutfaklar ve kadınlar, halk kültürünün en zengin ve hayatla en fazla iç içe olan bölümüdür.


Bir başka güzel kadınlarla, Kastamonu'nun manevi sahiplerinden biri Benli Sultan'ın türbesinin ve külliyesinin bulunduğu Ahlat köyünde birlikte olduk. Ziyaretimizde bizi öyle sıcak kucakladılar ki hemen sohbete başladık. Bir köylü kadını olarak “mutlu olup olmadıklarını” sorduk. Hemen hepsi çok mutlu her şeyden öte huzurlu olduklarının altını çizdiler. Bir günlerini şöyle geçirdiklerini anlattılar;
“Sabah namazıyla güne merhaba diyoruz, evin beyini ve çocuklarını yerlerine uğurluyoruz ardından hayvanlarının gerekli bakımlarını yapıp, öğlene dek ev ve mutfak işlerini hallediyor, öğleden sonra komşu, akraba ziyaretlerinde buluşuyoruz. Sohbet, elişi, dua günü yapıyoruz. Yaz olunca bahçe işlerini yapıyor birlikte bahçelerde çay içiyoruz”. Şimdi bunun orjinalliği nerde dediğinizi duyar gibiyim. Orjinalliği şurda, büyük şehirlerin imkanlarından yoksun kadınlar hem kendilerine çevrilen kameralara, hem de gazeteci teyiplerine hep yokluklarından, ellerinde olmayanlardan şikayet ediyorlar. Ya da medya mensupları bilinçli bir şekilde bize Anadolu’nun mutsuz kadınları portrelerini sunuyorlar.
Ellerimi bu soğuk ve yüksek yerdeki kadınlara sürmek istedim biraz huzur bana da geçsin diye. İşte batılı seyyahların 100 yıl önce bahsettiği “doğunun sakinliği” bu olsa gerek.
Kastamonu kadınları demişken, az sayıda yetişen kadın divan şairlerimizden biri Feride Hanım’dan bahsetmek istiyorum. Feride hanımla ilgili en önemli bilgiye yaşadığı dönemde hazırlanan Fatin Tezkire’sinden öğreniyoruz.
İstanbul dışından olmasına rağmen döneminde şöhretli olan Feride hanım, aynı zamanda bir hattat. Divanını da kendi el yazısıyla tertip etmiş. 1837’de Kastamonu’da doğan kadın şairimiz, üstelik kentin ikinci divan şairi. İlk kadın şair, Kastamonu’da Fatih devrinde yetişmiş.
Feride hanımın beni şaşırtan yönü çok küçük yaşlarda şiire başlamasıdır. Annesinin kendisini azarlaması üzerine yedi yaşında şu dizeleri kaleme almıştır:


“Duhterine böyle ider mi maderi söyle bana
Görmedim böyle bir cihanda böyle bir azar ana”


Bu dizeleri okuyunca şimdilerde bırakın şiir yazmayı sözle bile böyle cümle kuramaz durumdaki devrimiz çocuklarını düşünmeden hayıflanmadan edemedim. Çok gençken eşini kaybeden Feride hanım bir daha evlenmez. Bir dönem İstanbul’da bulunur, devrin devlet adamlarına eserlerini sunar. Kastamonu’da etkili olan Halvetilik terbiyesine girer.
Kastamonu’nun edebi muhitine nazireleriyle ve tarihleriyle büyük katkıda bulunur.
Devrin önemli ve meşhur şairlerinden Leyla Saz hanım, Kastamonulu Feride Hanım için şunları söylemiştir:

“Anadolu’da öyle bir kır çiçeği gördüm ki, kokusu beni mest etti. Bu kadın Kastamonu’da tanıdığım Baharzade Feride hanımdır. O dar çevrede öylesine kültürlü bir kadının yetişmiş olması göğüs kabartıcıdır. O, benim görüşüme göre, Anadolu’nun sessiz bir tepesinde nefis kokusu ile bir vadiyi dolduran kır çiçeği gibidir.”*

Kastamonu’da yaşayan ve dışarıdan ziyaret edenler, Yakup Ağa Camii Minaresi yakınındaki Feride hanımın mezarını ziyaret edip, dua etsinler.

 

Teşbihte hata olmaz ben Leyla Saz, Ferhan Çapraz’da Feride hanım olmasa da ben de bu son Kastamonu ziyaretimle aynı zamanda birçok gazetecinin Kemal abisi Kemal Çapraz’ın(yakın zaman önce kaybettik) yakını Ferhan Çapraz’da Anadolu’nun saf, katkısız ruhunu hissettim.
Bakalım yediye tamamlayabilecek miyim Kastamonu ziyaretlerimi…

* Baharzade Feride Hanım Divanı, Yrd. Doç. Bünyamin Çağlayan, 2006, Ankara.

Gülenay Pınarbaşı 

357
0
0
Yorum Yaz