Rıfat Ilgaz Cide`de Anıldı

13/5/2009 · Kategori: Yitirdiklerimiz

Rıfat Ilgaz Cide`de anıldı

Ünlü edebiyatçı Rıfat Ilgaz, doğumunun 98. yılında memleketi Kastamonu`da çeşitli etkinliklerle anıldı.

Bahçeşehir Koleji öğrencilerince, uzun yıllar cezaevi olarak kullanıldıktan sonra 1982 yılında Rıfat Ilgaz`ın adını taşıyan kültür merkezine dönüştürülen salonda gerçekleştirilen anma etkinliğine, Ilgaz`ın oğlu Aydın Ilgaz da katıldı.
     Etkinlikler kapsamında, ilköğretim öğrencilerine yönelik yaratıcı drama çalışmaları, yazarlarla söyleşi ve paneller yapıldı. Rıfat Ilgaz`ın hayatını anlatan barkovizyon gösterisi, Cide Kaymakamlığı Rıfat Ilgaz Çocuk Korosu`nun konseri ve Bahçeşehir Koleji öğrencilerinin ``Hababam Sınıfı`` skeci ilgiyle izlendi.
     Etkinlikte, ilk kez düzenlenen Rıfat Ilgaz Öykü Yarışması`nda dereceye giren öğrencilere de ödülleri verildi.
     Aydın Ilgaz, etkinliğin, Rıfat Ilgaz`ı doğum gününde anmak, şiirlerini, romanlarını ve öykülerini başta öğrenciler olmak üzere Türk halkına daha yakından tanıtmak amacıyla düzenlendiğini kaydetti.
     Aydın Ilgaz, ``Rıfat Ilgaz`ın doğumunun 98. yıl dönümü. Burada yapılan etkinler Rıfat Ilgaz`ı gençler ve çocuklarla buluşturdu. 100. yaşında daha görkemli kutlama yapacağız`` dedi.
     Babasının yazıları ve düşünceleri nedeniyle hayatının bazı bölümlerini cezaevinde geçirdiğini ifade eden Aydın Ilgaz, cezaevinden dönüştürülen kültür merkezine Rıfat Ilgaz`ın adının verilmesiyle ilgili de şunları kaydetti:
     ``Geçtiğimiz günlerde İstanbul`da bulunan Topbaşı Cezaevi kültür merkezine dönüştürüldü. Burada yatanlar arasında Nazım Hikmet ve Rıfat Ilgaz da yer alıyordu. Babamın yattığı cezaevleri kültür merkezine dönüştürülüyor. Keşke gençler daha çok kültür merkezine sahip olabilse.``

aa  07.05.2009

Köy Enstitüleri'ni unutmadık / Hürriyet, 15 Aralık 2007

16/12/2007 · Kategori: Yitirdiklerimiz

15 Aralık 2007
Doğan HIZLAN  dhizlan@hurriyet.com.tr

Köy Enstitüleri'ni unutmadık

Eğitim hayatımızda ve edebiyatımızda Köy Enstitüleri'nin yerini, önemini unutmadık. Unutmadım.


Her eser bazı adlarla anılır, bu sözü çok sık yinelerim. Çünkü onlara olan borcumuzu adlarını anarak bir ölçüde öderiz.

Köy Enstitüleri denince, efsanevi İsmail Hakkı Tonguç'u çağrıştırır belleğimiz. Onun yaşamını okuyarak, yaptıklarını öğrenerek, bir insanın bir davaya nasıl kendini adadığını görerek, bu kurumları anlamak çok daha gerçekçi bir anlayıştır.

Engin Tonguç'un hazırladığı Bir Eğitim Devrimcisi İsmail Hakkı Tonguç, Yaşamı, Öğretisi, Eylemi adlı kitabı okuduğunuzda, bu kurumun önemini, Anadolu eğitim aydınlanmasını nasıl gerçekleştirdiğini belgelerle, tanıklıklarla öğreneceksiniz.

Kitabın başında şu yazılı: Mustafa Ekmekçi için.

Birinci sayfada Mehmet Başaran'ın dizeleri var:

"Otlar böcekler gibiydik bozkırda

Acılarda gökyüzü kadardık

Bizden geçerdi zamanın karanlığı

Yorgun öküzler karasabanlarla

Unutulmuş, unutulmuş, unutulmuş köylerdik."

Köy çocuklarına eğitimi ulaştıran enstitülerin sadece eğitim sistemindeki yeri bile övülmeye değer. Ancak orada okuyanların bir edebiyat yaratmaları, edebiyat tarihimiz açısından büyük bir anlam taşıyor.

Anadolu'ya gerçekçi bakışı, onlar olmasa bilemezdik.

İsmail Hakkı, Karlsruhe'de yarım kalmış öğretimini tamamlarken, öğretme üzerine de kafa yoruyordu. İyi bir resim, elişi öğretmeni olmak istiyordu. Çünkü yaratmanın bütün alçakgönüllü işlerini aynı derecede önemsiyordu.

İsmail Hakkı Tonguç kitabı yalnız büyük bir eğitimcinin yaşamını, yaptığı yüce işleri anlatmıyor, bir bireyin ekseninde dönenip durmuyor, cumhuriyetin bütün eğitim sistemi konusunda bilgi veriyor.

Cumhuriyet rejimini kim anlayabildi, kim iyi uygulayabildi.

Kitabın okunması gereken bölümlerinden biri, Cumhuriyet Eğitiminin Birinci Altın Dönemi (1926-1928) başlıklı yazıdır.

Başlangıç paragrafını birlikte okuyalım:

"Başkent Ankara 1926 yılının ilk günlerine, ilk kez kadınlı erkekli verilen Türk Ocağı'ndaki Tayyare Balosu'nun dedikodularıyla girdi.

Çözümü yeni devlet için yaşamsal sayılan ve büyük umutların bağlandığı eğitim sorunlarının üstesinden gelecek bakan bulunmuştu. Mustafa Necati, örgütteki ve bakanlıktaki hiziplerin, kıskançlıkların etkisinde kalmadan, bunları baskı altında tutarak, nitelikli bir yönetici kadrosu kurmaya çalışan Müsteşar Nafi Atuf'u tüm gücüyle desteklemeye başladı. Eğer o dönemde ve daha sonraki yıllarda eğitim alanında birşeyler yapılabilmişse, bunu M. Necati ve Nafi Atuf'un oluşturduğu kadroların başardığı bir gerçektir."

Tonguç
'un odasındaki duvar levhasında şu yazılıydı: "İş insanın hem miyarı, hem mimarıdır."

Meslekte karşılaşılan engelleri, siyaset ile eğitimin çarpıştıkları yerleri okuyunca, dünden bugüne değişmeyen bazı şeyleri fark edeceksiniz.

İçinde yetiştiği, büyüdüğü köyü anlatan edebiyat eserlerini yaratanlar, edebiyat tarihi içindeki yerlerini almışlardır. Benim gibi edebiyatı bir süreklilik, bir zincir halkaları biçiminde düşünen birinin bunun tersini savunması düşünülemez.

Cumhuriyetin ilk kuşağının amacı, bu yeni rejimi yüceltmekti. Birinci hedef de eğitimli insanların çoğalmasıydı. Enstitülerin kurulmasına, yerleşmesine, yayılmasına kadar geçen sürenin nasıl zorluklarla adım adım gerçekleştiğini okudukça, bunca verilen emeğin birden yok edilmesine insan daha çok üzülüyor. Üstelik onun yerine bir eğitim seferberliği seçeneği de konulmuş değilken.

"Kızılçullu ve Çifteler Köy Öğretmen Okulları 30 Ekim 1937'de açıldı. Aslında, bu tarihi Köy Enstitüleri'nin 1940'ta resmen kuruluşuna varacak çalışmaların başlangıcı olarak görebiliriz."

Başarılı bir hareketin, hele eğitimdeki devrimin elbet eleştireni, düşmanı çok olacaktı.

İsmail Hakkı Tonguç'un da çevresi sarılıyordu. Her şey doğrudan bir mücadele ile sergilenmiyordu.

Sözgelimi zamanın Başbakanı Şükrü Saracoğlu, enstitü müdüründen habersiz, çocukların ne okudukları, ne tartıştıkları konusunda bilgi almıştı. Ensitülerin kapatılması konusundaki çember gittikçe daralıyordu. İsmet İnönü de eleştirilere dayanamıyor şöyle söylüyordu: "Ordunun üst kademesinde de huzursuzluk başlamış... Onun için bir süre, bu konuda en çok saldırıya uğrayan, Yücel'le Tonguç'u onların da gönlünü alarak bir süre için bu şimşekleri bu olay üzerinden uzaklaştırmak istedim."

Kurumların daha milli duruma sokulacağı,
sözü hükümet programında yer almıştı.

Reşat Şemsettin Sirer'in bakanlığı döneminde iyice anlaşılmıştı ki, her yandan bu enstitülere ve enstitülülere kara çalınacak, kurum yok edilecekti.

Tonguç, sabahleyin evde başka bir göreve atandığını Cumhuriyet Gazetesi'nden öğrendi.

Engin Tonguç'un kitabını okurken, yalnız bir eğitim bilgesi İsmail Hakkı Tonguç'a yapılanları öğrenmekle yetinmeyeceksiniz, Türk eğitiminde kaynayan cadı kazanının altını besleyen her kişiyi, olayı ayrıntısıyla öğreneceksiniz. Yapılan iyi işleri engellemenin nerelere gittiğini göreceksiniz.

Kitabın önemli, mutlaka okunması gereken bölümlerinden biri de; Beklenen Ses: Bizim Köy (1950) bölümüdür.

Bu kitabın etkisini, önemini her zaman belirtmeye çalıştım.

Tonguç, 23 Haziran'da öldü, cenazesi 24 Haziran 1960'ta Hacı Bayram Camii'nden kaldırıldı.

Törenden bir bölümü buraya alacağım:

"Bunları görmüş olabilir mi?

Hiçbir zaman bilemeyeceğiz...

Cenaze ertesi günü, 24.06.1960'ta Ankara'da Hacı Bayram Camii'nden kaldırılacaktı. Daha önce, evde, Arman'ın önerisi üzerine, Tonguç'un Gazi Eğitim Enstitüsü'ndeki Resim-İş Bölümü çalışma arkadaşlarından Necdet Pençe tarafından alçıdan maskı alındı.

Cenaze günü Hacıbayram Camii'nin önü kalabalıktı. Yakınları, dostları, eski iş arkadaşları, köy enstitülüler, Hasanoğlan'dan gelmiş öğrenciler, bazı köylüler... Bir dalgalanma oldu. İnönü gelmişti.

14 yıl sonra ilk kez bir araya geliyorlardı. İnönü musalla taşındaki bayrağa sarılı tabutun başında durdu. Tonguç'un oğlunu sordu, yanına çekti. Sonra birlikte yürüdüler cenazenin arkasından. Kendisini alkışlamak isteyen, kaldırımda birikmiş kalabalığı İnönü elinin sert bir hareketi ile susturdu, tabut arabaya konuncaya kadar arkasından gitti.

Cenaze toprağa verildikten sonra taze mezarın başında Hasan Áli Yücel, Rauf İnan, Hamdi Keskin ve Fakir Baykurt birer konuşma yaptılar."


Engin Tonguç'un kitabını mutlaka okuyun. Bir eğitim bilgesini, İsmail Hakkı Tonguç'u yakından tanıyın.

Türk eğitiminin öncü hamlesinin nasıl önlendiğini üzülerek okuyun.

BUNLARI DA OKUYUN

Köy Enstitüleri ve etkileri, yetiştirdikleri, muhakkak ki tek bir kitapla tam anlamıyla ve kuşatıcı olarak anlaşılamaz. Gerek enstitüden yetişenlerin yazdığı romanlar ve öyküler, gerekse daha sonraki yıllarda yapılan araştırmalar, enstitülerin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

Onun için, Köy Enstitüleri'ne dair ve enstitülerden yetişmiş yazarların kaleme aldığı roman ve hikaye seçmelerinden oluşan bir paralel okumalar listesi vermeyi uygun gördüm.

Pakize Türkoğlu / Tonguç ve Enstitüleri / İş Bankası Kültür Yayınları

Mehmet Özel / Köy Enstitüleri (İsmail Hakkı Tonguç'un objektifinden fotoğraflarla) / Kültür Bakanlığı Yayınları

Mustafa Güneri / Hasanoğlan Köy Enstitüleri Kurulurken / Tarih Vakfı Yurt Yayınları

Fakir Baykurt / Onuncu Köy / Literatür Kitabevi

Fakir Baykurt / Yılanların Öcü / Literatür Kitabevi

Talip Apaydın / Ortakçılar / Literatür Kitabevi

Talip Apaydın / Tütün Yorgunu / Literatür Kitabevi

Mehmet Başaran / Yasaklı Acının ve Sevginin Yurttaşı / Cumhuriyet Kitapları

Mehmet Başaran / Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri / Cumhuriyet Kitapları

Dursun Akçam / Kafdağı'nın Ardı / Arkadaş Yayınları

Dursun Akçam / Maral / Arkadaş Yayınları

DOĞAN HIZLAN'IN SEÇTİKLERİ

Mehmet Yaşin Turuncu Kuş Everest

Rainer Maria Rilke Çünkü Zordur Sevgi Cem

Ayşe Çolakoğlu Kıskaç Doğan Kitap

Adam Philips Hep Vaat Hep Vaat Metis

Nevin Meriç Ádáb-ı Muáşeret (Osmanlı'da Gündelik Hayatın Değişimi) Kapı

Oğuz Atay ile dertleşme

14/12/2007 · Kategori: Yitirdiklerimiz

Hürriyet; 14 Aralık 2007

Ahmet HAKAN

 ahmethakan@hurriyet.com.tr

İlle de bizden olsun


TÜRKİYE’nin yarısından oy almayı başaran AKP, biricik atama kriteri olarak "İlle de bizden olsun" kriterini iyiden iyiye benimsemiş durumda...

Bu konuda herkes neredeyse ittifak etmiş durumdadır.

(...)

 

Oğuz Atay ile dertleşme

- HANİ bir öykünün sonunu "Ben buradayım sevgili okuyucu, peki sen neredesin?" diye bitirmiştin ya... "Sevgili okuyucuların" olarak hepimiz sesimizi, ölümünden ancak 30 yıl sonra yükseltme mecali bulduk... Her şeye ama her şeye geç kalmış bir ulusun çocukları olarak, ölümünün 30. yılında sana "Buradayız Oğuz Baba" diyoruz.

- Beni kalbimden vuran romanlar var ya... İşte onlardan ilki "Suç ve Ceza" ise, ikincisi senin kaleme aldığın "Tutunamayanlar" romanıdır... "Oğlum Osman / Kızım Ayşe" türü sade suya tirit hidayet romanlarının sevimsiz havasından sonra, "Suç ve Ceza"nın adamın ciğerine işleyen sert havasıyla karşılaşınca bir süre nefessiz kalmıştım... "Tutunamayanlar" ise bir yumruk gibi girmişti dünyama... Hayatımı değiştirmişti... "Tutunamayan" rolü bile oynamıştım uzun bir süre... Daha ne olsun...

- 30 yıl aradan sonra sana haber veriyorum: Dramını yazdığın "Türk aydını" ortadan kayboldu Oğuz Baba... Kimi "Proje adamı" oldu... Kimi kafayı yedi... Kimi kendisine sunulan dünya nimetlerine fit oldu... Kimi şöhret afetine tutuldu... Kimi danışman oldu... Kimi sessizce uzlete çekildi... Yani aydın kalmadı ortada Oğuz Baba! Aydın kalmayınca da "dram"ın da bir anlamı kalmadı.

- Senden sonra kimse hem olağanüstü naif ve içtenlikli, hem de hınzır ve ironik olamıyor Oğuz Baba... Buralarda artık herkes fazlasıyla stratejik ve "ödüllere ayarlı" oldu... Gelip bir göz atsan memlekete, "İyi ki erken ölmüşüm" dersin...

Ölümünün 30. Yılında Oğuz Atay Sempozyumu

13/12/2007 · Kategori: Yitirdiklerimiz

13/12/2007
‘Tutunamayanların’ yazarı için sempozyum
Oğuz Atay, ölümünün 30. yılında düzenlenen bir sempozyumla anılıyor.
Oğuz Atay, ölümünün 30. yılında düzenlenen bir sempozyumla anılıyor. İletişim Yayınları, 13-14 Aralık tarihlerinde Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde (MSGSÜ) ‘Türk Edebiyatının Oyun Bozanı: Ölümünün 30. Yılında Oğuz Atay Sempozyumu’ düzenliyor. Edebiyat dünyasının önde gelen isimleri 2 gün boyunca Atay’ın eserleri, hayatı ve edebiyatını irdeleyecek. MSGSÜ’nün Fındıklı Kampüsü oditoryumunda yapılacak olan sempozyuma panelist, oturum başkanı ve konuşmacı olarak katılacak isimler şunlar: Abdullah Uçman, Arzu Aygün, Aslıhan Aksoy Sheridan, Barış Tut, Cevat Çapan, Doğan Hızlan, Elif Aksoy, Elif Şafak, Elif Türker, Emre Ayvaz, Fatih Özgüven, Feridun Andaç, Füsun Akatlı, Halit Refiğ, Handan İnci, Hayati Asılyazıcı, Hilmi Yavuz, İbrahim Yıldırım, Jale Parla, Laurent Mignon, Mahmut Temizyürek, Meral Özbek, Murat Belge, Murat Yalçın, Murathan Mungan, Nurdan Gürbilek, Oğuz Demiralp, Orhan Koçak, Özge Şahin, Sadık Yalsızuçanlar, Seval Şahin, Sevda Şener, Sibel Irzık, Suna Ertuğrul, Talat S. Halman, Ümit Kıvanç.
Sempozyumda ayrıca, Oğuz Atay’ın günlüğünden alınan parçalarla oluşturulmuş bir performans, Oğuz Atay belgeseli, TRT için TV filmi olarak çekilen Oyunlarla Yaşayanlar adlı tiyatro oyununun gösterimi ve Atay üzerine çeşitli yazarlarla yapılmış röportajların barkovizyon sunumu da yer alacak.
Oğuz Atay’a Armağan
İletişim Yayınları da yazar için ‘Oğuz Atay’a Armağan/Türk Edebiyatının Oyun Bozan’ı’ adlı bir de kitap yayımladı. Handan İnci tarafından hazırlanan kitapta, Afşar Timuçin’den Selim İleri’ye, Ömer Madra’dan Murathan Mungan’a, Halit Refiğ’den Yusuf Atılgan’a kadar birçok edebiyatçı, sanatçı ve gazetecinin Atay ve eserleri üzerine yazdığı yazılar bir araya getiriliyor. Kitapta ayrıca, Atay’ın çeşitli konularda yazdığı yazılar ve verdiği röportajlar da yer alıyor. 1977’de 43 yaşında hayata veda eden Atay, 7 yıllık yazarlık serüveninden geriye ‘Tutunamayalar’, ‘Korkuyu Beklerken’, ‘Bir Bilimadamının Romanı’, ‘Tehlikeli Oyunlar’, ‘Oyunlarla Yaşayanlar’ ve ‘Eylembilim (yarım kaldı)’ ve ‘Günlükler’ isimli eserleri bıraktı. Atay’ın hayattayken pek iyi anlaşılamayan ve okura ulaşmada da sorun yaşayan Tutunamayanlar romanı ölümünden sonra özellikle de gençler üzerinde büyük etki uyandırırken kitabın 39. baskısı geçen nisan ayında yapıldı.
Sempozyum programına MSGSÜ, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi ve İletişim Yayınları internet sitelerinden ulaşabilirsiniz. (KÜLTÜR SERVİSİ)

 

Ölümünün 30. Yılında Oğuz Atay Sempozyumu (Sempozyum)

Yer: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Oditoryumu - Fındıklı
13.12.2007 - 14.12.2007

Türk Edebiyatının Oyun/bozanı...

Ölümünün 30. Yılında Oğuz Atay Sempozyumu

 

13 Aralık Perşembe

 

09.30 – 09.45: “Sonunda Bana Bunu da Yaptınız” (Performans)

09.45 – 10.00:  “Hayat Bir Oyundur” (Belgesel: Nilgün Eroğlu Maktav)

 

Açılış konuşmaları:

10.00 – 10. 20:   Prof.  Talat S. Halman (Bilkent Üniversitesi)

          Prof. Rahmi Aksungur (MSGSÜ)

Doç. Dr.  Handan İnci (MSGSÜ)

 

10.20 – 10.30: Çay arası

               

I. Oturum: Yöneten /Prof. Dr.  Abdullah Uçman

10.30– 10.50 Oğuz Demiralp, “Oğuz Atay’a Mektup”

10.50 – 11.10: Sevda Şener, “Oğuz Atay’da Oyun ve Gerçek İkilemi”

 

11.10 – 11.20: Çay arası

 

II. Oturum:  Yöneten /  Yrd. Doç. Dr. Laurent Mignon

11.20 – 11.40: Füsun Akatlı, “Öykücü Oğuz Atay”

11.40– 12.00:  Emre Ayvaz,  “‘Ne Evet Ne Hayır’: Başkasının Derdi ve Dili”

12.00 – 12.20  Nursel Duruel, “Tahta At”

 

 

12.20– 13.30:  Öğle arası /  (Film gösterimi: “Oyunlarla Yaşayanlar”, I. Bölüm)

 

 

III. Oturum: Yöneten / Doç. Dr. Meral Özbek

13.30 – 13.50: Feridun Andaç, “Oğuz Atay’ı Yazmak”

13.50 – 14.10: Seval Şahin, “Kusurun ve Sıradanlığın Epiği: Tutanamayanlar

14.10 – 14.30: Suna Ertuğrul, “Edebiyat ve Kanun İlişkisi”

 

14.30 – 14.45 : Çay arası

 

IV. Oturum:  Panel: Oğuz Atay Okumak /  Yöneten: İbrahim Yıldırım

14.45 – 16.15:  Ümit Kıvanç

Sadık Yalsızuçanlar

Murat Yalçın

Barış Tut

 

16.15 – 16.30: Çay arası

 

 

16.30 – 17.00: Elif Şafak:  “Oğuz Atay’ın Çocukları”

 

14 Aralık Cuma

 

 

I. Oturum: Yöneten / Prof. Dr. Sema Uğurcan

 

09.30 – 09.50: Özge Şahin, “Kemiren ve Dirilten Bir Ses: ‘Üçüncü Şey’ / ‘Bir Mektup’u Okuma Denemesi”

09.50 – 10.10: R. Aslıhan Aksoy Sheridan, “Oğuz Atay’da Okurluk Halleri”

10.10 – 10.30: Arzu Aygün, “Oyunumuzdan Bunalan Homo Ludens: Disconnectus Erectus’u

Kuramsal Oku-ma-ma Denemesi”

10.30 – 10.50: Süreyya Elif Aksoy, “Kurmacanın Günlük’te Hazırlanışı”

 

 

10.50 – 11.05. Çay arası

 

II. Oturum: Yöneten /  Mahmut Temizyürek

 

11.05 -  11.25: Elif Türker, “...Ve Turgut Özben”

11.25 – 11.45: Sibel Irzık, “Ya Eşya Birgün Delirirse”: Oğuz Atay’ın Öykülerinde Gündelik Yaşam”.

11.45 – 12.05: Fatih Özgüven,  “Unutulan”

 

                              

12.05 – 13. 30:  Öğle arası / (Film gösterimi: “Oyunlarla Yaşayanlar”, II. bölüm)

 

 

Panel: Oğuz Atay’ı Tanımak

13.30 – 14.15      (1.oturum)

                               Hilmi Yavuz

                               Doğan Hızlan

                               Selim İleri

 

14.15 – 14.25 Çay arası

 

14.25 – 15.05:    (II. oturum)

Halit Refiğ

Cevat Çapan

Hayati Asılyazıcı

 

15.05 - 15.15: Çay arası

 

III. Oturum:  Yöneten / Nurdan Gürbilek

15.15 – 15.35: Jale Parla, “Oğuz Atay’ın Yazarları”

15.35 – 15.55:  Murat Belge, “Oğuz Atay ve Dünya Edebiyatı”

15.55 – 16.15:  Orhan Koçak, “İroni mi Şaka mı?”

 

16.15 -16.30: Çay arası

 

16.30 – 17.00: Murathan Mungan’dan Oğuz Atay’a Mektup

 

17.00: Kokteyl

« Önceki ::