Marifet Sakalda Değil

7/12/2007 · Kategori: Kitap

Marifet sakalda değil

Marifet sakalda değil
Sakallı Celâl bilerek eskittiği paltosu, kitap çuvalı ve 'özgürlük' olarak nitelendirdiği sakalıyla dönemin tüm düşünürleri tarafından el üstünde tutuldu

30/11/2007 (142 defa okundu)

ÖZLEM KÜÇÜK (E-mektup | Arşivi)

Sakallı Celâl, 1886 yılının kazma kürek yaktırdığı bir Mart gününde Miralay Hüseyin Hüsnü Paşa ve Ayşe Melek hanımın üçüncü oğlu olarak dünyaya gelir. Çevresine biraz tepeden bakan annesi ile Celâl'in yıldızı hiç barışmaz. Çocukken annesinin 'paşa hanımı' tavırlarına sinirlendiği için makam faytonunda kendini arabacı askerin yanına atıp, annesini utandırır. Zaten sonraları annesi için "Askerler, babama selam durduklarından daha çok anneme selam dururlardı! Benim annem Abdülhamit'in dişisidir" diyecektir. Aynı Ayşe Melek hanım, Celâl devlet bursu ile Fransa'ya siyaset bilimi okumaya gittiğinde, oğlundan gelen "devlet katında bölümü ile ilgili değişiklik ricasında bulunması" isteğine "Devlet neyi uygun görmüşse onu tahsil et... Onlardan daha iyi mi bileceksin?" cevabını verecek, o günden sonra Celâl bey, o meşhur sakalını koyverip bir daha da kesmeyecektir.
Sakallı Celâl yaşı geldiğinde ailesince Mekteb-i Sultani'ye, bugünkü adıyla Galatasaray Lisesi'ne 110 numara ile kaydedilir. O vakitten sonra ne o Sultani'den ne de Sultani ondan vazgeçer. Liseyi bitirdiğinde Fransa'ya üniverisite eğitimi için gittiyse de tamamlayamadan geri döner. Kitabın bu kısmı ve soyağacı gereğinden fazla uzun anlatılıp bizi kahramandan biraz uzaklaştırsa da sonrasında Sakallı Celâl'i, Sakallı Celâl yapan olaylar ve bu kitaba konu olmasını sağlayan hikâye başlıyor.

Eli öpülen adam
Celâl bey, o dönem için 'fazla geniş' vizyonu, ileri görüşlülüğü ile tahmin edileceği gibi dokuz köyden kovulur. Öğretmenliğe başladığındaki ilk görev yeri Üsküp'te öğrencilerden bir futbol takımı kurduğunda, şeytan icadı oyun yüzünden 'komünist' olarak nitelendirilir ve görevden alınır. Sonrasında gittiği Kastamonu'da öğrencilerine hurafelere inanmamaları yönünde verdiği öğütler nedeniyle sakıncalı ilan edilerek yine görevden alınır. Ankara Sultanisi'nde din derslerini azalttığı ve erkek öğrencilere bayan öğretmen atadığı için uyarılır.
Devlet memuru olamayacağını anlayıp çareyi Aydın'da incir fabrikasında çalışmakta bulan Celâl burda da rahat edemez. İşçilere yardım ettiği gerekçesiyle komünist olduğu düşünülür ve evi basılır. Kitapları ve eşyaları talan edilen Sakallı Celal, polise ne aradıklarını sorunca "Fakir işçilere yardım ediyormuşsun! Yani komünistmişsin! Biz de bunun belgelerini arıyoruz" yanıtını alır. Celâl bey, işaret parmağıyla kafasını göstererek "Aradıklarınız burada" yanıtını verir.
Bir başka gün, taşıdığı ruhsatlı silahına el konduğunda, silah taşıma nedeni olarak "Bu polis eskiden padişahın ve hilafetin polisiydi. 'Padişahım çok yaşa' diye bağırmayanları yakalayıp zindana tıkardı. Düpedüz zulüm aracıydı emrinde olduğu padişah ve hilafetin. Şimdi devran değişti, Cumhuriyet ilan olundu ve bu polis Cumhuriyet'in polisi olup çıktı. İyi de ben bu polise nasıl güvenebilirim? Yarın birileri punduna getirse bir kez daha 'hilafetin polisi' olmayacakları ne malûm? O nedenle ben bu silahı gerektiğinde Gazi Paşa'yı ve Cumhuriyet'i korumak için taşıyorum" der.
Sakallı Celâl, hayatı boyunca kimseden yardım almaz. Rivayete göre gösterişli görünmemek adına bilerek eskittiği paltosu, içine kitaplarını doldurduğu çuvalı ve 'özgürlük' olarak nitelendirdiği sakalıyla kendi yağınla kavrulur. Dönemin tüm düşünür, yazar ve profesörleri tarafından el üstünde tutulur. Rasih Nuri, hocası olan Profesör Kerim Erim ile birlikte yürürken, Erim'in yoldaki bir çöpçünün elini öptüğünü ve bu kişinin Sakalı Celâl bey olduğunu söyler. Daha bu ve bunun gibi nice yorumlar ve anılar kitapta yer buluyor. Kitap ayrıca hiç 'matruş' kalmamış onlarca Sakallı Celâl bey suretiyle süslü. Sakallı'nın tek sakalsız fotoğraflarını da yine kitapta görüyoruz.
Bazı kaynaklarda Celâl beyin Atatürk ve rejim karşı olduğu söylense de vasiyetinde, "Mustafa Kemal'i seviyorum. Onu öpmek ve koklamak isterdim" diyen Sakallı Celâl 1962'de beyin kanamasından hayata veda eder. Mezar taşında kimsenin bilmediği ama belki de hissetiği soyadıyla Celâl Yalınız ve "Bahçıvan bir gül için bin dikene katlanır" yazılıdır.

  • SAKALLI CELÂL
    Bir Türk Filozofunun Yeniden Doğuşu
    Orhan Karaveli, Doğan Kitap, 2007, 200 sayfa, 13 YTL.
  • Galip Paşa’nın Cinsel Temalı Şiirleri Artık Türkçe

    13/6/2007 · Kategori: Kitap

    Galip Paşa’nın cinsel temalı şiirleri artık Türkçe

    Türk Galip Paşa’nın 19. yüzyılda yazdığı “Mutayebat-ı Türkiyye- Türçe Eğlencelikler” ilk kez tam metin olarak Osmanlıca’dan Türkçe’ye çevrildi.

     
    NTV-MSNBC
    Güncelleme: 18:02 TSİ 23 Mayıs 2007 Çarşamba

    İSTANBUL - Alt-Üst yayınlarından çıkan kitapta Türk Galip Paşa, kendi dönemindeki erkek cinsellik anlayışıyla dalgasını geçiyor.

     

    Paşa, cinsel temalı, komik, zaman zaman hicivlerle örülü 81 gazelini topladığı eserinde, hem toplumun kendi dönemindeki erkek cinsellik anlayışıyla dalgasını geçiyor, hem de erkeklerin cinselliğe bakışı ile cinsel iktidarın kurulma pratiklerini detaylarıyla anlatıyor. Paşa, cinselliğin “yaşama sevinci veren” yönünü öne çıkarması ile de dikkat çekiyor.


    KASTAMONU DELİKANLISI HİMMET, KADINI KEZİBAN...

    Galip Paşa’nın şiirlerinde erkeği Kastamonu delikanlısı Himmet, kadını Keziban temsil ediyor. Paşa, bazen bizzat kendisi araya girerek, bazen de muhtarı, muhtarın oğlunu, köy hocasını, emmiyi, yenge kadını da işin içine sokarak 19. yüzyıl Anadolu’sunun cinsel geleneklerini renkli bir biçimde sergiliyor. O dönemde “muzır” ne kavram, ne de yasa olarak varolmadığı için Türk Galip herşeyi apaçık, kelimesi kelimesine, hiç çekinmeden yazmış.

    Paşa’nın deyimiyle cinsellik temasının “yaşı kurusu”, “en ayıbı, en oturaklısı”, Mutayebat-ı Türkiyye’nin sayfaları arasında yer buluyor. Şiirlerin sunuş bölümünde Paşa “kaba Türkçe” ile yazdığını belirterek şöyle diyor: “Şiirlerime Türk usulü garip bir külah giydirerek yeni bir tarzda meydana çıktım ve yine bir destana girdim. Eğlence arasında cüret diliyle yüze çarpılan ayıplardan dolayı ortaya çıkacak günahların affını tanrının uçsuz bucaksız bağışlama denizine salıp gönderiyor acizane bu derme çatma gazelleri gözler önüne koyuyor, saygıdeğer okuyucularımın insaf dolu anlayışlarına sığınıyorum”.

    Edebiyatı “edep”le karıştıran bakış açısı nedeniyle Mutayebat-ı Türkiyye bir buçuk asır gibi uzun bir zaman boyunca karanlıkta kalmış, tam metin olarak okuyucu ile buluşamamış.

    ABDÜLAZİZ’E İTHAF ETMİŞ

    Galip Paşa bu küçük şiir kitabını dönemin hükümdarı Abdülaziz’e ithaf etmekten geri durmamış. Yazıldığı zamanlarda Mutayebat-ı Türkiyye, çok az sayıda yayınlanmış, taş baskıları yapılmış ancak üzerine ne tarih ne de basıldığı yer kaydı koyulmamış. Bugün bile kütüphanelerde nadir olarak bulunabilen bir eser olma özelliğini koruyor.

    Kitabı yayına hazırlayan Filiz Bingölçe, kitapla ilgili şu bilgileri veriyor:

    “ESER ERKEK OKUYUCULAR İÇİN YAZILMIŞ”

    Mutayebat-ı Türkiyye, özellikle benim gibi kaba dil araştırmaları yapan biri için fazlasıyla dikkate değer bir eser hatta kaynak mertebesinde. Argonun ve küfürün mizahla buluştuğu noktada yer alıyor, şen şakrak bir iplerinden kopuşu dillendiriyor.

    Şüphesiz her eser kendi çağı ile ve kendi bağlamıyla birlikte değerlendirilmeli. Eserin erkek okuyucular için yazıldığına şüphe yok. Üstelik eğitimli bir okur kesimince yazıldığı günden beri çokça okunmuş olduğu da kesin. O nedenle belli bir kesimin değer yargılarını yansıttığı söylenebilir. Galip Paşa’nın zamanında müstehcenin sınırları bugünkü gibi çizilmemiş, yasalar onu “perdelemeye” zorlamamış olduğu için bedenin alt kesitine ilişkin her organ işleviyle birlikte adlı adınca kitapta yer bulmuş.

    Gazellerde zevk peşinde koşan bir erkek bedeninin komik hikayesi anlatılıyor. Anlatılan erkek bedeni bugün bizim anladığımız kavramlarla örülmüş, çağdaş beden değil elbet. Ne ‘mahrem’ kavramı bizimkine benziyor ne de ‘ayıp’ kavramı. Onun için röntgencilik ya da pornografi gibi kavramlar da yok.

    PAŞANIN ŞİİRLERİNDEKİ BENZETMELER

    Galip Paşa’nın şiirleri tamamen erkek cinsel organı çevresinde dönen şiirler. Şairin dünyasında kadın en fazla yiyeceklere benzetiliyor. Teninin keşten yani peynirden daha ak, kollarının dolma kabak, yanağının elma, dudağının pekmez, bal, pestil olduğu söyleniyor.

    Cinsel organlar da Paşa’nın kaleminde türlü adlar alıyor. Vajina için “han, orman, kutu, ıssı dam (hamam), pambuk tulumu, merek (samanlık), gül, faraş, çamçak, külhan” sözcükleri tercih edilirken penis içinse “çam, direk, öküzün ön kolu, koca direk, kalın, göl kabağı, dikilir taş, kıllı, tokmak, köpek ağzındaki bardak” gibi adlar kullanıyor.
    .
    bak sevdügümün govdesü keşden daha akdur
    kendü yuvalakdu

    gor benlerünü gap gara say ki bi budakdu
    kökden pıtırakdu

    gollarunu şöyle yuduv tolma gabakdu
    çok ganu sıcakdu

    gun yüzlü kömür gozlü gozel dün bana bakdu
    meylim ana akdu

    Not: Mutayebat; güzellemeler, taşlamalar, iğnelemeler, eğlenceler, şakalar, yarenlikler demek.

     

                                      ************************************

    YERYÜZÜ KİTAPLIĞI

    YERYÜZÜ KİTAPLIĞI
    Galip Paşa'nın dizeleri boyunca, Himmet ile Keziban eğleşiyorlar, dövüşüyorlar, anlaşıyorlar, sevişiyorlar... Kuşkusuz, tüm bunları Himmet'in hoyrat erkek bakışından okuyoruz

    25/05/2007 (363 defa okundu)

    CELÂL ÜSTER (E-mektup | Arşivi)

    Masumiyet hiçbir şeyden utanmaz
    "mencülse gelüp kezibanu himmet bile gördü/ cinlendü teres ayyu gibi emme böğürdü/ dikdi göğe gaffasunu koppek gibi ürdü/ cinlendü teres ayyu gibi emme böğürdü..."
    Himmet ile Keziban, Galip Paşa'nın eğlenceli şiirlerinde yarattığı erkek ve kadın tipleri. Himmet, Keziban'ı görür görmez azmış, ayı gibi böğürmüş, kafasını göğe dikip köpek gibi ürümüş.
    "gokçen gadunun aldatarak gönlünü ettim/ andan geri kattım önüme tağa ilettim/ çaldım y....ı gahbeye gum gum gumulatdım/ cinlendü teres ayyu gibi emme böğürdü..."
    Himmet, güzel kadını görünce dayanamamış, önüne kattığı gibi dağa kaldırmış. Sonrası malûm...
    Galip Paşa'nın dizeleri boyunca, Himmet ile Keziban eğleşiyorlar, dövüşüyorlar, anlaşıyorlar, sevişiyorlar... Kuşkusuz, tüm bunları Himmet'in hoyrat erkek bakışından okuyoruz. Ama zaman zaman kendi kendiyle dalgasını geçmekten de geri kalmıyor Himmet...
    Bu Galip Paşa da kim ola, diye sual edecek olursanız, hiç kuşku yok ki alışkın olduğumuz paşalardan değil. Yakası açılmadık, biraz münasebetsiz bir paşa bu. Dili, bizim bildiğimiz paşaların dilinden çok farklı. Bir kere, kafasını cinselliğe takmış, açık saçık şiirler yazmış. Cinselliğe hem bodoslamadan yanaşıyor, hem de kalınca bir mizahla. Dilinin hartası hurtası yok...

    Hicivlerle örülü gazeller
    Son yılların en ilginç yayınevlerinden AltÜst Yayınları, edebiyatımız ve dilimizin yerüstünden çok yeraltını yeğlemeyi, kimliğini yaşamın ve dilin belden aşağı bölgelerinde gizlenmiş yaratılar üstüne kurmayı sürdürüyor. AltÜst, kadın, futbol ve asker dünyalarının yasak bölgelerine giren argo sözlüklerinin, Enderunlu Fazıl'ın 19. yüzyıl Osmanlı kadın güzellerini anlattığı Zenannâme'sinin ardından olmadık bir kitabı daha yayın dünyamıza taşıdı. Galip Paşa'nın Mutayebat-ı Türkiyye'si, 19. yüzyılda Kastamonu ağzıyla kaleme alınmış küçük bir şiir kitabı.
    Asıl adı Abdülhalim Galip olan Galip Paşa, kendisinin de söylediği gibi "kaba Türkçeyle" yazdığı için olsa gerek, zamanında "Türk Galip" diye anılmış. 19. yüzyılda Anadolu'nun birçok yerinde çok çeşitli devlet görevlerinde bulunmuşsa da, gazellerini hem tümüyle cinselliğin "zarafetten yoksun" alanlarına ayırdığı, hem de köylü ağzıyla kaleme aldığı için, anlaşılan o ki pek Osmanlı'dan sayılmamış. Bu kaba saba şair, Niğdeli olduğunu söylüyor, ama İstanbul'da doğmuş. Doğum yılı belli değil, ama Amasya mutasarrıflığından ayrıldıktan sonra 1876 yılında İstanbul'da öldüğü biliniyor.
    AltÜst'ün yayın yönetmeni Filiz Bingölçe, sunuş yazısında, "Paşa," diyor, "cinsel temalı, komik, zaman zaman hezle varan hicivlerle örülü 81 gazelini topladığı eserinde hem toplumun kendi dönemindeki erkek cinsellik anlayışıyla dalgasını geçiyor, hem de erkeklerin cinselliğe bakışı ile cinsel iktidarın kurulma pratiklerini detaylarıyla anlatıyor. Paşa her ne kadar 'şeyine şiirler yazan' biri görünümünde ise de cinselliğin 'yaşama sevinci veren' yönünü de öne çıkarması ile dikkat çekiyor..."
    Murat Bardakçı'nın, 1992'de yayımlanan Osmanlı'da Seks adlı kitabında da belirttiği gibi, gazeller ilerledikçe Galip Paşa arada sırada kendisi de araya girerek, kimi zaman muhtarı, muhtarın oğlunu, köy hocasını, emmiyi, yenge kadını da işin içine sokarak 19. yüzyıl Anadolu'sunun cinsellik geleneklerini gözler önüne seriyor. Paşa'nın deyişiyle, cinsellik izleğinin "yaşı kurusu", "en ayıbı", "en oturaklısı", Mutayebat-ı Türkiyye'nin yaprakları arasında geziniyor.
    Bingölçe'ye göre, Osmanlı tarihinin bu ilginç "şair paşa"sının kaleme aldığı Mutayebat-ı Türkiyye, dünyada eşi benzeri bulunmayan bir yapıt. Ama bugüne kadar günümüz okurunun anlayacağı bir biçime hiç sokulmamış, günümüz abecesine tam metin olarak hiç aktarılmamış: "Bu durumun açık nedeni galiba şairin eserinde kullandığı ve kimi çevrelerce 'şiire yakıştırılamayacak' denli 'haylaz' ve 'edepsiz' bulunan dil unsurları. Edebiyatı 'edep'le karıştıran bu bakış açısı nedeniyle Mutayebat-ı Türkiyye bir buçuk asır gibi uzun bir zaman boyunca karanlıkta kalmış, tam metin olarak okuyucu ile buluşamamış..."
    Yazdıklarının görebileceği tepkilerin en çok ayırdında olan da, kuşkusuz şairin kendisi. Galip Paşa, kendine özgü alaycılığıyla, bir açıklama getirmiş kitabına:
    "Adlı sanlı şairler de mazmun üretenlerin latife bahçelerini, uz söz sergileyenlerin seçme yemişlerini yiyip bitirmiş ve arkadan gelen eli boşlara ancak kabuğunu bırakmış olduklarından, artık bu yolda ileri geri söz söylemek duyarlı kişilerin gözünde insaf sınırlarını zorlar görüleceğinden ve bu aciz kulun zaten ortada olan beceriksizliği de buna eklenince onların izinden gitmek yakışık almayacağından ister istemez başka bir yola girilmiştir. Gereğince kaba Türkçe sözler ile Kastamonu vadisinde mazmun sergileme işi allahtan bu zavallı acize verilmiş olduğundan, yaş kuru ne varsa işte dizim ipine dizilen Türkçe şiirler seçkinler derneğinin tuzu olsun diye düzenlenmiş basılmıştır..."

    Özel bir terminoloji
    Kaba dil araştırmaları yapan biri olarak Mutayebat-ı Türkiyye'yi fazlasıyla ilginç bulan, kaynak kitap düzeyinde gören, böyle gördüğü için yayımlayan, yayımlamakla da çok iyi eden Bingölçe, Galip Paşa'nın Kastamonu delikanlısı Himmet'i, erkek merkezli cinsellik anlayışıyla cinsel ilişkiyi "baldan da, şekerden de tatlı bulan, Keziban'la sevişmenin "canına can kattığını" dile getiren bir kişi olarak değerlendiriyor:
    "Keziban'ın cilveleri ona her şeyi unutturuyor: 'Sohulunca bana cifleyle o nazlu gadunum/ ne yapub neşledüğüm kökten unutdum bu zebah' diyor. Üstelik de, 'gapdun bu gönlümü neceb itdünse ah anuş' diye soracak denli 'şaşkın' bir âşık olduğunu göstermekten çekinmiyor..."
    Galip Paşa'nın şiirleri okunduğunda, özel bir terminoloji çıkıyor ortaya. Nerdeyse tümüyle erkek cinsel organı çevresinde dönen bu şiirlerde, kadın en çok yiyeceklere benzetiliyor. Sözgelimi, teninin keş'ten, yani peynirden daha ak, kollarının dolma kabak, yanağının elma, dudağının pekmez, bal, pestil olduğu söyleniyor. Kadın cinsel organı için "han, orman, kutu, ıssı dam (hamam), pambuk tulumu, merek (samanlık), gül, faraş, çamçak, külhan" gibi sözler yeğleniyor. Erkek organı içinse "çam, direk, öküzün ön kolu, koca direk, kalın, göl kabağı, dikilir taş, kıllı, tokmak, köpek ağzındaki bardak" gibi adlar kullanılıyor.
    Galip Paşa, kitabının başında, dönemin padişaha Abdülaziz'e uzun bir övgü düzmeyi uygun görmüş:
    "cihanın şahı merhametli abdülaziz han/ süs ve bezek olsun saltanatla adalet tahtına/ / o hanlar hanına eylemiş allah bereket ve ihsan/ oturuşuyla beraber canlılık geldi dünyaya..."
    Mutayebat-ı Türkiyye'nin ilk yayımlanışının üstünden onca yıl geçmiş. Ama insanoğlu bir tuhaf. Günümüz edebiyatının seçkin yazarlarının kimi tümceleri bile "müstehcen" geliyor kimilerine. Böyleleri, Kitab-ı Mukaddes'teki "Neşideler Neşidesi"ni okusalar, ne yaparlar bilmem. Ama Galip Paşa'nın yılların ötesinden gelen gazelleri bugün bile eğlendiriyor insanı. Kendi de, bu şiirleri "boş vakitleri eğlenceli geçirmek amacıyla" yazdığını söylüyor zaten.
    Jean-Jacques Rousseau'nun bir sözünü anımsıyorum: "Masumiyet, hiçbir şeyden utanmaz..."

    GÜZEL KİTAPLAR- KASTAMONU İSTİKLAL MAHKEMELERİ KİTABI/ EMİN/ ÇÖ

    13/2/2006 · Kategori: Kitap

    Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış   

    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü   

    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları

     

    GÜZEL KİTAPLAR 
    EMİN ÇÖLAŞAN  
      
    11 Aralık 2005, 09:19  

    SEVGİLİ okuyucularım, bu tatil günü yazısında size bazı kitaplar önereceğim. Rahat bir kafayla okuyun, seçiminizi yapın. Gönül ister ki herkes hepsini okuyabilsin. Tercih sizindir, içlerinden seçersiniz.

    ‘Kuvayı Milliye’nin Kuruluşu.’
    (Cumhuriyet Kitapları. 4. baskı.) Alev Coşkun’un araştırması. Ege’de İstiklal Harbimizin ilk örgütlenmesi. Ödemiş cephesindeki asker ve sivil kahramanlar. Düşmana atılan ilk kurşunlar. Çok ilginç, akıcı ve öğretici bir kitap.

    ‘Ah Baba Ah!’ (Sinemis Yayın.) TRT’nin ilk spikerlerinden Jülide Gülizar, Güneydoğu’da başlayan yaşamöyküsünü ve sonraki Ankara anılarını anlatıyor. Bir solukta okuyacaksınız.

    ‘Orhan Kemal’in Babası Abdülkadir Kemali’nin Anıları.’ (Epsilon.) Kitabı dedesinin anılarından hazırlayan, Orhan Kemal’in oğlu Işık Öğütçü. Bir Osmanlı aydınının kaleminden Osmanlı ve Atatürk döneminde yaşadıkları. Çok şey öğreneceksiniz.

    ‘Açıksöz Gazetesine Göre Kastamonu İstiklal Mahkemeleri.’ (Gazi Kitabevi.) Eyüp Akman 1920’li yılların gazete arşivlerine ulaşmış, savaşın ilk günlerinde hainleri yargılamak için kurulan İstiklal Mahkemelerinden Kastamonu İstiklal Mahkemesi’ni, yargılama yöntemini ve verdiği kararları belgelerden araştırıp yazmış. Yakın tarihimizden ilginç bir kesit.

    ‘Keşiş Güç. Emperyalizmin Ortodoks Kartı.’ (Otopsi.) Uğur Yıldırım bütün boyutları ve ilk kez yayınlanan belgelerle, Osmanlı’dan günümüze Patrikhane’yi ve onu yöneten dış güçleri anlatıyor.

    ‘Kuşatılmış Türkiye.’ (Günizi Yayıncılık.) Sultanbeyli’ye Atatürk anıtı diken emekli Tümgeneral Doğu Silahçıoğlu, ülkemizin başına gelenleri ve üzerimizde oynanan oyunları sergiliyor.

    ‘Bor Kapanı.’ (e yayınları.) Türkiye bor konusunda da soyuluyor. Dünyanın en değerli ve stratejik madeni bizde ama yabancılara peşkeş çekiyoruz. Hasan Çetin bu soygunu, inanılmaz aymazlığı belgeleriyle açıklıyor.

    Bir Millet Uyanıyor dizisinin 6. kitabı ‘Avrupa Birliği Çıkmaz Sokak.’ Yöneten Attila İlhan. Yayına hazırlayan Prof. Dr. Erol Manisalı ve bu alanda doktora yapan öğrencileri. (Bilgi Yayınevi.) AB ilişkilerinde başımıza gelenler ve gelecek olanlar anlatılıyor.

    ‘İslam’da Kadının Rolü, Türkiye’de Kadın.’ (Sinemis Yayınları.) İlahiyatçı Prof. Dr. Beyza Bilgin çağdaş bir din bilimcisi. Dinimizin hükümlerini ve zorla örtülen kadınlarımızla ilgili gerçekleri Kuran’dan açıklıyor.

    ‘Káh Orada Káh Burada. Bir Rehberin Anıları.’ (Remzi Kitabevi.) Uzun yıllardır turist rehberi olarak görev yapan Kemal Suman, ünlüler ve ünsüzlerle gezi anılarını yazmış. Okurken gülecek, hayret edecek ve üstelik gezmiş olacaksınız.

    ‘Sarıkamış’a Giden Yol. Rehin Alınan İmparatorluk.’ (Alfa Yayın.) Özhan Eren, tarihimizin en büyük askerlik faciasını 90. yılında belgelerden yazmış. 1915 yılında Sarıkamış önlerinde, Allahüekber Dağları’nda perişan olan ordumuzun ve donarak şehit düşen 90 bin askerimizin acı öyküsü.

    ‘Tuğgeneral Ziya Yergök’ün Anıları. 1915-1921. Sarıkamış’tan Esarete.’ (Remzi Kitabevi.) Yergök’ün anılarından yayına hazırlayan Sami Öngör. Aynı Sarıkamış faciasında Ruslara esir düşen, altı yıl esir kalan, sonra kaçıp İstiklal Harbi’ne katılan, generalliğe yükselen, emekli olduktan yıllar sonra İkinci Dünya Savaşı’nda yeniden askere alınan bir Türk subayının inanılmaz esirlik anıları.

    ‘Atatürk’ün Sağlığı, Hastalıkları ve Ölümü.’ (İzmir Güven Kitabevi.) Dr. Eren Akçiçek bir dönemi belgelerle, olaylar ve anekdotlarla aydınlatıyor.

    ‘Dış Politikamızın Perde Arkası. 23 Büyükelçinin Olaylara Bakışı.’ (Ümit Yayıncılık.) Büyükelçi Turhan Fırat çok ilginç bir kitap derlemiş. 23 emekli büyükelçimizden, görevleri süresince yaşadıkları en önemli olayları ve bunların perde arkasını yazmalarını istemiş. Ortaya çok ilginç bir eser çıkmış.

    ‘Soru Nasıl Sorulur? Haberciler İçin Bilgi Toplama, Mülakat ve Röportajda Soru Tekniği.’ (Anahtar Kitaplar.) Kemal Aslan özellikle gazeteciler ve gazeteci olmayı düşleyen gençler için yol gösterme kitabı yazmış.

    ‘Neşeli Günler Şabalak.’ (Sinemis Yayın.) Gazeteci arkadaşımız Feyzi Hepşenkal’ın kara mizah kitabı.

    ‘Hayat Yarınını Bilmez.’ (Troya.) Gazeteci abimiz Nurettin Tekindor ailesinin ve kendi yaşamının ilginç öyküsünü anlatıyor.

    Bunların hepsi de çok güzel, ilginç, bir solukta okunan öğretici kitaplar. Ne yazık ki bu kitapların reklamı yapılamıyor, toplum habersiz kalıyor... Çünkü yazarları dönek değil, entel değil!

    Ben size masamın üzerinden bir demet sundum. İçlerinden hangi çiçeği beğenirseniz, hangileri ilgi alanınıza giriyorsa mutlaka okumanızı öneririm.

     

    Hürriyet, 11 Aralık 2005

    KASTAMONU İSTİKLAL MAHKEMELERİ KİTABI

     

     

    HÜRRİYET GAZETESİ YAZARI EMİN ÇÖLAŞAN, HAFTASONUNDAKİ YAZISINDA SON ÇIKAN KİTAPLARDAN ÖNERİLER SONDU. BİR TANESİ DE KASTAMONU'YLA İLGİLİYDİ.


    ‘Açıksöz Gazetesine Göre Kastamonu İstiklal Mahkemeleri.’ (Gazi Kitabevi.) Eyüp Akman 1920’li yılların gazete arşivlerine ulaşmış, savaşın ilk günlerinde hainleri yargılamak için kurulan İstiklal Mahkemelerinden Kastamonu İstiklal Mahkemesi’ni, yargılama yöntemini ve verdiği kararları belgelerden araştırıp yazmış. Yakın tarihimizden ilginç bir kesit.

    HÜRRİYET/EMİN ÇÖLAŞAN