KASTAMONU MERKEZİNE GEZİ 2 / FİKRİ UZUN

26/10/2008 · Kategori: Inceleme

KASTAMONU MERKEZİNDE GEZİ 
 

                                    B 
 

   “Kedi değil de” dedi rehberimiz…:

      “Geçenlerde İstanbul’dan öğrenciler geldi. Onlara da anlattım, bu halka ve tokmağın anlamını. Bir öğrenci; ‘Fatih Ürek gelirse?’ diye sordu. Ne desem…

     Her halde ikisini de dedim” dedi.

     Bir başkası:

     “Hoca hanım, ‘Ayu çıkabülü, gurt çıkabülü’ levhası varmış doğru mu?” diye sordu.

     “Doğru. O da bizim kültürümüz. Ama ‘Gırmızı mavi depive gari’ bizim değil. Çünkü bizim futbol takımımızın renkleri kırmızı siyah. Hiç kırmızı mavi olmadı. Şunu da belirteyim, valilikte çalışıyorum, sivil savunmada görevliyim, rehber değilim. Adım Ferda Karakaş” dedi, devam etti. Camın önüne konan çiçeğin renginden, o evin ne havada olduğunu öğrenebileceğimizi, sarının hüznü, kırmızının sevinç ve mutluluğu, ifade ettiğini belirtti.

     Ellezler Konağı; Sanat Okulu Caddesi ile Hisar ardı Yolunun kesiştiği sağ köşede, aslına uygun onarılan ilk konaklarımızdan.

     Konaktan ayrılıp, “El Sanatları Dokuma Merkezi”ne giderken:

     “Aranızda Bursalı var mı?” diye sordu rehberimiz. Kimseden ses çıkmadı. “Atatürk, Şapka Devrimi öncesi Kastamonu’ya geldiğinde; Kastamonulular, dokudukları kaput bezinden diktikleri şapka ile karşılamışlar Atatürk’ü. Bursa da ise, kadın şapkasıyla.”

     Görüntüde; Kaya Mezarı, Ana Tanrıça ve Sanat Okulu vardı.

     “Bu okulda kırk metre kare halı dokunmuş, halıcılık yöresi olmadığı halde. Şimdi, Kent Tarihi Müzesi’nde korunuyor.

     Kurtuluşa hazırlık günlerinde halktan toplanan silahlara mermi bulmakta güçlük çekilmesi bir yana, tüfeklerin hiç birisinde süngü yokmuş!

     ‘Yok’ diye bir şey yok. Kastamonu ve Havalisi mıntıka Komutanı Osman Bey’in önerisi, Demirciler Esnafı ve Sanat Okulu’nun tasarımlarıyla, Kastamonu’da değil, üzerinde oturduğumuz topraklarda ilk kez yerli süngü yapılmış, pencerelerden sökülen pencere demirlerinden.”

     El Sanatları Dokuma Merkezinde, tezgâh başında Kastamonu Dokuması Dokuyan kadınlarla karşılaştık.  Günümüz fabrikalarının yıllar önceki babaları gibiydi, sıra sıra tezgâhlar.

     İlk kurulduğunda dedikodusunu yapanlar utansın.

     Merak bu ya, bize bilgi veren görevliye bir meraklı sordu:

     “Tezgâhları nereden buluyorsunuz?”

     “Tavan aralarından indiriyoruz”

     “Dokuduğunuz yerli dokumaları pazarlamakta zorluk çekiyor musunuz?”

     “Hayır, siparişlere anca cevap verebiliyoruz.”

     Üst kattaki satış bölümünde bir bayan gazeteci Azdavay, “Sarıyazma” başörtüsü örtündü. Çevresindeki bayanlara:

     “Yakıştı mı?” dedi.

     “Yakışmadı” dedi, ince uzun boylu başka bir bayan gazeteci. Öteden bir beyefendi:

     “Yakıştı canım yakıştı” dedi.

     “O senin görüşün” yanıtını yetiştirdi hemen, ‘yakışmadı’ diyen bayan.

     “Ona her şey yakışır” dedi bir başkası. Bu çaprazlama konuşmaların şaka mı, gerçek mi olduğu anlaşılmadı.

      Herkes bir şeyler aldı, aldıkları dokumaların yıpranıp yıpranmayacağını sordular.

     “Yıpranmayan şey olmaz” dedi görevli.

     El Sanatları Dokuma Merkezi gezisi bitti, çıkıp arabamıza bindik.

     “Gezecek yer çok, zaman yok… Vedat Tek Anı ve Sanat Merkezi, Kale, Kırkodalı, Kent Tarihi Müzesi, Saat Kulesi, Kurşunlu Han, Bedesten…”

     “Yeter, Nasrullah Şadırvanından su içtik. Nasıl olsa bir daha gelmeyince olmaz. Hazreti Piri görelim, öbürlerini de öteki gelişimizde gezeriz” dedi, konukların ağırbaşlı olanı. Öneri, kafa sallayışlarla onaylandı. Arabamız hareket ettiğinde, bilgi akışı yeniden başladı.

     “Tarihi ve doğal güzellikleri yanında, ilimizde on dört ilâ, on yedi bin arasında evliya (iyi ahlaklı bilgili, doğru yol gösteren) var. Hazreti Pir, bunlardan birisi. ‘Helveti Tarikatının Şabaniye kolunu kurdu.”

     “Meyhane yok mu, buralarda gidecek görecek, dinlenecek?” dedi birisi.

     “Adamlar korkudan içemiyorlar ki” dedi bir başkası.

     Hazreti Pir’in önüne geldiğimizde, daha iç bölümleri gezmeden etkilendiler.

     “Eyüp Sultan gibi, ben orayı da biliyorum” dedi, yaşlı olanı.

     İç bölümleri gezerken, türbenin duvarına yapışmış yalvarırcasına dua ediyordu O, meyhane soran.

     Hazreti Pir ziyareti de bitti, dışarı çıktık. Arabanın ön kapısında yığılma oldu birden.

     “Hilmi Abi, arkayı açar mısın” dedi rehber hanım. Midibüsün otomatik arka kapısı da açıldı, yerde kimse kalmadı. Arabamız hareket eder etmez, Akgün Akova’nın, bir dergide Kastamonu’yla ilgili yazdığı yazıyı okudu Ferda Karakuş.

     Abdurrahman Paşa Lisesi önüne geldiğimizde, “Murat Bey Mektebi” dedi, ‘Gazi Paşa İlkokulu’nu göstererek. Okulu Cumhuriyetten önce, Taşköprülü Murat Bey adında bir iş adamı yaptırmış. Kurtuluş Savaşı yıllarında Kuvayı Milliyeye, Mustafa kemal’e para yardımı yapmış. Cumhuriyetten sonra, mektebin adını değiştirmişler.

     “Gezi bitti. Aranızda Fenerbahçeli var mı, Fenerbahçeli” dedi rehber hanım. Yanıt veren olmadı.

     “Govanında bal yapmayan arıdan

     Lacivertin yanında olmayan sarıdan hayır gelmez” dedi, “oturumu” kapattı.

     Cumhuriyet Meydanında, “Kaptan Bey inecek var” dedim. Kaptanla anlaşıncaya dek arabamız biraz daha ilerledi.

     Agora Meyhanesi önünde anca inebildim. 
 
 

                                                     3 Haziran 2005

KASTAMONU MERKEZİNE GEZİ 1 / FİKRİ UZUN

26/10/2008 · Kategori: Inceleme

KASTAMONU MERKEZİNE GEZİ 

                                    A

      Gazeteci konuklara şehir içi gezdirilecekti. Midibüs hazırdı. Gezilecek yerleri bilsem de ben de sabırsızlandım. Nede olsa, rehber eşliğinde gezecektik.

       Midibüsümüz, Kastamonu Öğretmen Evi’nden hareket eder etmez; rehberimiz, Paflagonya’lılar dan başlayarak şehrin tarihini anlatmaya başladı, günümüze geldi. Soluk almadan dinledik anlattıklarını.

      Kastamonu konağı görünümünde yapılan “El Sanatları Teşhir Merkezi”ne geldiğimizde; şehrin tarihinin anlatımı bitmişti:

      “Konağı gezeceğiz. Herkes konağa girmeden galoşlarını giysin” dedi rehberimiz.

      “Ben galoş giyilen yeri gezmek istemem” dedi, konuklardan birisi.

      “Gitmek istemeyen arabada oturabilir. Gezmek isteyen buyursun” dedi rehberimiz.

      Arabadan indik, galoşlar giyildi, konaktan içeri girildi. Rehberimiz yavaş sesle anlatmaya başladı anlatacaklarını. Bu tarihe, bu güzelliğe, bu sessizliğe hep birlikte uyuldu. Tüm odalar gezildi. Her oda ayrı düzenli, ayrı bir tarih, ayrı bir geçmiş. Çam ağacından tıkır, topraktan cabalar. Ağaç yapımı sedir, sedirde Kastamonu dokuması örtüler, giysiler, döşemeler. Oda köşelerinde ocaklar, ocak başlarında sacayaklar, kıyısında işlemeli tereceler. Duvarda gaz lambaları, taş aynalar…

      Konaktan çıkarken: “Galoş giyildiği kadar varmış” dedi, konuklardan birisi.

      Midibüsümüz yol almaya başladı. Tam Şerife Bacının donarak öldüğü, daha doğrusu şehit düştüğü yerden geçiyorduk: “Şimdi, şu anda, Cumhuriyet Meydanı’nda anıtını gördüğünüz Şehit Şerife Bacı’nın şehit düştüğü yerdeyiz. Öyküsünü biliyorsunuz.

     Şu karşıki parkın olduğu yer; kışla. Burada askeri kışla varmış. İstanbul’daki Selimiye Kışlasından sonra ikinciymiş” dedi.

      Kışla Parkını geçtik:

      “Az sonra, yolumuzun üzerindeki İsmail Bey Camii ve Külliyesi’nin önünden geçeceğiz, görelim mi” ? dedi.

      “Görelim” dediler hep bir ağızdan.

      Külliye; daha yanına varmadan göründü.

      “Bu binanın taş duvarları; kirecin kaymağı, yumurtanın akı ve süt karıştırılarak örülmüştür” dedi, daha arabamız durmadan. Ve ekledi: “Külliye Osmanlı İmparatorluğundan yaşlı. Beylik Döneminde, İsmail Bey yaptırmış” dedi.

     Arabadan inip Külliye içersine girdiğimizde; Medrese kapısının üst kısmındaki şekilden söz etti. Dikkatli bakıldığında, imanı bütün olanların görebileceği söyledi.

      “Sen görebiliyor musun?” dedi, konuklardan birisi.

      “Görebiliyorum” dedi, rehberimiz.

      “Ben göremem” dedi peşince, soruyu soran konuğumuz.

      Altmış yıllık Kastamonulu olarak o ana kadar habersizdim o şekilden. Aynı noktaya, gözü başka yere kaydırmadan, uzun süre baktıktan sonra ben de gördüm.

     Bilge bir kişinin, başıydı.

      “Heykel yasak olduğundan, gizli yapmışlar. Serbest olsaydı, taşa can vereceklerdi demek ki” dedi, bakıp görenlerden birisi.

      Develerin kaldığı hana geçildi. Kapısı; “Han kapısı gibi” değildi.

      “Gördüğünüz kapıdan, yükü fazla olan develer geçemezmiş. Fazla yük yüklemek yasakmış. Hayvan hakları savunucuları, başlangıç tarihlerini değiştirsinler, mutlaka yanlıştır.” Dedi rehberimiz.

      Han da ne han, “Taş gibi” taş bina.

      Deve bakıcıları, develeri ve yükleri ile birlikte yatarlarmış aynı odada. Develer altta, bakıcıları üstteki tahta bölmede. Yanlarda ışık, tepelerde havalandırma delikleri var. Koku, pire ve benzeri zararlıları ötelemek için; üzerlik otu yakarlarmış hanın bir köşesinde.

      “Şurası hamam. Hamam ilkönce yapılmış. Ustalar ve işçiler her gün yıkanır, çalışmaya öyle başlarlarmış”.

      Alt katlarıyla birlikte cami de gezildi.  Oraların öyküsü de oldukça ilginçti. 

      İsmail Bey Külliyesi’nden ayrılıp şehir merkezi yönünde ilerlerken, konukları aydınlatmayı sürdürdü rehberimiz. Kastamonu’daki ilklerden söz etti. İlk kadın mitinginin Kastamonu’da yapıldığını, İlk milli bandonun ilimizde kurulduğunu anlattı.

      Zaman çabuk geçti. Boyacılar Çarşısı Başı’nda bulduk kendimizi. Kastamonu Simidine bakıp geçtik. Nasrullah Kadı Camii Şadırvanında durduk. Suyun öyküsünü dinledik:

      “Buradan su içen, Kastamonu’ya bir daha gelir ve Kastamonu’dan evlenirmiş” dedi rehber hanım.

      “Bekâr mısınız?” dedi, sık sık şaka yapan genç konuklardan birisi.

      “Bekârım” yanıtını alınca da:

      “Ben evliyim” dedi.

     Münire Medresesinin kapısından girdik, helva kazanı önünde durduk. “Münire Hanım kim?” diye sordular rehber hanıma.

     “Valla bir hayırsever herhalde” dedi.

     Gezi boyunca bocaladığı tek konuydu. Şüphelendim, başka bir rehbere sordum. Nasrullah Kadı’nın kızıymış.

     Medreseden, “Liva Paşa Konağı”na geçtik. Orada da, Liva Paşa’nın kim olduğu soruldu rehber hanıma. “Bir askeri yetkili” olduğunu söyledi. “Salladı yine” diye düşündüm, doğruymuş. Bana sorsalar, “ Kastamonu Valisi” derdim.

     Konaktaki mankenlerin giyimlerini, odaların döşenişini ve eşyalarını hayranlıkla izledi gazeteci konuklarımız.

     Rehberimizin anlatımına göre; konağa gelen misafirlerin kalacağı odayı kedi belirlermiş.

     Akşam, konuk yatmadan, konağın kedisi bırakılır, hangi odaya girip yatarsa, konuk o odada yatırılırmış.

     Duvardaki cam vitrin içinde üç ayrı tüfek asılı, üçü de ayrı işleme ve süslemeliydi.

     Herkes rast gele tüfek kullanamaz, süsleyemezmiş. Rütbesi ve makamı kadar süsleme ve işleme yaptırabilirmiş.

     Ellezler Konağı’na gitmek üzere yola çıktığımızda; Konuyu değiştiriyor, havayı tazeliyor rehberimiz.

     “Dikkat ettiyseniz konaklarımızda iki kapı tokmağı vardır. Ya da iki halka. Biri küçüktür, biri büyük. Biri ince ses çıkartır biri kalın. Eve erkek konukla gelinirse kalın, kadın konukla gelinirse ince tokmak ya da halka çalınırmış. Evdekiler de duruma göre önlem alırlarmış.

     “Kedi gelirse” dedi, O çenesi durmayan.  
 

                                                      2 Haziran 2004

"Çay Sıra Gelmek, Çay Sıra Gitmek"

16/7/2007 · Kategori: Inceleme

"Çay Sıra Gelmek, Çay Sıra Gitmek"

Geleceğinden umut kesilen kişi yada nesneler için kullanılan “Ne köy olur nede kasaba” şeklinde bir deyiş vardır. Bir de son günlerde kültürümüze giren “Senden bir yoğurt olmaz” sözü var. Bunlarla birlikte işi gücü olmayan, bir meslek edinemeyen ve büyük bir olasılıkla gelecekte bir yoğurt olamayacağına inanılanlar için Kastamonu’da kullanılan başka bir deyiş vardır; Çay sıra gelmek, çay sıra gitmek.

 


Sözün iyi anlaşılabilmesi için;  bilmeyenlere ve şehir dışında büyüyen Kastamonululara özleri hakkında biraz bilgi verelim. İlimizi kuzeyden güneye doğru ortadan tam ikiye ayıran bir dere vardır. Çok eskilerde şehir kanalizasyonu buraya dökülür, ancak bir nehir edasıyla akan derenin sularına karışıp giderdi. Daha sonraları barajın yapılması ile birlikte dere suyu kalmayıp, sadece kanalizasyon aktığı için halk arasında ‘‘ ..k’lu dere ’’ olarakta bilinir. Eskiden gürül gürül akan, yağışların çok olduğu zamanlarda geçtiği yerlerden topladığı inek, koyun, ağaç ne varsa alıp götürecek kadar azgın, ancak şimdilerde kuzu gibi olmuş Karaçomak deresinden söz ediyoruz. İşte bu derenin her iki yanında bir yaya yolu vardır. Bu yaya yolu “çay boyu” olarak bilinir.

 

Çayboyu; Olukbaşı mevkisindeki köprüden başlar ve eskiden Çengeller köprüsünde biterdi.  Ancak sonraları yürüyüş mesafesi için yetmez olduğundan şehrimiz gençleri tarafından kışla mevkisine kadar uzatılmıştır. Şehrimiz kırmızı belediye otobüsleri ile ilk tanıştığı zaman biraz olsun popüleritesini yitiren Çayboyu, sonraki dönemlerde miladi takvime göre İsa’dan sonra GAMEBOY, internet kafe, IPOD ve cep telefonu dönemine kadar önemini korumuştur.

 

Daha eskilerde;  PAPHLAGONIA ‘da  yaşayan halklar döneminde çay boyunda yürüyüş gibi bir alışkanlık, Candaroğlu beylerinin yardımcıları ile birlikte sırf fitness olsun diye yaptıkları gezinti, beyi devirmek isteyen diğer aile fertlerinin kurmayları ile Çayboyunda isyan planladıkları konusunda elimizde yeterli bilgi bulunmamaktadır. Belkide yapmışlardır. Ama yapsalar bile parkurun bu kadar uzun olduğunu sanmıyorum. Kimbilir belkide Candaroğlu Beyi Süleyman Paşa beylikler döneminde kendi adına para bastırma kararını çayboyunda almıştır.

 

Ben hayal meyal 60’ların sonlarını hatırlıyorum. Amerikan arabalarının sayılarının bir-iki arttığı ve Kastamonu’dan İstanbul’a duble olmayan yollarla yaklaşık olarak 10 saatte gidilebildiği yıllardı. Ben pek bilmem ama dedemlerin anlatmasıyla Bolu’da bir gece konaklamak kaydıyla iki gün sürermiş İstanbul yolculuğu. 60’lardan 70’lere geçerkende çayboyu gezintileri vardı tabiki. Ama çoğunlukla ailece yapılırdı. Aileler yolda yürürken yanlarından geçen ve aileyi rahatsız etmemek için sanki küsmüs gibi, bir şeylerden utanırmış gibi başları öne eğik yada bakın ben size bakmıyorum dercesine başını aksi istikamete çevirerek yürüyen gençler hatırlıyorum. Ancak ne hikmetse ertesi gün yakınlarına akşam çayboyunda falancaları gördüm derlerdi.

 

Birde olukbaşında bir havuz vardı. Havuz kenarında ise aile çay bahçesi ve çay bahçesinde müzik icra eden bir CAZ orkestrası. Malum yıllar tüm dünyada hippi dönemiydi. Uzun saçlı erkekler şehrimizde de görülmeye başladı. Şehrin herhangi bir yerinden olukbaşındaki çay bahçesine gitmek istediğinizde, çay boyunu takiben bir yürüyüş yapmanız gerekiyordu. Bu arada ablalarımız pantalon ile tanıştı.

 

Sonra Lüx Murat çılgınlığı trend oldu. Ortalıkta dolaşan bir sürü Murat 124 taksi. Bugün dikkatinizi çekiyormu bilmiyorum , Kastamonu’da otomobile taksi denir. Özel de olsa, ticari de olsa her yerde olduğu gibi otomobil yada araba değilde taksi sözcüğü kullanılır. Bence bunun tek suçlusu LÜX MURAT’tır. At, at arabası ve faytondan sonra yaya düzeninden motorlu binek düzenine geçişimizin simgesidir LÜX MURAT. O zamanlarda 4 haneli olan telefon numarasını, 1717’yi çevir. Gelsin LÜX MURAT.  Aman Allahım ne çılgınlıktı. Hani imkan dahilinde olsa helaya bile LÜX MURAT ile gidilecek.

 

İşte bu dönem çayboyu önemini yitimeye başlasa da, devreye giren gençlerimiz boşluğu hemen doldurdu. 3’lü 5’li arkadaş toplulukları halinde  çay boyunca bir yukarı bir aşağı yürür oldular. Ancak çayboyu bu dönemlerde henüz vakit öldürme aracı haline gelmemişti. Gençlerimiz sağ ve sol kanat olmak üzere politik meseleleri konuşmak üzere Çayboyu’nda bir araya gelir oldular. İşte bu dönemde çayboyu yürüme mesafesi tam orta yerinden bölünmüştü. Olukbaşından Nasrullah köprüsüne kadar olan mesafe sağcıların, Nasrullah köprüsünden Kışlaya kadar olan mesafe ise solcu gençlerin yürüme bölgesi haline geldi. Çok nadirde olsa Nasrullah köprüsünde karşılaşır ve polis gelene kadar ellerine geçen her şeyi birbirlerine atar ve sonra kaybolurlardı.

 

Ardından 12 Eylül askeri müdahelesi oldu. Çay boyunda üç kişinin beraber yürümesi yasaktı. Bir seferinde futbol merakım nedeniyle iki arkadaşımla birlikte jandarma karakoluna götürülmüştük. Biz sadece amatör kümede futbol oynamak istiyor ve lisans için gerekli olan evrakların neler olduğunu konuşuyorduk. Jandarma aracı ile karakola giderken biraz sonra sıfır numara kesilecek olan saçlarımızın endişesi ile doluyduk. İtiraf etmem gerekirse içimizde dayak yeme ihtimalinin korkusuda yok değildi.

 

Karakola varır varmaz hangi okulda okuduğumuzu sordular. Aslında hiç bir kabahatimiz olmamasına rağmen biraz utanarak Abdurrahmanpaşa Lisesi diyebildik. Jandarma komutanı sanki bu sözcükleri ilk defa duyarcasına afallamış garip bir yüz ifadesiyle yüzümüze bakıyordu. Bir süre sonra “Ne, Abdurrahmanpaşa mı?” dediğini duyar gibi olduk. Sonra yanında bulunan rütbeli rütbesiz diğer askerlere döndü ve bunlara kesinlikle dokunulmayacak dedi. Sonra odadan dışarı çıktı. Bu arada bizimle birlikte getirilen diğer gençlerin saçları kesiliyordu. Yarım saat kadar bekledikten sonra öğretmenlerimizden Yavuz hoca tutulduğumuz odanın kapısından içeriye girdi. Belli ki komutan tarafından çağrılmıştı. Üçümüzün yüzüne bakıp yazıklar olsun size dedi ve birer Osmanlı tokadını suratımıza teker teker yerleştirdi. Sonra komutana dönüp teşekkür etti. “Biz bunların cezasını veririz merak etmeyin komutanım” dedikten sonra bizi jandarma karakolundan alıp okula götürdü. Nereye mi? Tabiki okul müdürümüz sayın İsmail Dönmez’in odasına. Hocamız İsmail Dönmez, sanki bütün gerçekleri biliyormuş ama bize farkettirmiyormuş gibi çok ciddi bir konuşma yaptı. Arkasından velilerimizin okula gelmesi istendi. Garip olan bütün bu olanın bitenin içinde bize ne olduğunu hiç soran yoktu. İşte o gün, öğrencisi olduğum Abdurrahmanpaşa Lisesi’nin ve bu okulda öğrenci olma ayrıcalığının ne demek olduğunu kavrayabilmiştim. Gerçekte bütün bunlara sebep olan ; çayboyu ve futbol oynama sevdasıydı.

 

Çayboyu’nun futbol oynama sevdası yanında futbol seyretme sevdası ile ilişkisini unutmamak lazım. On beş günde bir Pazar günü Kastamonuspor maçını seyretmek üzere Gazi stadyumuna yürüyerek giden taraftar içinde önemlidir çayboyu. Maçın bitişiyle birlikte şehre doğru yürümeye başlayan taraftar gruplarının yüz ifadelerinden, maçın sonucunu tahmin etmek hiçte zor değildir.

 

Günümüze geldiğimizde ise çayboyu hala eski çayboyu. Yürüyüş parkuru epeyce uzamış durumda. Mesela Olukbaşında başlayıp Çengeller köprüsüne geldiğinizde 1900 metre yürüyüş yapmış oluyorsunuz. Devam ederseniz kışla kavşağına geldiğinizde ise 2900 metre eder. Yok , bu da yetmez derseniz yürümeye devam edin. Çayın öbür tarafına geçmek için bir sonraki dönüş noktası Taşköprü kavşağı ve Olukbaşına uzaklığı 3200 metre. Daha da abartmak isterseniz, sanayi kavşağı 3900, Daday kavşağı ise 5000 metre sonra ulaşacağınız noktalar.

 

Çayboyu denildimi gençlerimizi unutmamak lazım. Her ne kadar bu parkurda yürürken görülenler için çay sıra gider ve gelir gibi bir deyiş olsada, siz siz olun kafaya takmayın ve bu günden tezi yok yüyümeye başlayın. İyi bir eğitim alamadı yada bir iş bulamadıysanız, inanın bana sizin bir kabahatiniz yok. En azından çay boyunda yürümekle hiç ilgisi yok.

 

Dere güzelleştirme çalışmalarından sonra daha cazip hale geleceğini düşündüğüm bu yürüyüş parkuru aslında sağlıklı yaşam için bulunmaz bir fırsat. Çay boyu kilo problemleriniz, kolestrol diyetleriniz için bire bir çaredir.

 

Çay boyu kalp sağlığı için önemlidir. Tabiki yürürsen !

 

Levent Zihnioğlu

16/07/2007

5 olası iktidar senaryosu

16/7/2007 · Kategori: Inceleme

5 olası iktidar senaryosu

Seçimler yaklaştı 23 Temmuz'da nasıl bir parlamento ile karşılaşacağız?

Üçü AK Parti'nin çoğunluğuna, ikisi ise azılığa düşmesine dayanan 5 muhtemel senaryo. En yüksek ihtimaller ise AK Partinin. İşte detaylar;

AKP’nin son derece sert siyasal ve kurumsal muhalefete rağmen oy oranını artırması, durumunda, meşruiyet tartışmalarını hiç kuşkusuz gündemden düşürecektir. Bu koşullarda, ilk bakışta paradoksal gözükse de, AKP daha az milletvekili ile daha güçlü bir iktidar kurabilir.

23 temmuz günü nasıl bir parlamento ile karşılaşacağımızı ve bu parlamentodan nasıl bir iktidar çıkacağını merak ediyoruz. Her birimiz siyasal tercihlerimizin meşrebine uygun olarak farklı oy dağılımları beklentisi ya da temennisine sahibiz. Bir de kamuoyu araştırmaları var. Araştırma sonuçları temennilerimizle örtüşüyorsa sonuçlara güveniyoruz. Değilse, sonuçlara şüpheyle yaklaşıyoruz.

Bu yazıda kamuoyu araştırma bilgilerini seçim sistemini simüle eden modelimde kullanarak muhtemel iktidar almaşıklarını (senaryolarını) irdeliyorum. Önce yöntemi açıklayayım. Önemli olan, kuramsal olarak mümkün çok sayıda iktidar senaryosu oluşturmak değil, az çok gerçekleşme ihtimali olan az sayıda senaryoyu belirlemektir. Bunun için önce geçerliliği olan birkaç sağlam varsayım gerekir. Böyle dört varsayım yapıyorum:

Varsayımlar ve yöntem


1- Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) seçimden birinci, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ikinci parti olarak çıkacaktır

2- MHP barajı geçen son parti olacaktır

3- Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne (TBMM) 40 civarında bağımsız girmeyi başaracaktır.

Bu varsayımların üzerinden kısaca geçelim. Son yıllarda sayısız kamuoyu araştırması gördüm. Tümünde AKP birinci parti olarak gösteriliyordu. Yine bu araştırmaların tümü CHP’nin ikinci olduğunu söylüyordu. Her ne kadar piyasada bazı uçuk kaçık rivayetler dolaşsa da, sanırım bu ilk iki varsayımın tartışılacak bir tarafı yok. Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) barajı geçen son parti olacağı ise, son haftalarda yapılan araştırmaların çoğunun tahminleri arasında.

Merkez sağın birleşme projesinin beklenmedik şekilde iflas etmesi, Demokrat Parti’nin (DP) barajı geçme şansını çok düşürdü. Gerçi DP’nin son haftalarda toparlandığına dair izlenimler var. Ancak bu partinin oyları yükselse dahi barajı geçme ihtimalinin dikkate değer ölçüde arttığını iddia eden bir araştırma bilmiyorum. Elbette yanılıyor olabilirim. Eğer DP barajı geçen dördüncü parti olursa, bu yazıda yer alan analizler ve değerlendirmeler geçersiz kalacaktır. Keza Genç Parti (GP) için de aynı şey söylenebilir.


DTP 35 vekil çıkarabilir


Bağısızların tahminine gelince. Herhangi bir oy dağılımında gerçekleşecek milletvekili dağılımını tahmin ederken kullandığım mevcut seçim sisteminin simülasyon modeli doğal olarak bağımsızları içermiyor. Bu nedenle bağımsız sayısını dışardan "ad hoc" belirlemek gerekiyor. Demokratik Türkiye Partisi (DTP) yönetiminin hazırladığı “2007 milletvekili genel seçimlerine giderken” başlıklı raporu dikkatle inceleyip içerdiği bilgilere kendi değerlendirmelerimi kattıktan sonra, DTP’nin desteklediği 60’a yakın bağımsız adaydan en az 35’ini seçtirebileceği sonucuna vardım. Eğer DTP AKP lehine oy yitirmez ve bağımsızlara oy verdirmenin teknik güçlüklerini çok fazla fire vermeden aşabilirse, milletvekili sayısı 40’ı da geçebilir. Ancak bu sınırlı artış iktidar senaryolarını çok az etkiler. DTP’nin 35 milletvekiline 5 tane de soldan ve sağdan bağımsız milletvekili ekliyorum, toplam 40 ediyor. 2002 seçim sonuçlarını dikkate alarak bu 40 bağımsızı simülasyon modelinin AKP, CHP ve MHP için tahmin ettiği milletvekili sayılarından şu şekilde düşüyorum: AKP(-20), CHP(-15), MHP(-5).

Bu dört temel varsayım altında muhtemel senaryoları tanımlamak zor değil. Ya AKP çoğunluğu alacaktır yada birinci parti olmasına rağmen azınlıkta kalacaktır. Çoğunluğu aldığı taktirde AKP’nin milletvekili sayısı özellikle yeni bir anayasa yapmak için önem kazanıyor. Bu önceliğe göre senaryolar çeşitleniyor. AKP’nin milletvekili sayısının 276’nın altında kalması durumunda ise koalisyon senaryoları gündeme geliyor.

Bu senaryoların içinde muhtemel gördüklerimi birazdan tanımlayacağım. İşin püf noktası bu senaryoları mümkün kılan oy dağılımlarını belirlemektir. Bu belirleme işlemini mevcut seçim sistemini simüle eden bir tahmin modeli aracılığı ile yapıyorum. Modele ilişkin ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyen okurlar Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği'nin (TÜSİAD) web sitesinden (www.tusiad.org/raporlar) 1998 ve 2002 yıllarında yayınlanmış olan seçim sistemi reformu konulu araştırma raporlarıma başvurabilirler. Teknik ayrıntılarla sizi yormak istemiyorum. Ancak şu kadarını belirteyim: Kullandığım modelin hata payı +/-1 olarak kabul edilebilir. Bu şu demektir: Parlamento ve iktidar almaşıkları için tahmin ettiğim sınır oy dağılımları bir puan yukarı, bir puan aşağı olduğunda da aynı sonuçları verebilirler.

Sınır oy dağılımlarını belirledikten sonra sıra bunların gerçekleşme ihtimallerine geliyor. İşin en zor ya da en riskli tarafı burasıdır. Güvendiğim araştırma şirketleri tarafından yapılan ve birbirini doğrulayan araştırma sonuçlarından yola çıkarak senaryoların yada oy dağılımlarının gerçekleşme ihtimallerini, “yüksek ihtimal”, “düşük ihtimal”, “çok düşük ihtimal” şeklinde üç kategoride topluyorum.


Muhtemel senaryolar

Yukarıda belirttiğim gibi temel varsayımlar kabul edildiğinde iki ihtimal var demektir: AKP 275’i geçer ya da geçemez. AKP parlamentoda çoğunluğu sağladığı durumda tek başına iktidar olur. Ama bence gelecek dönemin en önemli siyasal gelişmesi ve tartışması vesayet demokrasisine son verecek yeni bir anayasanın yapılıp yapılamayacağı olacaktır. Bu açıdan ilginç 3 senaryo söz konusu:

1- AKP 330’dan fazla milletvekili kazanarak referandum çoğunluğu elde eder. Bu durumda AKP seçim bildirgesinde vaat ettiği yeni anayasayı gerekirse salt kendi çoğunluğuna dayanarak Meclis’ten geçirerek referanduma götürebilir.

2- AKP en az 295 civarında milletvekili kazanır. Bu durumda yeni Anayasa’nın referanduma götürülmesinde DTP milletvekilleri anahtar duruma gelirler.

3- AKP 276-295 arasında milletvekili kazanır. Bu durumda Anayasa için CHP’nin desteği şart olur.

AKP 276’nın altında kaldığında gündeme koalisyon senaryoları geliyor. İki senaryo öngörülebilir:

1- AKP’nin azınlık hükümeti kurmak için DTP’nin desteğine ihtiyaç duyması. Diğer bir ifadeyle DTP’nin anahtar parti olması. DTP’nin 35-40 arası milletvekili çıkaracağını kabul ettiğimize göre AKP’nin sandalye sayısının 240-275 arasında kalması bu senaryonun gerçekleşmesine yol açacaktır. Bu senaryoda bir diğer ihtimal de AKP-CHP koalisyonudur. Ancak CHP’nin son günlerde MHP ile ittifakı açıkça savunması bu ihtimali azaltmaktadır

2- AKP 240’ın altına düşer, CHP ve MHP birlikte çoğunluğu elde ederler ve Deniz Baykal’ın Muğla’da ilan ettiği gibi CHP-MHP koalisyonu kurulur.

Özetlersek, 5 senaryomuz var:

A- AKP çoğunluğu

A1- Referandum çoğunluğu (330+)

A2- Salt çoğunluk (295+); DTP referandum çoğunluğunda anahtar

A3- Salt çoğunluk (276+); CHP referandum çoğunluğunda anahtar

B- AKP azınlığı

B1- AKP azınlık hükümeti için DTP anahtar

B2- CHP-MHP çoğunluğu

Seçim simülasyonları


Bu beş parlamento bileşimi ya da iktidar senaryosunun sınır oy dağılımlarını araştırmak için önce her senaryoya uygun gelen çoğunluğun kritik milletvekili sayısını belirliyoruz. Ardından simülasyon modelini kullanarak bu kritik milletvekili sayısını veren makul oy dağılımının ne olabileceğini araştırıyoruz. Fazla teknik ayrıntıya girmeden simülasyonun işleyişi ile ilgili birkaç noktaya daha dikkat çekmekte yarar var.

Aynı milletvekili dağılımını veren çok sayıda oy dağılımı belirlemek mümkün. Burada nitel düzeyde değerlendirme yaptığımız için oy yüzdelerinde tam sayıları dikkate alıyoruz. Öte yandan oy dağılım yüzdeleri ile milletvekili sayıları arsındaki ilişki süreksiz ve bulanık olduğundan, sınırları dar aralıklar şeklinde tanımlıyoruz. Örneğin A1 senaryosunda 332-334 AKP milletvekili için, CHP ile MHP’nin birkaç puan farklık oy oranlarına bağlı olarak, simülasyon AKP’nin oy oranının yüzde 45-48 aralığında olması gerektiğini söylüyor.

Simülasyonların sonuçlarını tablolar şeklinde verirken, okumayı kolaylaştırmak amacıyla yüzde 10 barajını geçemeyeceğini kabul ettiğimiz partilerin simülasyon oy oranlarını tablolara koymadık. Ama şunu belirtmekte yarar var: AKP, CHP ve MHP’nin aldıkları oylara bağlı olarak Demokrat Parti, Genç Parti, Saadet Partisi ve diğer partiler ile bağımsızların toplam oy oranlarının yüzde 17 ile 26 arasında değiştiğini kabul ediyoruz.

İktidar seçenekleri ve ihtimal hesapları


Bana göre güvenilir araştırma şirketlerinin son haftalarda yaptıkları anketlerin sonuçları dikkate alındığımda, gerçekleşme ihtimali en yüksek oy dağılımlarını A3 ile A2 senaryoları olarak görüyorum. Başta belirttiğimi gibi +/-1 puanlık hata payını da dikkate alırsak, A3 senaryosundaki AKP oy oranı aralığı yüzde 36-41 oluyor. Bu oy aralığında AKP tek başına iktidar olsa da referandum eşiği olan 330’u bulabilmek için CHP’nin desteğine ihtiyacı olacaktır. Bu senaryoda CHP’nin (yüzde 23-25) ve MHP’nin yüzde (14-16) oylarını önemli ölçüde arttırdıklarını kabul ettiğimizi hatırlatmak isterim. Eğer AKP yüzde 40’ı bulur, CHP ve MHP de sırasıyla yüzde 22 ve 13 civarında kalacak olurlarsa, AKP’nin sandalye sayısının 300’ü bulacağını, dolayısıyla A2 senaryosunun, yani 330 için DTP’nin anahtar olduğu senaryonun gerçekleşeceğini belirtelim.

A3’e göre belki biraz daha düşük görülse de, yüksek ihtimalli ikinci senaryo A2’dir. Yine hata payını dikkate alırsak, bu senaryonun gerçekleşmesi için AKP’nin oy oranının yüzde 40-44 arasında olması gerekiyor. Bu aralığı veren araştırmalar olduğunu biliyoruz.

A1 ve B1 senaryolarının gerçekleşme ihtimallerini düşük görüyorum. AKP’nin yüzde 45 civarında oy alacağını tahmin eden araştırma olarak sadece KONDA’nın Raymond James için yaptığı son iki araştırmayı biliyorum. KONDA’nın baraj altı partilere ve bağımsızlara yetersiz oy atfetmesi gibi bilgileri dikkate aldığımda bu senaryoya fazla şans tanımıyorum.

Azınlık hükümeti ihtimali


Aynı değerlendirmeyi B1, yani AKP’nin azınlıkta kaldığı senaryo için de yapabiliriz. Aslında AKP’nin oy oranının yüzde 34-36’da kalması uzak ihtimal olmasa da, CHP ve MHP’nin toplam oylarının yüzde 40’ı aşacağını tahmin eden güvenilir bir araştırma bugüne dek görmedim. Bu bakımdan B1 senaryosunun da muhtemel ama düşük ihtimalli bir senaryo olduğunu düşünüyorum. Eğer bu senaryo gerçekleşecek olursa, DTP destekli AKP azınlık hükümetinin yanı sıra, kimi çevrelerce arzulanan AKP-CHP koalisyonunun da, Deniz Baykal’ın açıklamalarına rağmen, gündeme gireceğini söyleyebiliriz.

B2 senaryosunun, yani CHP ile MHP’nin birlikte çoğunluğu elde etmelerinin, gerçekleşme ihtimali en düşük senaryo olduğunu düşünüyorum. Bu senaryoda AKP’nin oy oranı yüzde 31-32’ye düşerken, CHP ile MHP’nin toplam oy oranının yüzde 43’ü bulması gerekiyor. Olabilir,ama olursa büyük sürpriz olur.

Siyasal güç dengeleri değişebilir


Okuru gereksiz yere yormamak için gerçekleşme ihtimali yüksek gözüken A3 ve A2 senaryolarının siyasal sonuçlarını değerlendirmekle yetineceğim. Her iki senaryoda da AKP’nin oy oranını az yada çok artıracak olması siyasal güç dengelerini önemli ölçüde değiştirecektir. Dört buçuk yıllık iktidarın ardından AKP’nin son derece sert siyasal ve kurumsal muhalefete rağmen oy oranını artırması, özellikle de yüzde 40’ı bulması durumunda, meşruiyet tartışmalarını hiç kuşkusuz gündemden düşürecektir. Bu koşullarda, ilk bakışta paradoksal gözükse de, AKP daha az milletvekili ile daha güçlü bir iktidar kurabilir.

Ama aynı zamanda CHP’nin oylarını artırması, keza MHP’nin büyük bir atılımla parlamentoya girmesi, AKP’yi yeni dönemde daha uzlaşmacı davranmaya zorlayacaktır. AKP’nin 300 civarında milletvekiline sahip olması durumunda (A2 senaryosu), cumhurbaşkanı seçiminin etrafında oluşan kördüğümü çözmek ve yeni bir anayasa yapmak için AKP iktidarının eli oldukça güçlenecektir. Çünkü bu durumda CHP’nin desteği arzulansa da, şart olmaktan çıkmaktadır. Gerektiğinde AKP iktidarı DTP milletvekillerinin desteğine başvurabilir. Tabi bu milletvekillerinin demokrasi ve istikrar açsından yapıcı bir tavır izleyeceğini umarak ve varsayarak bu değerlendirmeyi yapıyoruz. Önümüzdeki dönemin belki de en kritik değişkeni, DTP’nin izleyeceği siyaset olacak.

5 SENARYONUN SİMÜLASYON SONUÇLARI

A1- AKP referandum çoğunluğu (330+)
AKP CHP MHP Bağımsızlar
Oy dağılımı (%) 45-48 20-22 12-13 -
Milletvekili sayısı 334-332 112-114 64-64 40

***
A2- AKP salt çoğunluk (295+)
AKP CHP MHP Bağımsızlar
Oy dağılımı (%) 41-43 22-23 14-14 -
Milletvekili sayısı 295- 300 127-127 88-83 40

***
A3- AKP salt çoğunluk (276+)
AKP CHP MHP Bağımsızlar
Oy dağılımı(%) 37-40 23-25 14-16 -
Milletvekili sayısı 281-278 140-139 89-93 40
***
B1- AKP azınlık hükümeti için DTP anahtar
AKP CHP MHP Bağımsızlar
Oy dağılımı(%) 34-36 27-24 16-14 -
Milletvekili sayısı 244-269 168-151 98-90 40
AKP (244) + DTP (35) = 279
AKP (269) + DTP (35) = 304

****
B2- CHP - MHP çoğunluğu
AKP CHP MHP Bağımsızlar
Oy dağılımı (%) 31-32 27-25 16-18 -
Milletvekili sayısı 226- 234 179-164 105-122 40
CHP (179) + MHP (105) = 284
CHP (164) + MHP (122) = 286

REFERANS

 

http://www.gercekgundem.com/?p=75302

« Önceki ::