DEVREKANİ YAYLASINDA KISA BİR GEZİ / Yavuz ATAY
15/1/2008 · Kategori: Devrekani
DEVREKANİ YAYLASINDA KISA BİR GEZİ
Gezginciye ; “Gezdiğin,gördüğün yerleri anlat” demişler. O da “Hangi birini anlatayım ki” demiş. Bende Devrekani’nin güzelliklerinden hangi birini anlatayım ki;
İsterseniz Kastamonu’dan Devrekani’ye doğru yola çıkalım. Kastamonu ovasının yer aldığı Göksu vadisini geçince ormanlarla kaplı 1170 m yüksekliğinde Oyrak yokuşu başlar. Yolun iki tarafında yeşilliğin her tonunu görebilirsiniz. Göz doyum noktasının tam doruğa ulaştığı an artık yokuş bitmiş, Oyrak Dağının uç noktasındasınız....Karşınızda 1050 m yüksekliğinde Karadenizin en geniş ve en yüksek yaylasıyla karşı karşıyasınız. Hemen yaylanın ortasında eski zaman şatolarını andıran yüksek ve düz bir tepenin üzerinde kurulmuş Devrekani’yi görürsünüz.
Kanyonları ile meşhur olan Devrekani Çayı, Devrekani - Başakpınar köyü sınırları içinden doğmaktadır. Devrekani yaylasının ortasından bir yılan gibi süzülerek akan bu çay değişik kollarla beslenerek suyunu ve hızını artırarak.Cide sınırları içinde dünyanın harikası olan kanyonlar oluşturarak Cide’de denize dökülür. Çayın yatağı genellikle bir kavak ve söğüt ormanıdır. Çevresi ekime hazır tarlalarla ve rengarenk çiçeklerin bulunduğu yemyeşil meralarla kaplıdır. İklimin sert olması nedeniyle bağ ve bahçeciliğe müsait değildir. Yakın senelere kadar, çevre il ve ilçelerini besleyen bir buğday ambarı idi. Pancar ekimi ve hayvancılık başlı başına geçim kaynaklarındandı. Girdilerin fazla olması, devlet desteğinin kaldırılması, pancar ekimine konulan kota, et politikasındaki istikrarsızlık üretimi azaltmıştır. Bugünkü manzara; bomboş köyler, ekilmeyen ucu bucağı olmayan tarlalar... Neticede büyük bir işgücü ve beyin göçü. Tek ümidi milletvekilimizin desteği ile Veterinerlik Fakültesinin açılmasıdır.
Biraz da ilçenin çevresinde kısa bir gezinti yaparak, doğusuna bir göz atalım Belavacık Köyüne doğru... İlçeden 5 km ayrılır ayrılmaz bir orman alanı başlar. Yol bazen dümdüzdür, bazen de bir derenin içine inersiniz, kuş nağmeleri arasında şırıl şırıl akan çayların sesini dinlersiniz. Bazen bir yokuşa çıkar, tepe noktasında köknar ve çam ağaçlarından oluşan bir orman selini izlersiniz. Her köşesi bir piknik yeridir. Bu güzelliklerin sonuna varmadan bir köy gelir karşınıza. İşte bu köy zaman zaman televizyonlarda karşımıza çıkan, “doğal akvaryum gölüyle” meşhur olan Belevacık köyüdür. İsterseniz bu gölün kısaca bir öyküsünü anlatayım. Köyün eski Muhtarı Faruk Keti Köyüne gelen balıkçılara der ki : “Birda ki gelişinize biraz balık getirin, şu gördüğünüz göle atın.“ Muhtar eli açık hanedan bir kişidir. Balıkçılar bu sözü bir emir olarak algılarlar. Tez zamanda biraz balık getirerek bu küçücük göle atarlar. Aradan zaman geçer, birde bakarlar ki ! Göl bıngıl bıngıl rengarenk balıklarla kaynıyor. Olmuş bir doğal akvaryum. Sarısından mavisine , siyahından kırmızısına varıncaya kadar her çeşit renk... Adeta bir renk cümbüşü... Belki dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen olağanüstü bir durum. Bir nevi nergis çiçeğinin öyküsü gibi. Ünü, kısa zamanda Kastamonu ve çevresini taşarak Ankara’ya kadar duyulur. İki yıl önce TRT ve Samanyolu bir çekim yapar. Yöreyi, Akvaryum gölüyle, doğal güzelliğiyle, Çerkez tavuğu ile tanıtır. Bir turist akınına uğrar. Hemen yanı başına küçük bir tesis yapılmaya başlanır. Ama nedenini bilmediğimiz nedenlerle bu da yarım bırakılır. (Bundan bir ay önce Devrekani’ye gitmiştim. Yıllardan beri görmediğim, ortaokuldan sınıf arkadaşım olan aynı köyden Cafer UKRAY isimli bir arkadaşımla karşılaştım. Bana: “ Balıklarda bir hastalık olduğunu, Gölün kıyısında ölü balıklar gördüğünü “ söyledi. Durumu yeni seçilen genç, dinamik, çalışkan ve girişimci Belediye Başkanı Mümtaz Aliustaoğlu’na anlattım. İlgileneceğini ve gerekli önlemleri alacağını söyledi. (Kendisi Devrekani Lisesinden öğrencimdir. ) Eğer buraya Kaymakamıyla, Belediye Başkanıyla gençleriyle ve diğer ilgili kişilerce sahip çıkılırsa bir turizm merkezi haline gelebilir. ( Son aldığım habere göre alınan önlemler neticesinde balıklar eski canlılığına kavuşmuş.)
Artık yolumuz kuzeyde... Devrekani’den 10 km. uzaklaşır uzaklaşmaz bir orman alanına girersiniz. Bu ormanlık alan, denize kadar devam eder. Hemen solunda Müftüoğlu Çiftliği vardır. Bu çiftliğin sahibi Mehmet Müftüoğlu Atatürk döneminin milletvekillerindendir. Devrekani Müdafai Hukuk Cemiyetinin kurucusu ve başkanıdır. (2. başkan Kulaksızoğlu Hacı Osman. üyeler: Vefaoğlu İzzet, Çalçalı Numan Beylerdir. ) Atatürk İnebolu gezisi dönüşü bu çiftliğe uğrayarak 2 saat dinlenir.
-2-
15 Km ilersinde yolun doğusunda biraz içerde Hitit Uygarlığını devamı olduğu yapılan kazılar neticesinde ortaya çıkan bulgularla kanıtlanan Kınık Köyü vardır. Her tarafı yeşillik ve ormanlıktır. Hemen yanı başından bir dere akar. Adı Kınık Deresidir. Bu köy aynı zamanda mağaraları ile meşhurdur. Geçen yıl Kınık köyünü gezerken bir mağara dikkatimi çekti. Misafiri olduğum akrabam dedi ki; Geçen yıl köyümüze gelen bir alman grubuna rehberlik yapıyordum. Şu gördüğün mağaranın içine girdik. Girişi 2 m yüksekliğinde gözünün alabildiği kadar geniş bir alan. Bu alanın ilersinde bir tünel, turistler bu tünele girdiler, 3-4 km uzaklıktaki bir başka köyden dışarı çıktılar. Ne gördüler bilmiyorum.” Bunun gibi bir çok mağara. 3-4 yıl önce kazılara başlandı. Bu kazılar devam ediyor. Hitit uygarlığı ile ilgili bir çok eserler çıktı. Bu da gösteriyor ki! İlçemiz Hitit uygarlığı üzerine kurulmuş. İlerde bu tarihi köyde sular altında kalacaktır. Çünkü buraya da baraj yapılıyor.. Temennimiz kazıların bir an evvel bitirilip tarihin gün ışığına çıkarılması.
Sapmadan yolumuza devam edelim. Ormanlar içinde denize doğru devam ederken karşımıza bütün ihtişamı ile 2018m yüksekliğinde Yaralı Göz Dağı çıkar. Çevrenin en yüksek dağlarındandır. Diğer dağlar gibi çırılçıplak değildir. Ormanları, mağaraları ile birlikte her türlü bitki örtüsünün bulunduğu bir yalancı cennettir. Araştırmacılar burası için “dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan bitki çeşitlerinin, şifalı otlarının bulunduğu bir yerdir,” diyorlar. İsterseniz yolun kenarında piknik yapabilirsiniz. Yanı başınızda meşhur kuyu kebabı hazırdır. Ormanların hışıltısı, Kuş seslerinin cıvıltısı size ayrı bir haz verecektir. Artık ilersi Çatalzeytin, Bozkurt sınırıdır. Sınıra girmeden geriye dönelim.
Bu gezi sırasında bir köye uğrayacak olursanız, bütün kapılar size açıktır. O Anadolu’nun cömert misafirperverliğini hemencecik görürsünüz. Sizi hemen güler yüzlü biri karşılayacaktır. Eğer kış ise akşam misafiri olacaksanız, akşam yemeğinde sofranıza büyük bir tepsi gelecektir. Tepsinin içinde bir mimar özentisiyle üst üste dizilmiş, hindi suyu ile pişirilmiş, aralarına cevizler serpiştirilmiş küçük küçük yufkalar, tepsinin ortasında kebap gibi kızarmış, parçalara ayrılmış hindi, bunun adı tadına doyum olmayan “banduma”dır. Eğer misafirliğe aniden varmış iseniz, yemek pişirilmeye de vakit yoksa Kastamonu’ ya özgü olan o meşhur etli ekmek yapılır. Baklavasından ve su böreğinden bahsetmeyeceğim. Eğer yabancıysanız, evden çıkarken yanılıp ta para teklif ederseniz ev sahibine yapılmış en büyük saygısızlık kabul edilir, görgüsüzlükle suçlanırsınız. Devrekani 2 göledi ve Beylerbeyi barajı ile bu güzelliğini tamamlamaktadır. Göletlerde yetiştirilen balıklar kooperatifçilik yoluyla değerlendirildiğinde Devrekani için bir gelir kaynağı oluşur. Beyler barajına piknik yapmaya giden jeoloji Profesörü Cemal TUNAOĞLU burada tesadüfen Dünyanın 6. büyük dinozor fosilini bulmuş, 65 milyon yıl öncesi Okyanus dinozoru olduğu tespit edilmiş ve dünya litaretürüne girmiştir. Hacettepe Üniversitesinin müzesindedir. Bu önemli buluş İyi bir reklam, planlı bir tanıtım ile İlçemizi turizmin merkezi durumuna getirebilir. Konaklama yönünden saunası, hamamı ve dekorasyonu ile Kastamonu’nun en güzel 50 yataklı turistik ” Belediye Oteline” sahiptir.
Çalışkan, girişimci Devrekanililer, aynı özelliklere sahip genç ve dinamik Belediye Başkanı ve gençleriyle birlikte, dumansız fabrika denilen turizmi canlandıralım. Artık dünya turizmi deniz turizminden “dağ ve orman” turizmine yönelmiştir. Dağları var, ormanları var, mağaraları var, tarihsel zenginliği var. Tek bir şeyi yok ; organizasyonu, tanıtımı ve yolları. Organizasyon ve tanıtım bakımından yerel yönetime ve halkımıza; yolar bakımından sayın milletvekillerimize iş düşüyor. Diğer İllerdeki köy yollarının çoğu asfalt, bizimkiler ise çamur deryası.... Hep birlikte Devrekani için...
Güzellikleri yazmakla bitmez. Bu güzellikleri anlatmak için ya şair olacaksın, ya da tasviri güçlü bir yazar. O da bende yok.
Diğer Yazıları:
DEVREKANİ YAYLASINDA
KASTAMONUDAN GEÇEN ÖNEMLİ ŞAHSİYETLER
Kastamonu Kadınının Fedakarlığı

