İlk kadın mitinginin yıldönümü

9/12/2007 · Kategori: Destan

İlk kadın mitinginin yıldönümü

10 Aralık 1919 Çarşamba günü, yurdumuzun işgalini protesto etmek için Kız Öğretmen Okulu bahçesinde üç binden fazla Kastamonulu kadın bir araya gelmiş; ilk Türk Kadın Mitingi’ni işgale karşı yapmışlardır.

Vatana giren işgalcilerin yaptıkları vahşetleri kınamışlar, ABD Başkanının, Fransa Cumhurbaşkanının eşlerine, İngiltere ve İtalya kraliçelerine telgraflar çekmişler, gerekirse cepheye koşup kanlarının son damlalarına kadar erkekleriyle birlikte savaşacaklarını haykırmışlar, gözleri kin ve çıkar bulutları ile kaplanmış işgalcilere seslerini duyurmuşlardır. Anadolu’nun dört bir yanında bağrı yanık analar, bacılar, yavuklular ağlamış, Balkanlar’da, Galiçya’da, Yemen’de, Kırım’da, Sina çöllerinde, Hicaz’da, Basrada, Allahüekber dağları’nda vatanını savunan Mehmetçikler ya şehid olmuş ya gazi düşmüştü. Geri dönebilenler de ocağının tütmesini değil vatanın istiklâle kavuşup kavuşmayacağını düşünüyorlarmış. Bununla beraber İstanbul Hükümeti, Ordunun elindeki silahları da galip devletlere vermeyi taahhüt etmişti. Sadece Kâzım Karabekir Paşa komutasındaki Ordumuz silahını teslim etmemiş ve askerler de terhis edilmemişti. Savaşın sona ermesine rağmen düşmanlar durmamış, vatanın dört bir yanını işgale başlamıştı. Anadolu insanının yıllardır belini büken yokluk ve savaşlara rağmen vatan uğruna elinde avucundakinin son esamesi ile dahi halk akın akın Kuvay-ı Milliye’ye koşuyormuştu. Çünkü o milletin gür sesi haline gelmişti. Önce Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri, Redd-i İlhak Cemiyetleri kurulmuş, Kuvay-ı Milliye’nin Erzurum ve Sivas kongreleri sonrasında dünyada ilk defa istiklâli milletce sağlayan Millet Meclisi’ni oluşturmuşlardı. Dünyaya örnek olacak bağımsızlık destanını bütün milletin göğsünü siper etmesiyle yazılmıştı. İstiklâlin yolu cephede savaşan Mehmetlerle olduğu kadar kağnıların, Türk kadınlarının sırtındaki cephanelerle de açılmıştı. İnebolu’ya gelen cephane, Halime Kaptan, Halime Çavuş gibi fedakâr analarımızın, kayıkçıların gayretleri ile İngiliz gemilerinin top atışına yakalanmadan kıyıya çıkarılmış, kadın, yaşlı çoluk çocuk sırtlarıp İnebolu’nun yukarılarına taşınmıştı. Oradan kağnı katarları ile millî mücadelenin kalbine Ankara’ya cansiperane bir şekilde, evladının üstündeki örtüsünü alıp, düşmana yağacak mermilerin üstüne örten fedakar Şerife Bacıların şehadeti üzerinde gitmişti. Sadece Kastamonu’da cephane çeken Halime Kaptanlar, Halime Çavuşlar, Şerife Bacılar değil, Rus işgaline karşı Erzurum’da Nene Hatun ve Kara Fatma, Yunan işgaline karşı Aydın’da Çete Ayşe, Fransız işgaline karşı Adana’da Melek Hanım Türk kadınının istaklali uğruna efsaneleşen isimleri olmuştu. Türk Milleti işgalcilere karşı güç yetirmek için birleşmekten başka çıkar yol görmemiş, kamyonun kağnıyı yenmesine mani olmuştu. Kuvay-ı Milliye milletin istiklâl için birleşme adresi olmuştu. Böylece Kuvay-ı Milliye destanının yazılması için bütün emekler birleştirilmişti. Sadece emekler mi? Birinci ve ikinci İnönü Savaşları ile ilerleyişi durdurulan en azılı ve azdırılmış olan Yunanlıların ilerleyişi durdurulmuştu. Ancak TBMM Ordusu’nda takat kalmamıştı. Düşmanın ilerleyişini durdurmak yetmez işgali sona erdirip İstiklâl-i Tam’a ulaşılması gerektiği başka seçeneğe meydan vermeden ortaya çıkmıştı. Bütün hazırlıklar bu hesaba göre yapılmaya başlanmıştı. Fakir düşmüş Anadolu, ordusu için kendinden geçerek, herşeyini ortaya koyuyor, giysisinden süngüsüne, mermisinden yemeğine cepheye yollamıştı. İstiklâlin yolu da bu ikmal yollarının kağnılarla aşılmasına bağlı olduğu görülmüştü. Bütün teknolojiyi elinde bulunduran işgalcilere karşı millî bir şahlanış kağnılarla gelmiş ve teknolojik kamyonları yenmişti. Millî Mücadele sürecinin sonunda dünyada ilk defa müstevlilerin bütün bir milletin hayatına kasdederek gerçekleştirecekleri işgal, Türk Milleti’nin çelikleşmiş ifadesi olan Türk Ordusu’ndan yoksunluğunu, milletin kaderini yine milletin kararlılığı ve özverisiyle doldurmuş olan Kuvay-ı Milliye ve Millî Meclis tarafından bertaraf edilmişti. 9 Eylül’de İzmir’de Yunanlılar denize dökülmüştü. Böylece yedi düvele karşı ilk İstiklâl Savaşı zafere dönüşmüş, bütün mazlum milletlere umut olmuştu. Örnek alarak istiklâlini kazananlar gün geçtikçe artmış, Türk Milleti ve Atatürk böylece örnekleşmiş, adına Pakistanda marşlar bile yazılmıştı. Türk Kadını yine İstiklâl-i Tam için, ülkesinde düşman çizmesi görmemek için, ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği muasır medeniyet seviyesinin önüne geçmek için dün olduğu gibi bugün de, yarın da özveri ve gayretini kaybetmeyecek, istiklâlinin ve vatanının kıymetini bilecektir. Geçmişinden övünecek ona layık olmak için elinden geleni yapacaktır. Neneleri, anaları gibi kendisi de evlatlar yetiştirecek, milletin çekirdeği, asıl gücü olan ailenin temelini oluşturacaktır. Ek: Mustafa Kemal Paşa cephede, “Gözüm Sakarya’da, Dumlupınar’da, kulağım İnebolu’da” diyerek İnebolu’ya gereken önemi vermiş ve İnebolu’nun bu destansı mücadelesi 11 Şubat 1924 tarihinde TBMM’nin çıkarttığı 66 Numaralı Kanunla “Beyaz Şeritli” İstiklâl Madalyası ile ödüllendirilmiştir. Böylece Türkiyede İstiklâl Madalyalı tek yer olmuştur. Ancak savaş sonrasında unutulmuş ve Osmanlı döneminden kalan İnebolu Limanı inşaatı halen bitirilememiştir. Tarihinde hiç işgal edilmediği halde en çok şehit veren Kastamonu ve civarının serdengeçti vatansever atalarına bir şükran, ahde vefa ve Millî Mücadele’yi anma amacıla; torunları Kastamonulular, İnebolu-Kastamonu-Çankırı-Ankara arasındaki yola “İstiklâl Yolu” adının verilmesi amacıyla yakın zamanda imza kampanyaları yapmış, ancak sonuca ulaşılamamıştır.

Kastamonu Postası- Yazarlar

Cebrail KELEŞ
Mehran`da Hamzabey-Sepetçioğlu Hikayesi...
Levent ZİHNİOĞLU
Kazaya Davetiye Çıkarmak
Muharrem KAŞITOĞLU
Sarıkamış’ta kırıldı gonca gülün tazele...
Nail KÜÇÜK
Anadolu’dan Yayılan Mürekkep Kokusu
Sizden Gelenler 
İyi Bir İnsan Olmak
Aydın TİRYAKİ
Aril laril
Şahabettin MERT
"Rekabetin Sonrası"
Zehra Başkaya
Nasılsınız ?
Binay ERTAN
Fare idrarının aydınlattığı yol !
Öğr. Gör. Ahmet Yaşar ZENGİN
Nasıl yönetelim değil, kim yönetmeli hırsı ?
Deniz MOLA
Alı, Moru, Mavisi...
Murat SAYIM
Uçak Kazasında Yitirdiğim Hocalarım ve Dostum...
Hüseyin EKEN
"Önce selamı verelim de…"
Elif ERGÖZ
Hislerime Tercüman Oldun
Yrd.Doç.Dr.Ali DUMAN
Atatürk’e Göre Medeniyet

"KASTAMONU DESTANI"ndan.../ İhsan OZANOĞLU

10/2/2006 · Kategori: Destan

KASTAMONU DESTANI

İhsan OZANOĞLU

 

Öyle bir cevher ki dünyaya bedel

Biçilmez pahası Kastamonu’nun.

Yapılsa tükenmez o kadar güzel,

Haşredek senası Kastamonu’nun.

 

Türk yurdunun gerçi her yeri şirin;

Ayrı cazibesi vardır her yerin,

Velakin tesiri füsunu derin

Aşıklar sinası Kastamonu’nun.

 

Güneş hayran bakar geçerken burdan;

Mehtap bir dilberdir saçları nurdan

Yıldızlar baygındır vecd-ü sürurdan

Başkadır seması Kastamonu’nun.

 

Her yabancı meftun,her gönül beste

Şiirler söylenmiş hem deste deste

Canverir cansıza tek bir nefeste

İksirdir havası Kastamonu’nun.

 

Gelen gönül verir, yaşdöker giden,

Bu yerdir dilsizi şen bülbül eden

Kudretin elidir ruhları yeden

Seheri,sabası Kastamonu’nun.

 

Maveraların bu yerdir kapısı

Özlü bir şiirdir toprak yapısı

Rüzgarlarında var cennet kokusu

Zariftir edası Kastamonu’nun.

 

Her köşesinde var billur bir kaynak

Sayısızdır çeşme,dere ve ırmak

Vasf olunmaz asla sürmeli mutlak

Subaşı sefası Kastamonu’nun.

 

Misli Dağı, Uzunyazı, Fatıra,

Paşasuyu nasıl gelmez hatıra ?

Beypınarından geç Halkacılara

Şendir Göl ovası Kastamonu’nun.

 

Sulucaöz, Hacı İbrahim Dağı

Açıkmaslak, Hacı Kadının Bağı

Çuhadaroğlu’nda gör solu sağı

Ilgaz müntehası Kastamonu’nun.

 

Bir yanda muhteşem ve sonsuz orman

Bir yanda tarla, bağ, bahçe ve bostan

Burası ağaçtan yeşil bir umman

Hoştur temaşası Kastamonu’nun.

 

Sürüler yayılır yamaçlarında

Top top çiçek açar yamaçlarında

Türlü kuşlar öter ağaçlarında

Gönüller şifası Kastamonu’nun.

 

Bakir bir gönüldür tabiat burda

Her taraf bir tablo seyreyle dur da.

Bir şaheser ki yok misli bir yerde

Gülşeni, yaylası Kastamonu’nun.

 

Nereye baksan bir örnek cennetten

Bir kaynak ki akar ta meşiyetten

Bir başka cazibe taşır kudretten

Baharı, Şitası Kastamonu’nun.

 

Kentleri mamurdur, köyleri gülşen

Vadileri feyyaz yamaçları şen

Ayrıylamaz bir ke buraya düşen

Derindir hülyası Kastamonu’nun.

 

Muhtaç değildir bu yer tasvire söze

Canlı bir tarihtir tabii müze

Nazar et her yana göz süze süze

Cazibtir siması Kastamonu’nun.

Suluk, Olukbaşı, Yukarıpazar

Göklere yükselmiş bir anıt, Hisar

Toklu, İncitepe, bahçeler, bağlar

Gökırmak mecrası Kastamonu’nun.

 

Muhkem sıralanmış kaledir dağlar

Dağlar semaları vadiye bağlar

Bin yüz yirmi dokuz muhtarlığı var

On iki kazası Kastamonu’nun.

 

Uzanır bir şerit gibi şosalar

Gönülden silinir burda tasalar

Dağılır kederler, gamlar kussalar

Geniştir sahrası Kastamonu’nun.

 

Her semti her yanı ziyaret yeri

Sanatlar diyarı ticaret yeri

Baştanbaşa türlü ziyaret yeri

Dağ, bel her parçası KFstamonu’nun.

 

Burada yetişir türlü nebatat

Balı yağı boldur yiyene minnet

Kendir, keten, tahıl, pirinç, sebzevat.

Mebzuldur meyvası Kastamonu’nun.

 

Ayvası armudu derde devadır

Hele üryanisi mahz-ı şifadır

İnciri üzümü cana safadır

Meşhurdur elması Kastamonu’nun.

 

Küçük sanatlarda yoktur menendi

Kendi yağı ile kavrulur kendi

Köy ve şehir halkın hepsi efendi

Ednası,alası Kastamonu’nun.

 

Halk bilir cana can katmasını da

Kazanmasını da tutmasını da

Yeri gelince sarf etmesini de

Çoktur ağniyası Kastamonu’nun.

Evleri bahçeler içinde zarif

Sokakları şirin manzara latif

Her bakımdan güzel her yönden nazif

Kurulmuş binası Kastamonu’nun.

 

Sözün en doğrusu budur .................

Yedi kapı otuz altı mahalle

Han,hamam,imaret,dükkan bilcümle

Çok eski inşası Kastamonu’nun.

 

Caddeler andırır bir hiyabanı

Stadyumu, Cumhuriyet Meydanı.

Belediye parkı, Kışla Alanı

Zevk dolu fazası Kastamonu’nun.

 

Bir su içen yahut geçen yanından

Nasrullah’ın çifte şadırvanından

Bir daha gelmemek olmaz şanından

Yamandır burası Kastamonu’nun.

 

Kıyafet medeni, vücutlar gürbüz

Asalet timsali buruda her yüz

Karıksız katıksız Türktür düpedüz

Maddesi manası Kastamonu’nun.

 

Dili gibi saftır dini imanı

Bir su kadar berrak fikri vicdanı

Yiğitlerin burasıdır harmanı

Yoktur hiç pervası Kastamonu’nun

 

Gurbet olmaz burada halk cana yakın

Sen yalnız edebi erkanı takın

Düşmanca sözlere aldanma sakın

Var çok mezayası Kastamonu’nun

 

Ceylanlar dolaşır ormanlarında

Pehlivanlar gezer meydanlarında

Kötüler savrulur harmanlarında

Serttir fırtınası Kastamonu’nun.

Kastamonu bilir hakkı hürmeti

İçtendir dostluğu rahmi, şefkati

Birdir çiğnendi mi nefis izzeti

Neferi paşası Kastamonu’nun

 

Müslümanlık burda güneş gibidir

Ahlak dokunulmaz ateş gibidir

Halkı meleklerle yoldaş gibidir

Olmaz bivefası Kastamonu’nun.

 

Aynı hakikattır ne kadar övsek

Gelenekleri hoş görgüsü yüksek

Konukseverlikte yok misli gerçek

Üstündür sefası Kastamonu’nun

 

Hele yemekleri: Katmer,etliekmek

Pastırmalı pide, burmalı çörek

Göveç,kebap,mantı,bandırma,börek

Eşsiz baklavası Kastamonu’nun.

 

........

 

Halk asil ve merttir nankörlük etmez

Burada yetişen bir daha yütmez

Dört bir yanı yatır saymakla bitmez

Ulu evliyası Kastamonu’nun.

 

Tarihte almış en şerefli yeri

İrfanın menbaı, ilmin mekarri

Seyyar kütüphane gibi her biri

Boldur uleması Kastamonu’nun.

 

Resim ve mimarı tezhip ve yazı

Bülbül eder söyletiriz her sazı

Burda çıkar her hünerin üstazı

Çoktur fuzalası Kastamonu’nun.

 

Herkes bilir ki bu vilayet halkı

Daima kaldırır çiğnetmez hakkı

Derindir vatan ve hürriyet aşkı

Vatandır leylası Kastamonu’nun.

 

Yiğit olan gezmez semt-i hilafta

Er süngüsü durmaz kında kılıfta(gılafta)

İstiklal harbinde evvelki safta

Müthiştir kavgası Kastamonu’nun.

 

Hakikat kılıncı arşa asılır

Bir kahraman ne hüner, ne kısılır

Bir darbede ejder olsa yasılır

Keskindir palası Kastamonu’nun.

 

Cinnettir saldırmak türkün yurduna

Dokunma turanın eski kurduna

Akıncılar geçti hasmın ardına

Çoktur şühedası Kastamonu’nun.

 

Büyüktür payı o korkunç savaşta

Gelir yiğitlikte daima başta

Maziye bak gör de fikren dolaş da

Tarihtir aynası Kastamonu’nun.

 

Ayrılmaz bütündür Türk memleketi

Kaynaşmış bir kütledir Türk milleti

Unutulmaz inkılaba hizmeti

Koç yiğit dünyası Kastamonu’nun.

 

Canım feda olsun hakkı görene

Er odur ki davasında direne

Hakkıdır kavuşmak bir gün trene

Servetler deryası Kastamonu’nun

 

Toprağın hazine sağ ile solu

Altını sorarsan servetle dolu

Bir gün gelir elbet bulunur yolu

Altın’ı , Elma’sı Kastamonu’nun.

 

Merd olan her zaman gerçeği kollar

Açılacak daha nice daha okullar

Türlü fabrikalar hangarlar yollar

Bey olacak gedası Kastamonu’nun.

 

Gezdim Şam’ı şarkı ben adım adım

Nerde olsam öz yurdumu aradım

Bitmesin haşre dek budur muradım

Her dem itilası Kastamonu’nun.

 

Hey benim vatanım cevher vatanım

Bir taşı cihana değer vatanım

Ben sana bağlıyım dilber vatanım

Oldum müptelası Kastamonu’nun.

 

Payem sensin nam-ü nişanem sende

Ten sende can sende cananım sende

Gönlüm sende aklım izanım sende

Bitmez macerası Kastamonu’nun.

 

O kadar güzelsin ki nazarımda

Seni sayıklarım ihtizarımda

Nem varsa yoğum da benim varım da

Gönül aşinası Kastamonu’nun.

 

Güzel vatan sende daima gözüm

Sen gülersen benim de güler yüzüm

Her seni ister hep seni özüm

Pek derin sevdası Kastamonu’nun.

 

Senden uzaklarda duramıyorum

Gönül yarasını saramıyorum

Cenneti verseler aramıyorum

Olamam cüdası Kastamonu’nun.

 

Bir gün ben de elbet çıksam aradan

Ayrılsam gerektir aktan karadan

Beni cüda etme ulu yaradan

Olurum fedası Kastamonu’nun.

 

Ezelden borçluyum nam-ü şanımı

Bu topraklara ben hatta kanımı

Tanrım burada al benim canımı

Etme binevası Kastamonu’nun.

 

Gurbette ölürsem Huda eğer de

Nakledip yatmazsam doğduğum yerde

Kurtulamaz asla yevmi mahşerde

Elimden yakası Kastamonu’nun.

 

Netice-i kelam niyazım budur

Hak cümleyi etsin lütfiyle mesrur

Dilerim ki olsun mesut ve mamur

Dünyası ukbası Kastamonu’nun.

 

Kastamonu işte vatan değil

Can içre canandır sade can değil

Elde gönül sazı bu Ozan değil

Var nice şeydası Kastamonu’nun.

 

İhsan OZANOĞLU                                                          

 

                                                             Yeni Edebiyat, 01:57 - 10/2/2006

« Önceki :: Sonraki »