KURMAY YARBAY DADAYLI HALİT BEY'İ TANIR MISINIZ?

31/7/2006 · Kategori: Daday

KURMAY YARBAY DADAYLI HALİT BEY'İ TANIR MISINIZ?

 

 

Beşinci Kafkas Tümeni Komutanı Kurmay Yarbay Dadaylı Halit Bey,


karargâhının bulunduğu Bölmelik Tepe’den dürbünüyle yaptığı gözetlemede, yıkıntılarla dolu Karacahisar köyü içerisinde gezinen işgalci Yunan ordusunun son kalıntılarını gördü. Kim bilir bu dürbün nelere şahit olmuştu (dile kolay) tam on yıl içerisinde?..

Halep’te eşkıya takibinden Birinci Dünya Savaşı’nın patlak verdiği Sancak-ı Şerif’in açıldığı günlere, başarısız Kanal Seferi’nden Irak’taki Kut-ül Amare zaferine, Musul’un kaybedilmesinden Osmanlı ordusunun dağıtılmasına, yeniden toparlanıp Sakarya Zaferi’ne kadar kanla, barutla, binlerce şehit ve yaralıyla peş peşe zaferler ve yenilgilerle geçen, altı yüz yıllık bir imparatorluğun çatırdadığı, yeni bir devletin filizlendiği on yıl...

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Türk birliklerinin 26 Ağustos 1922’deki Afyon Kocatepe’den başlattığı “Büyük Taarruz”un en kritik yerinde bulunuyordu 5. Kafkas Tümeni. Birbiri ardına hedef tepeler ele geçirilmiş, 2 Eylül gecesi ise General Trikopis’in başında bulunduğu Yunan ordusunun son bölümü Karacahisar köyü yakınlarında sıkıştırılmış ve sonunda teslim alınmış, zafer perçinlenmişti. Kaderin cilvesi, teslim olan heyette 15 Mayıs 1919’da İzmir’e ilk çıkan Yunan birliğinin komutanı da bulunuyordu.

Tarihe ideolojik kılıf mı?

“Şu Çılgın Türkler” adlı eserin okuyucuları yukarıda geçen olayları bilmekten mahrum kaldılar. Büyük Taarruz’u ve Yunan General Trikopis’in esir alınma sürecini yaklaşık kırk sayfaya yakın anlatan, 80 yıldır beklendiği söylenen kitap, bırakın Halit Bey’in birliğinden bile bahsetmiyor, olayların öznesini adeta sansürlüyor. Daha da ilginç (ve de vahim!) olanı eserin kaynakçasında Yarbay Halit Akmansü’nün anılarının mevcut olması.

Geçen yıl çıktığında büyük bir ilgiyle karşılandı Şu Çılgın Türkler. Türkiye gibi kitap satışlarının düşük seyrettiği bir ülkede 300 baskı yaptı. Kimi belediyeler kitabı ücretsiz dağıttı. Kimi siyasiler yardımcı ders kitabı olmasını istedi. Kimileri “bu kitabı eleştirmeyi” neredeyse vatan hainliğiyle eş tuttu. Kimi de kitap hakkında kurslar açılmasını önerdi... Sözün kısası kitap, edebi bir eser hüviyetinden çıkıp “kutsal kitap” havasına büründü(rüldü).

“Şu Çılgın Türkler, tarihî bir roman mıdır, değil midir?” tartışmasına girmeye niyetim yok. ‘Her paragrafına, her sahnesinin sonuna bir dipnot koyan eser roman olur mu?’ tartışması edebiyatçıların olsa gerek. Ancak asıl tartışılması gereken nokta ısrarla kaynaklara, belgelere dayalı bir eser olduğuydu. Gerçekten de her paragrafı, her sahnesi (Nesrin’le Teğmen Faruk’un aşkı, bir de Ankara’da erkek hastalara günah diye dokunmayan gönüllü bayan hastabakıcıların olduğu bölüm hariç!) dipnotlarla biz okurlara daha açıklayıcı hale getirilmiş. (Bu arada insan sormadan edemiyor, erkek hastalara günah diye dokunmayan bir bayan neden gönüllü olsun?)

Belgenin tarihçilikteki yeri tabii ki tartışılmaz. Ancak okuyucu olarak aklıma takılmıyor da değil. Bir belgenin ne için yazıldığı, düzenlediği şartlar ve dönemler muhakkak çok önemli. Hele hele bu dönem 1919-1922 gibi çöken Osmanlı Devleti üzerinde her devletin ayrı bir hesabının olduğu, gizlice görüşmelerin yapıldığı, propaganda belgelerinin havalarda uçuştuğu bir dönemin belgeleriyse ihtiyatla yaklaşmak gerek. Çok daha kötüsü, kendi kanaatinizi belge olarak ortaya koymanız ve yahut da elinizde belge olduğu halde kullanmamanız.

Son dönemde sıkça duyduğumuz hain, satılmış, yurtsever vs. gibi kavramlara eserde bolca rastlamak mümkün. “Şu Çılgın Türkler”in en önemli vurgularından birisi Vahideddin’in hain olduğu üzerine. Çok sayıda saygın tarihçinin Sultan Vahideddin’in hataları olabileceği; ama hain olmadığı görüşlerine rağmen kitap, son Osmanlı padişahı hakkında bilinen iddiaları tekrarlıyor. Belgeler eşliğinde Vahideddin’in ne kadar hain olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Bu argümanı zayıflatacak herhangi bir olay varsa bunu görmezlikten geliyor. Sözgelimi eserde Birinci İnönü Savaşı’nın kazanılmasından sonra İstanbul’da Anadolu’ya yardım için Kızılay’a bağış yapanlar anlatılırken (s. 47) aralarında Sultan Vahideddin’in de bulunduğu belirtilmiyor. Eserin bir bölümünde primitif bir diyalogdan Sultan Vahideddin ile sadrazamı Tevfik Paşa’nın ülkeyi İngilizlere peşkeş çektiklerini hatta bununla yetinmeyip Ermenilere de toprak vermek istediklerini (okuyucunun burada çok sinirlenip ‘kimin malını kime satıyorsunuz kardeşim’ diyesi geliyor), ancak bu kadarına İngilizlerin karşı geldiklerini okuyorsunuz. (s. 62) (’Şu İngilizler’ de durmaları gereken yeri biliyorlar gerçekten!) Her şey bir yana Vahideddin’le Sadrazam Tevfik Paşa arasındaki bu konuşmaların kaynağı olarak İngiliz belgelerinin verilmiş olması inandırıcılıktan uzak. İki kişi arasındaki konuşmaların kanıtının nasıl yabancı bir kaynağa dayandırılacağı merak konusu.

Sultan Vahideddin’in Ankara Hükümeti’nin temsilcisinin görüşme kayıtlarını İngilizlere sızdırdığı iddiası ise doğru değil. Söz konusu raporların o dönem koşullarında psikolojik harp mantığı içerisinde kaleme alınmış bir metin olabileceği belirtilmiş, doğru olup olmadıkları İngiltere’de bile tartışılmıştı. Sadrazam Ahmet İzzet Paşa ve yine Sadrazam Tevfik Paşa sade kendi koltuklarını düşünen aciz kişiler olarak gösteriliyor ki bu, kesinlikle hatalı bir yaklaşım. Damat Ferit hariç tutulacak olursa her iki sadrazamın da Milli Mücadele’yi gönülden destekledikleri biliniyor.

Temel eksiklerden bazıları...

Şu Çılgın Türkler, birlikte yola çıkmış; ama daha sonra muhalif konuma geçmiş subaylardan olabildiğince az bahsetmeye, hatta bazen görmemeye çalışıyor. Buna birçok örnek verilebilir kuşkusuz. Ancak en fazla dikkatimizi çekenleri belirtmek gerek. Yazının başında askerlik yaşamından bir kesit verdiğimiz Kurmay Yarbay Dadaylı Halit (Akmansü) Bey, hilafetin kaldırılmasına (dinî nedenlerle değil siyaseten) karşı çıkmasıyla öne çıkmış bir isimdi. Sakarya Savaşı’nda, Türbe Tepe çarpışmalarında komutanından izin almadan harekete geçerek Yunanlıların sızmasını önleyen, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın da takdirlerini kazanan Halit Bey, Büyük Taarruz’da Yunan orduları komutanı Trikopis’i esir alan 5. Kafkas Tümeni komutanıydı. Yine Milli Mücadele’nin sembol isimlerinden Kazım Karabekir Paşa’nın ismi çok az yerde geçiyor. Eserde 10-24 Temmuz 1921 tarihleri arasındaki Kütahya-Eskişehir savaşlarında Türk ordusunun Yunan kuvvetleri karşısındaki bozgunundan Miralay Arif Bey sorumlu tutuluyor. Zaten daha öncesinde Arif Bey zincirin en zayıf halkası olarak niteleniyor. (s. 171) Yakup Şevki Paşa zafere inanmıyor (s. 583 ) vs. vs...

Özellikle 1921-22 yıllarındaki Milli Mücadele döneminin önemli olaylarını anlatan ‘Şu Çılgın Türkler’de TBMM’de İstiklal Marşı’nın kabulü sırasında yaşanan olaylar nedense belirtilmemiş. Daha yeni filizlenen, topraklarının büyük bir bölümü işgal altında olan bir devletin milli marş olarak belirlenecek bir şiir konusunda bu kadar titizlenmesi “yeterince çılgın” (!) bir davranış olarak görülmemiş olacak ki hiç vurgulanmamış. Milli Mücadele döneminde kalemiyle mücadele verenlerin başında gelen Mehmet Akif’e ne yazık ki eserde hak ettiği kadar yer verilmemiş.

Her olayın belgeli anlatıldığını belirtmek, anlatılanların doğru olduğu anlamına gelmiyor. Büyük Taarruz öncesi İsmet Paşa’nın kademeli taarruz planından endişelenen Kurmay Başkanı Asım (Gündüz) Bey, Başkomutan Mustafa Kemal’e bu planın hatalı olduğunu gizlice bildirmiş, Büyük Taarruz’un planı Başkomutan Mustafa Kemal’in de onayıyla baskın tarzına çevrilmişti. ‘Şu Çılgın Türkler’ Büyük Taarruz öncesini farklı anlatıyor, Asım Gündüz Bey’in anılarına birçok yerde başvururken burada değinme gereği bile duymuyor.

Şu Çılgın Türkler’de bazı ideolojik yaklaşımlar da rahatsız edici. Yazarın özellikle bir dipnotunda belirttiği Arapsı (?) giyinen insanlarla dolu Hürriyet-İtilaf partisinin daha sonraki tutucu, gerici, karşı devrimci anlayışlara ve partilere analık ettiği şeklindeki görüşü Batıcı (hatta haddinden fazla Batı yanlısı) bir parti için yanlış bir saptamayı içeriyor. Cumhuriyetin ilanından sonra kurulan muhalif konumdaki bütün partilerin (Terakkiperver Cumhuriyet, Serbest Fırka, daha sonraları Demokrat Parti) kurucu üyelerinin çoğu bizzat Milli Mücadele’ye katılmış kişilerden oluşuyordu.

Milli Mücadele’yi günümüzün bakış açısıyla yorumlayıp yine günümüzün ulusalcılık adı verilen siyasi akımlarına alet etmek, çok sayıda farklı görüşten insanın Mustafa Kemal önderliğinde giriştiği bu mücadeleyi istismar etmek doğru bir yaklaşım değil. İstiklal Harbi’ni anlamak için propaganda eserlerden ziyade çok daha objektif eserleri okumak gerekiyor.

ZAMAN

Daday'da 200 yıllık kavak koruma altına alındı

19/2/2006 · Kategori: Daday

200 yıllık kavak koruma altına alındı

Süleyman Demirel ve Osman Bölükbaşı’nın yıllar önce önünde konuşma yaptığı 200 yıllık kavak ağacı koruma altına alındı. Türk siyasetine damgasını vuran Sülayman Demirel ve Osman Bölükbaşı’nın dibinde seçim konuşmasını yaptığı Kastamonu’nun Daday ilçe merkezindeki 200 yıllık tarihi kavak koruma altına alındı. Daday ilçe merkezine iki asır önce dikilen on kavaktan ayakta kalabilen tek kavak ağacı yıllara meydan okurcasına dimdik ayakta. Dibinde siyaset yapanlardan bazıları siyaseti bıraktı, bazıları da bu dünyadan göçtü ama, bu asırlık kavak daha bir çok siyasetçiye ev sahipliği yapacak gibi dimdik ayakta. 200 yılı aşkın bir süredir Daday ilçesinde bir çok gelişmeye şahit olan tarihi kavak ağacı şimdi yetkililerin girişimi sonrasında koruma altına alındı.

Daday’da esnaflık yapan ve yıllarca siyaset içinde olan Hilmi Sezer, asırlık kavağın adeta yaşayan bir tarih olduğunu belirterek, “Bu kavak ağacı Daday ilçe olmadan, en az atmış yetmiş yıl önce dikilmiş bir ağaç. Dedelerimiz bu kavağı bize hep anlatırlardı. Bunun gibi on tane daha kavak vardı ama zamana direnemeyerek yok olup gittiler. Bu kavağın dili olsa da keşke konuşsa, nelere şahit olduğunu anlatsa” dedi.

Öte yandan AK Parti Daday İlçe Başkanı Sabri Özdemir, ilçe merkezinde yıllara tanıklık eden kavağın ilçeden daha yaşlı olduğunu ve kökünün Osmanlı dönemine kadar dayandığını ifade ederek, “Daday ilçe olmadan yıllar önce dikilen bu kavak adeta bir tarihe şahitlik ediyor. Dikildiği yıllar Osmanlı Devleti’nin son zamanları. Bize dedelerimizin anlattığı bu kavak 1800’lü yılların başında dikilmiş. Osmanlı’nın bir dönemine şahitlik ettiği gibi Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra da önemli olaylara şahitlik etmiş bir kavak. Demokrat Parti döneminde Süleyman Demirel ve Millet Partisi’nin Genel Başkanı Osman Bölükbaşı seçim konuşmasını bu kavağın önünde yaptı. Daday ilçe merkezinde olduğu için her türlü konuşma bu kavağın önünde yapılırdı. Bu kavağın yakınlarında on tane daha varmış. Onlar zamanla ya kesilmiş yada yıkılmış. Bu kavağın dibinde konuşma yapan siyasetçiler bile artık siyaseti bıraktı yada artık bu dünyada değil. Ünlü siyasetçileri gördüğünden midir nedir bilinmez ama bu kavak hala dimdik ayakta. Bu nedenle bir tarihe şahitlik eden bu kavağı bizde koruma altına aldık. Bu kavak Daday için adeta bir simge haline geldi” şeklinde konuştu.

Daday

14/12/2005 · Kategori: Daday

Ecevit'in dede evi müze oluyor
DSP'li Hadi Dilekçi, Başbakan Ecevit'in babasının büyüdüğü evi buldu, Kültür Bakanlığı'nı devreye soktu. Ev restore edilerek müze haline getirilecek

DSP Kastamonu Milletvekili Hadi Dilekçi Başbakan Bülent Ecevit'e anlamlı bir sürpriz hazırladı. Dilekçi, Başbakan Ecevit'in de yıllarca önce kısa süre kaldığı dedesi Mustafa Şükür Efendi'nin, Kastamonu'nun Daday ilçesindeki evini müzeye dönüştürmek için girişimde bulundu. Dilekçi'nin girişimiyle harekete geçen Kültür Bakanlığı evin restore edilerek, müze haline getirilmesi için çalışma başlattı. Dilekçi, Kültür Bakanı İstemihan Talay ile görüşerek, Ecevit'in dedesi Mustafa Şükrü Efendi'nin şu andaki değeri 7 milyar olan evinin bakanlık tarafından müze haline getirilmesi teklifinde bulundu.

RESTORE EDİLECEK
Bakan Talay'ın da onaylaması üzerine, Ecevitler'in Kastamonu'daki evi için çalışmalar başladı. Aslına sadık kalınarak, restore edilecek olan evde Ecevit'in CHP Kastamonu Milletvekili olan babası Fahri Ecevit'in çalışma odasının da sergileneceği bildirildi.

ZİYARET EDEMEMİŞTİ
Nüfusundaki ikinci ismi Mustafa'yı dedesinden alan Ecevit, 18 Nisan 1999 seçim döneminde Kastamonu'ya gitmiş, ancak, dede evini ziyaret edememişti. 4 Nisan 1999'da seçim gezisi nedeniyle gittiği Kastamonu'da yoğun yağış nedeniyle, 10 dakikalık bir miting yapabilen ve Daday'a gidemeyen Başbakan Ecevit, köyü ve evi ziyaretten mahrum kalmıştı.

Sabah

 

400 Yıllık Tarih Yok Oluyor

PDF Yazdır E-mail
Yazar Administrator   
Kastamonu’nun Daday ilçesi Uzbanlar köyü Çiftlik Mahallesinde bulunan 400 Yıllık Tarihi Balaban Ağa konağı yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya.
Image

Osmanlı zamanında Hüsem ağa tarafından yaptırılan ve bahçesinde hamamı ile çeşmesi bulunan Balaban Ağa konağı geçtiğimiz Pazar günü Şiddetli Lodos sonrası tamamıyla yıkılma tehlikesine girerken tarihin konağın fırtına sonrası uçan saçağından sızan kar ve yağmur suları evin tarihi dokusunun göz göre göre yok olmasına neden oluyor.
Osmanlı döneminin ahşap işçiliğinin en güzel örneklerini içersinde barındıran ve eski Osmanlı yazılarının duvarlarını süslediği konağın ikinci katı tamamen yıkılmaya yüz tutarken İlimizin en eski Valilerinden Enis Paşa’nın bu konakta 8 gün istirahat ettiği ayrıca bahçeye çadır kurdurarak buraya Enis Paşa düzlüğü adını verildiği belirtildi. Konağın en yaşlısı olan 75 yaşındaki Fazıl Oğuz Balaban yaptığı açıklamada; Ailesinin kökünün Arabistan’da bulunan Kureyş kabilesinden geldiğini ve buraya yerleştiğini, o zamanlar dada Osmanlı İmparatorluğu tarafından bu konakta yaşayan aileden vergi dahi alınmadığını belirtti. Konağın bugünkü hali için vicdanının sızladığını belirten Balaban Neden tarihe sahip çıkılmıyor? dedi. Fazıl Oğuz Balaban, eşi Ferihan Oğuz Balaban, oğulları ve torunları ile birlikte bugün toplam 11 kişi bu konakta yaşamlarını sürdürüyor.
Vali Enis Yeter zamanında konağın restore edileceği belirtilmesine rağmen Yeter’in bu evi ziyaretinden 1 ay sonra tayinin çıkması nedeniyle sahipsiz kaldıklarını belirten konak sahipleri Kültür Bakanlığı tarafından bugün yapılacak, yarın yapılacak sözleri ile kandırıldıklarını ifade ettiler.
Image
Son Yenileme ( Çarşamba, 09 Mart 2005 )
Nasrullah

DADAY İLÇEMİZDEN GENEL GÖRÜNÜM

 

 

 

DADAY’IN TARİHİ

Daday'ın tarihi M.Ö. 5000 yılına kadar gitmekte ve Miladi 1869 yılında Fatih Sultan Mehmet zamanına rastlamaktadır.Tarih öncesi çağlar dahil, Kaşka Türkleri, Etiler, Paflagonyalılar, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Yunanlılar, Rumlar, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Danişmentler, Selçuklular, Candaroğulları ve Osmanlı dönemlerinin bazen gözde bazen gözden uzak bir yerleşim yeri olan Daday, binlerce yıllık bir maziye sahiptir.Daday adının Türk- İslam çağından önce Dadybra olduğunu, M.S .6. yüzyılda yaşayan Harekles'in ( Synekdemos ) adlı eserinden öğreniyoruz. Dadybra kelimesinin orman yetişmesine elverişli toprak anlamına geldiği de söylenmektedir. Dadybra diye hangi tarihten beri söylendiği tam olarak tesbit edilebilmiş değildir.Daday'ın merkezi ve çevresindeki Sorkun, Küten, Honsalar, Siyahlar ve Çayırlı köyleri Roma ve Bizans çağından daha önceleri meskun yerlerdir.Arkeolog ve tarihçiler Daday'ın bir yerleşim yeri olarak seçilmesinin Kastamonu ile aynı anda birbirine çok yakın zamanlarda olduğu görüşündedirler. Verimli toprakları, işlenebilir kayalıkları, bol ormanları, gür su kaynakları ve çayları göz önünde bulundurulduğunda, bu görüşe hak vermemek ve başka türlü düşünebilmek de mümkün değildir.

TARİH ÖNCESİ ÇAĞLAR

Bu devire ait yazılı belgeler bulunamamıştır. 1948 yılında bir ilim heyeti tarafından Kastamonu ve çevresinde yapılan satıh araştırmalarında Germeç ve Gölköy'de ele geçen yontma taş devrine ait çakmaktaşı el baltaları Kastamonu ve çevresinin Tarih Öncesi devrini M.Ö 50.000 lere kadar gerilere götürmektedir.

GASGASLAR ( KAŞKA TÜRKLERİ ) DÖNEMİ: M.Ö 2000-1300
          Kastamonu ile birlikte Daday ve çevresini ilk defa yerleşim yeri olarak seçenlerin Gasgaslar diye yazılı belgelere geçen Kaşka Türkleri olduğunu görüyoruz.Kaşka Türkleri, Sümer'in son devirlerinde Mezepotomya'da oturmakta idiler. Çok iyi ata binen ve döğüşen Kaşka Türkleri, Etiler'in Anadolu'da hüküm sürdüğü devirlerde Kızılırmak'ın sol sahilinde, Daday'ı hemen hemen tam ortasına alan Ilgaz Dağı ile Karadeniz arasındaki sahayı işgal etmişlerdir.Savaşı çok seven Kaşka Türkleri zaman zaman Etilere saldırmış, onların ülkesini baştan aşağı istila ederek Nensa ( Niğde ) şehrine kadar dayanmışlardı. M.Ö. ( 1400-1390 ) Senelerindeki Etilerin vaziyetini gösteren vesikalardan anlaşılan bu duruma göre Kaşkarların galibiyeti kısa sürmüş, Eti hükümdarı Dubhalijas IV ölünce yerine geçen oğlu Subbiluliuma Kaşkalarla ciddi bir mücadeleye girmiş, sonunda onların mağlup etmeyi başarmıştır. Fakat yenilgiyi kolay kolay kabul etmeyen Kaşka Türkleri ile Etiler arasında daha sonraki yıllarda şu savaşlar olmuştur;

1- İshupitta harbi ( M.Ö.1349-1345 ),

2- Pala yolları harbi ( M.Ö.1345-1343 )

3- Timhuala ve Dağğasta Harbi ( M.Ö 1337-1335 )

4- Kalasma Harbi ( M.Ö 1334-1329 )

Bu harpler neticesinde Kaşka Türklerinin elindeki topraklar bir müddet için Eti hakimiyetine geçmiştir.

DADAY'DA ETİLER DÖNEMİ ( M.Ö 1330-1200 )

Kaşka Türklerini yenen Mursil M.Ö 1330 yılında öldü. Yerine, önce oğullarından Muvattala ve sonra Hattusil III. geçti. Muvattalanın hükümdarlığı sırasında bölge göç dalgalarına maruz kaldı. M.Ö 1200 tarihlerinde bu göçler karşısında eriyen Etiler, Kastamonu ve çevresini ( Bu Arada Daday'ı ) Paflagonyalılara terk etmek zorunda kaldılar.

PAFLAGONYALILAR DÖNEMİ ( M.Ö 1200-700 )

Bölgeye Trakya'dan göç eden bu kavim hakkında kesin bilgiler yoktur. Yunan şairi Homer, ünlü eseri İlliada'da, M.Ö 1180 yılında olan turuva savaşında Paflagonya'lıların Turuvalılara yardım ettiğini yazmaktadır. En kuvvetli ihtimal ise Paflagonyalıların Trak kavmine mensup bir Türk kabilesidir.

KİMMER'LER DÖNEMİ

Ortalama 500 yıl kadar Önasya'dan gelen ve Etiler'in himayesi altında Küçük Asya'nın muhtelif yerlerine yayılmış Türk kabilelerinden Trak kavmine mensup Paflagonya'lılar M.Ö.VII.yy. başlarında Kimmer'lerin hakimiyeti altına girdiler.

LİDYA İSTİLASI

Lidya hükümdarı Giges, Lidya'yı zamanın en önemli ticaret merkezlerinden biri haline getirmiştir. Karadeniz'e açılmak için Sinop'u sınırları arasına almak istiyor, bu amacını gerçekleştirmek için de Kastamonu ve çevresini ve tabii bu arada Daday'ı istila etmek istiyor.Kimmer'ler ve Traklar Paflagonya'yı merkez edindikten sonra çevrelerindekilerle savaşa devam ettiler. M.Ö. 660 yılında Kimmer'ler Lidya hükümdarı Giges'e yenildiler.

İRAN HAKİMİYETİ

Lidyalıların egemenliği altındaki Paflagonya İran ile sınır haline gelmişti. Krezüs idaresindeki Lidyalılar huzur ve refah içerisinde yaşarlarken, birden M.Ö. 547 yılında İran'lıların ( Perslerin ) saldırısına uğradılar ve yenildiler.

OSMANLI İDARESİ

Fatih Sultan Mehmet 1460 yılında Candaroğulları Beyliğine son vererek Kastamonu ve çevresini Osmanlı Devletine bağlı bir sancak haline getirmiştir.Daday, Osmanlı Döneminde Candaroğulları çağındaki önemini bir hayli yitirmiştir. Daday, 1284 Hicri yılına kadar Kastamonu'ya bağlı bir kadılık halinde idare edilmiş, bu tarihten sonra ilçe olmuştur. Bir ara Sorkun ve Azdavay kadılıklarına'da ayrılan Daday'a bir ara Eflani'nın de kadılık olarak bağlı olduğuna bazı kayıtlarda rastlanmaktadır.

COĞRAFİ YAPISI

Daday Batı Karadeniz Bölgesinde yer alıp Doğusunda Kastamonu, Kuzey Doğusunda Küre, Batısında Zonguldak, Eflani İlçesi, Kuzeyinde Azdavay, Güneyinde Araç İlçesi ile çevrilidir. İlçenin yüz ölçümü 973 km2 dir. İlçe merkezinin bulunduğu zemin tek tük taş parçaları ile karışık killi topraktan oluşmuştur. Kuzeybatı kesimindeki Ballıdağ' da mermerleşmiş kalkerler ( paleozik, birinci zaman ) doğu kısmında, Kastamonu yolu civarında tebeşirli yumuşak kalker ve greler ( üçüncü zaman ) görülür. Neojen serisinin alt tabakaları greli-tüflü ve marınlıdır. Bunların üzerinde killi ve kumlu üst seviyeler vardır.

İLÇEMİZİN YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ

İlçe, Karadeniz boyunca uzanan İsfendiyar Dağları ile Ilgaz Dağı arasında kalan , bunlardan alçakta bir bölgedir. Dağlık bir araziye sahip olan Daday ilçe merkezi olarak çukurda kalmaktadır. Kuzeyinde Ballıdağ, Güneyinde Sarıçam Dağları ile kuşatılmış olan ilçe aynı zamanda ormanlık alanları ile dikkati çeker.

AKARSULARI

Devrekani Çayı Daday' ın Cürümören Köyü sınırları içine girdikten sonra Azdavay 'a geçer.Gökçebel Dağında çıkan su çoğalarak Akpınar'dan geçtikten sonra Koldan Deresi ile birleşerek ilçe merkezine, doğudan il hududuna geçer. Bu çaya Daday Çayı denir.

İKLİMİ

Daday'da Kuzey Anadolu iklimi hakimdir. İsfendiyar Dağları Karadeniz ile irtibatını kestiğinden Daday deniz iklimi tesiri altında değildir. Ilgaz dağı da İç Anadolu ile ilçe arasında bir engel oluşturduğundan tam anlamıyla bir kara iklimi de hakim sayılmaz. İki iklim arası gidip gelmeler bazı yıllar istikrarsız mevsimler yaşanmasına sebep olur. Fakat kar genellikle çok yağar, kış uzun sürer.

BİTKİ ÖRTÜSÜ

İlçemiz bitki örtüsü bakımından çok zengindir. Batı, Kuzey ve Güney kesimlerinde ormanlık alanlar ve yükseklerde yaylalar vardır. Ormanlık sahaların etek kısımlarında yapraklı ve maki türleri, yükseklere doğru yapraklı ve ibreli türler, en yükseklerde ise ibreli ağaçlar hakimdir. Köknar, Meşe, Kayın, Çam, ekseriyeti teşkil eder. Söğüt , Kavak, Ceviz gibi sanayide kullanılan ağaçların yanısıra Elma, Armut, Ahlat, Erik, Ayva, Fındık ve diğer türler de çoktur.Orman olarak 9630 hektar baltalık, 4781 hektar korulu baltalık, 3 hektar bozuk koru baltalık, 14.844 hektar bozuk orman, 8122 hektar açık saha vardır. Açık saha ile birlikte toplam orman sahası 210.770 hektardır.1.4 1982 Tarihinde kurulan Ağaçlandırma Bölge Şefliği ve Fidanlık Bölge Şefliği Fidan üretimi yapmakta ve açık sahaları ağaçlandırma çalışmalarına süratle devam etmektedir. Tarıma elverişlidir. En yüksek tepeleri, Ballıdağ, Bakır Tepe, Sarıçam, Keklik Tepesi ile çevrili coğrafi yapısı son derece dağınık bir yapıya sahiptir.

NÜFUS VE YERLEŞİM

Daday ilçe merkezi Daday Çayının geçtiği alimüvyal topraklar üzerinde kurulmuştur. Merkez nüfusu 5214, Köyler nüfusu 6588 olmak üzere toplam nüfusu 11.802’dir. Köylerimiz Karadeniz Bölgesinin tipik özelliklerini taşır ve dağınık yerleşim hakimdir.

 

Daday İlçesi yeniliği tabii güzelliği barajları, dağları ve tarihi yerleri ile tarih kokan şirin bir ilçemizdir. ilçemizde Yumurtacı göleti (barajı), Taşçılar barajı, Bezirgan barajı vardır. İlçemizde Tarihi Türbelerden, Hasanşeyh Türbesi, Kıyık Türbesi, Ballıdağ Türbesi ile Tarihi Kaya Mezarları; Tümülüsler, Aslan Heykelleri, Tonoz Tepe Mezar Odası, Meyre Mabedi ve Kaleler ile yine ilçemizde Özel Ballıdağ Göğüs Hastalıkları Hastanesi vardır. Hastanemiz 250 yataklı olup yurdumuzun her yerinden tedavi için hastanemize gelmektedirler. Hastanemiz havası ve durumu itibariyla yurdumuzun ikinci sırasında yer almaktadır.

ATLI TURİZM

İlçenin 9 km. batısında Çömlekçiler köyünde atlı turizm merkezi bulunmaktadır. Atla yayla turu yapmak isteyen yabancı ve yerli turistler özellikle hafta sonlarında bu yöreye akın ederler. 40 kişilik grubu ağırlayabilecek kapasitededir.

AV TURİZMİ

Kış mevsiminde av turizminde bir canlılık olur. Domuz avı merakı olanlar ilçemize gelerek dağlık ve ormanlık sahalarda av yaparlar. Özellikle Alman avcılar 20'şer kişilik gruplar halinde gelir, Dadaylı avcıların rehberliğinde domuz avlarlar.

DADAY SELALMAZ EL DOKUMASI

Yöreye ait bu dokumalar, ağaç tezgahlarda, ilk gün ki doğal ortamlarında, tamamen elde dokunmaktadır.İpliklerin, el çıkrıklarında sarılmakta, ağaç kelebe, çağ ve dolap üzerinde sarılıp hazırlanmaktadır. Kaybolmaya yüz tutmuş bu el sanatı, Daday Halk Eğitim Merkezi atölyelerinde kurulan 9 tezgahta yaşatılmaya çalışılmaktadır. Özgün motif işlemeleri, kalite artırma, pazarlama ortamı oluşturma, kalifiye eleman yetiştirme gibi eğitim çalışmaları devam etmektedir.Mersin, Denizli ve Şile bezi dokumalarından daha ince, daha hoş duran bu dokumaların Kastamonu dokumaları içerisinde ayrı bir yeri ve özelliği vardır.20/1 Numaralı sarı kıvrak pamuk iplikleri, dirençlerinin artırılması ve dokuma esnasında kırılmamaları için çirişleme yönteminden geçirilmektedir.Motifleri, yöreye özgü, dokuyan kişinin içinden gelen şekli ile dokumalara yansıtılmaktadır. Dokuma esnasında, dokuma ile beraber elde işlenmektedir.Yıkandığında iplik özelliği ve dokuma tekniğine göre, bazı iplerin çekilmesi bazılarının çekilmemesi ile kıvrım kıvrım, yumuşak, otantık bir görünüm sağlanır. Renkleri beyaz ve naturaldır. İçerisindeki motifler isteye bağlı olarak renkli olabilir.Bu dokumalar, Masa, Sehba Örtüsü, Elbiselik, Cibinlik, Perdelik, Çarşaflık, Peştemal, Peçete ve Ev dekorasyonunda kullanılmaktadır. El dokumaları olduğundan kıymetleri fazladır.Sahte Bizans Filiminin Banyo sahnesinde, Demet Şener'in Cem Davran'a attığı peştamal ve filmin diğer sahnelerinde kullanılan dokumalar

MAHALLİ YEMEKLERİ

Daday'ın yemekleri hamur işi ağırlıklıdır. Bunları kısaca anlatacak olursak;

Etli Ekmek

Çekilmiş et içersine soğan ve çeşitli baharatlar katılır. Bunlar bir miktar su ile iyice karıştırıldıktan sonra oklava ile açılmış hamurun arasına serilir. Hamur ikiye katlanarak etler kapatılır. Yarım ay çeklini alan etli ekmek fırında veya saçta pişirilir. Sonra üzeri yağlanır, servis yapılır. Etli ekmek, mantar ekmeği, çökelek ve yoğurt ekmekleri de yapılır.

Gözleme Ekmeği

Hamur mayalanmaya bırakılır. Normal süresi gelince iki milim kalınlığında ( yaslağaç ) denilen tahta üzerine açılır. Saç üzerinde her iki yanı pişirilirken yağlanır, kızarıncaya kadar pişirilir.

Çizleme Ekmeği

Hamur peltemsi bir şekilde su ile sıvılaştırılır. Kepçe ile kızgın saçın üzerine dökülür. Kendiliğinden dağılan hamurun kenarları dantel gibi süslü bir şekil alır. Pişmek üzere iken iki tarafı yağlanır.

Gatmer Ekmeği

Hamur yaslağaçta açılır. Şipi ile yağlanır. Yuvarlak olan yufka göz kararı ile dört tarafından katlanır ve tekrar yuvarlanır, yağlanır. Kare şekli verilen ekmek oklağaç denilen sopa ile saça bırakılır. Pişmek üzere iken her iki tarafı da bir defa da saçta yağlanır. Bişleğeç denilen ince ve düzgün bir tahta ile tepsiye alınır, servis yapılır

 

 

DADAY' DA Kİ TARİHİ YERLER

Çok eski bir yerleşim yeri olan Daday, Roma ve Bizans devirlerinin önemli merkezlerindendi. Kapsamlı bir arkeolojik çalışma yapılmadığı için bu dönemlere ait eserler tamamiyle ortaya çıkarılabilmiş değildir.

DADAY HÜKÜMET KONAĞI

4 Ağustos 1891 yılında Daday'a gelen Kastamonu Valisi Abdurrahman Paşa tarafından temeli atılmış olup 3 ay 20 gün gibi kısa bir sürede yapımı tamamlanmıştır. Kaymakam Şair Eşref tarafından 1893 yılında makamın duvarları ve tavanı süsletilmiştir.30 Ağustos 1925'de Mustafa Kemal Atatürk , 25 Mayıs 1994 tarihinde de KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından ziyaret edilmiştir.

DADAY KÖPEKÇİOĞLU KONAĞI

Konak 3 Nisan 1330 tarihinde yapılmıştır.İki kat bodrum ve çatı katından ibaret olup , her kat dört odalıdır.Moloz ve kesme taşlarla temeli ve direkleri örülmüş , ahşap ve çıtalar üzerine duvarlarına sıva yapılmıştır.Orta Asya’daki çadır sanatının yerleşik mimaride uyguladıkları halı-saçak motiflerinin bu konakta da dış cephe ve dam alınlıklarındaki ahşap işleme sanatına yansıdığı görülmektedir.Mustafa Kemal Atatürk 30 Ağustos 1925’de ilçeyi ziyaretlerinde Köpekçioğlu Konağını ziyaret etmiştir.

KAYA MEZARLARI

Daday'ın doğusundaki İnciğez köyünde halkın (Gavur evleri) dediği kaya mezarları vardır. Müstakil bir kayaya oyulan Bizans çağına ait bu mezarlar dışardan bakılınca 3 kat olarak görünmektedir. Üç oda alt katta, üç oda orta katta ve üç oda da üst katta bulunmaktadır. Hepsi de gayri müntazam olarak yapılmışlardır. Her katta ki odalardan birbirine ve diğer kattaki odalara geçilebilmektedir.

TÜMÜLÜSLER

Eski mezar odalarını saklayan yığma tepeler (Tümülüs) Daday ve çevresinde pek çoktur.

Bugüne kadar tespit edilebilmiş olanlar şunlardır:

1- Akpınar köyünde Kadir onbaşı tepesi

2- Sipahiler köyündeki Kasap tepesi

3- Honsalar köyünde Tonoz tepesi

4- Sorkun köyünün Demirci mahallesindeki Horoz tepesi

5- Kahyar köyü ile Küten arasındaki Küten tepesi

6- Çayırlı köyünde Mustafa oğlu Hüseyin tarlasındaki tepe

7- Honsalar köyündeki Honsalar tepesi

8- Bolatlar köyünün Dereköy, Tabaklar ve Tekke mahalleleri arasındaki Maşatlar tepesi.

9- Hasanşeyh'e girerken yolun iki tarafındaki tepeler.

Ayrıca, Bezirkan muhtarlığına bağlı Maden köyü civarında, halkın (Gavur evleri) dediği çamlıklar arasındaki bir mahalde çok sayıda mezarlar toprak altındadır. Bunlardan bazıları defineciler tarafından gizlice kazılmışlardır.

TONOZ TEPE MEZAR ODASI

Daday'ın kuzeyindeki Honsalar köyündedir. Üzerinde köylülerin tarlaları vardır. Bu tarlalar sürüldükçe üzerindeki toprak kaymış, 1938 yılında mezar odası kendiliğinden meydana çıkmıştır.
Doğu tarafında olan kapısının eni 0.57 cm. olarak tespit edilmiştir. Mezar odasının boyu 2.35, eni 1.80, yüksekliği 2.30 cm. dir. Duvarları ikişer düz, ikişer de yuvarlak silmeli büyük kesme taşlarla yapılmıştır. Tavanı düzdür. İçinde, göbeğinde yüzük olan bir iskelet bulunduğu ve bu yüzüğün o zaman Daday'a gelen Cumhurbaşkanı İnönü'ye gösterildiği, ondan sonra da hükümete verildiği söylenmektedir.

MEYRE MABEDİ

Daday'ın batısındaki Tekke köyünün Meyre mahallesindedir. Bu mahalle adını bu mabedden almıştır. Meyre kelimesi Meyrem'den bozulmadır. Meryem olduğunu kabul etmemiz halinde buranın mabed değil kilise olması icabeder ki, kilise değil, mabettir.
Bugün bina enkaz yığını halinde yerde yatmaktadır. Burada kullanılan kesme taşların ekseriyetle boyları 2, kalınlık ve enleri 0.70 metredir. Planını tesbit etmek mümkün değildir. Bugünkü artıklardan anlaşıldığına göre esas mabedin her tarafı 60 metre olan bir duvarla çevrili olduğu anlaşılmaktadır.

KALELER

İlçemizde iki kale vardır. Bunlar Kastamonu'daki kale gibi içerisinde pek çok kişinin barınabileceği büyüklükte kaleler değil, ancak gözetleme yapmak için birkaç kişinin yaşayabileceği kalelerdir. Amaçlarına uygun olarak ya çok yüksek tepelere yapılmışlardır, yada dağ doruklarındaki büyük kaya parçaları üzerine oturtulmuşlardır. Bunlardan bir tanesi Bezirkan muhtarlığı sınırları içerisindeki Sarel kalesi, diğeride Kızsini mıntıkasında, üzeri ormanlarla kaplı olan kaledir.

ATATÜRK ' ÜN DADAY 'I ZİYARETİ

İlçemiz Daday' ı Ulu Önder Atatürk 30 Ağustos 1925 'te ziyaret etmişlerdir. Ziyaretleri esnasında Seyyidi Beyoğlu Konağında kalmıştır. Bu tarihi 40 odalı konak devlet kültür vakfınca restore edilmektedir. Ulu Önder Atatürk'ün ilçemizi ziyaretleri anısına ilçemizde 1986 yılından bu tarafa 30 Ağustos Zafer Bayramında at yarışları , sportif faaliyetler ve konserler düzenlenmekte yurdun her köşesinden ilçemize ziyaretçiler ve yarışmacılar gelmektedir.

GAZİ PAŞA'NIN DADAY KONUŞMASI

" Daday'a geldiğimden dolayı çok memnunum, doğrusunu itiraf etmek lazım gelirse, arzedeyim ki, bu memnunluğun başlıca sebebi, Dadaylıları bana ve benim gibi buraları görmemiş olanlara tanıttıranların ne kadar yanlış tanıttırdıklarını anlamış olmaklığımdır. Sizi bize başka türlü anlattılar; "Buraları, Cehl ve Taassup içindedir" dediler. Şimdi görüyor ve parlak yüzlerinizden anlıyorum ki bunlar çok şuursuz ve yalancı simalarmış; Ben sizden aldığım ilhamla, bugün onlardan nefret ediyorum. Benim bütün Kastamonu vilayetinde olduğu gibi, burada da gördüğüm hakikat budur; Zihniyetiniz yüksek, dimağlarınız nurla doludur. Böyle olmasa, bugün gördüğüm şeklin bir günde meydana gelmesine imkan olur muydu?..
Arkadaşlar! Sizi bize böyle tanıtan, sizi temsil edenlerden bazılarıdır. Demek ki, onlar, sizin hakiki hayatınıza biganedirler. Burada gördüklerimi Ankara'daki arkadaşlarıma anlayacağım ve aleyhinizde söylenecek sözlere karşı, sizi ve haklarınızı bizzat ben müdafaa edeceğim.
Arkadaşlar! Memleket sizin ve ordunuzun kahramanlığı ile kurtarılmış, refah ve saadet yoluna girmiştir. Bu yol üzerinde büyük bir emniyetle yürümek, hakikatleri tesbit etmek için bundan sonra da çalışmak lazımdır. Gece- Gündüz zaten çalışıyorsunuz çalışınız!.. Hakiki çehrenizi cihana tanıtalım...
Arkadaşlar! Sizden ayrılırken büyük bir vicdani haz içindeyim, bundan dolayı, size çok teşekkür ederim."

M. KEMAL ATATÜRK

 

 

SSK Ballıdağ Gögüs Hastalıkları Hastanesi

Daday ilçemizin en güzel ormanlık alanına sahip Ballıdağ’ında ilçenin kuzeyinde çam ormanlığı olan  bir bölgede adeta turistik bir oteli andıran güzel bir yapı vardır. Burası Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığına ait Ballıdağ Göğüs Hastalıkları hastanesidir. İlçeye 6,5 km uzaklıktadır.

Hastane yeri 1947 yılında Anadolu’da sanatoryumlar kurmak üzere Sağlık Bakanlığınca görevlendirilen Prof. Dr. Tevfik İsmail GÖKÇE tarafından seçilmiş ve İsviçre’de ki bir Kontrolörlükten örnek alınarak projelendirilmiş, 1953 yılında yapımına başlanmış Ekim 1965 yılında 350 yatak ruhsatlı olarak faaliyete geçmiştir.

Hastanemizin arazisi 9500 metrekare yerleşimi 13200 metrekarelik alanı ile Orman Bakanlığından kiralık olup, binası SSK Başkanlığının malıdır. 13 hizmet lojmanı, 1 misafirhane hizmettedir.

Hastanenin ilk Başhekimi Dr. Sami ALGAN’dır hastane  açık ve kapalı Akciğer tüberkülozu ile torask vakaları adenit tüberkülozu, plörezi vakalarını kabul ve tedavi etmek amacıyla kurulmuştur. Ancak Eylül 1995 yılında Uzman Tabip Sefa Levent ÖZŞAHİN’in gayretiyle Göğüs Hastalıkları Hastanesine dönüştürülerek daha geniş bir hastalık grubuna hizmet etme imkanı yakalamış ve giderek hizmet kalitesi binanın günün şartlarına hizmet edebilecek iç yapısal iyileştirmeler 1995 yılında başlamış, 5 adet banyolu, uydu antenli, buzdolaplı özel odasının bulunduğu, dijital santral, otomasyon bilgisayar sistemi, 2 ambulans, 1 servis otobüsü, 1 pikap, 1 minibüs, güçlü jeneratör, kendine ait kaynak suyundan temin edilen 580 m3 su deposu, merkezi oksijen sistemi, modern mutfağı, acil müşahede, yoğun bakım ünitesi, modern asansörü, çamaşırhane, atölyeler, marangozhanesi gibi alt yapısı bulunan tıbbi laboratuar, gezici ve sabit röntgen ve eczanesiyle halen hizmet vermektedir.

Hastane yıllardır atıl çalışma kapasitesi ile kapatılma aşamasına gelmiş ise de İlçe halkının  ve hastane personelinin gayretleriyle bugünkü beğenilir durumuna gelmiştir. Hastane 506 sayılı kanuna tabi sigortalı ve emekli sigortalıları ve bunların bakmakla yükümlü oldukları aile bireyleri, dul-yetimleri ile diğer sosyal güvenlik kurumları mensuplarının Bağ-kur sigortalıları ile emekli sandığı mensupları ve  bunların bakmakla yükümlü  oldukları aile bireyleri ile yeşil kartlıların ve 657 sayılı Kanuna tabi Devlet Memurlarının sevkleri yapıldığı takdirde, tedavilerini üstlenmiştir.

Halen bu hasta gruplarının yoğun talep ve beğenisini kazanmaktadır. Kurum İstanbul Süreyya Paşa Göğüs Kalp ve Damar Cerrahi Merkezinden sonra Türkiye’nin ikinci büyük Göğüs Hastalıkları Hastanesidir. Yıllık 5300 poliklinik ve 1500 hastaya yatak hizmeti verilmektedir.

Hastanede 119 personel mevcuttur. Hastaneye  Türkiye’nin her bölgesinden hasta sevk edilebilmekte, uzun süre yatarak tedavileri yapılabilmektedir.

« Önceki :: Sonraki »