AZDAVAY ZÜMRÜT KÖYÜ / CUMHURİYET'TEN (05.05.2006)
5/5/2006 · Kategori: Azdavay
AlsahBlog / Kastamonu Net

AZDAVAY İLÇEMİZDEN GENEL GÖRÜNÜM VE AŞIKLAR KÖPRÜSÜ

İlçe merkezinde ilk yerleşmenin ne zaman olduğuna ait bir bilgi yoktur. Ancak çeşitli köylerden çıkan tarihsel eserlerden anlaşıldığına göre Paflogonyalılar, Romalılar Ve Bizanslılar zamanında bölgede insan yaşadığını görüyoruz.
Candaroğulları zamanında bir kadılık olan Azdavay 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Kastamonu’yla birlikte Osmanlı Devletine katılmıştır.
Osmanlılardan günümüze ulaşan bir tarihi eser yoktur.1868 yılında Daday Kastamonu’ya bağlı bir ilçe durumuna getirildiğinde 20 evde 233 kişinin yaşadığı Azdavay’ında Daday’a bağlı bir bucak olduğunu görüyoruz. Aynı yönetim Cumhuriyetin kuruluşundan sonrada yürütülmüştür. 4869 sayılı yasa ile 01.14.1946 tarihinde ilçe olmuştur.Daha sonra Azdavay’a bağlı 26 köy bir kanunla Azdavay’dan ayrılmış ve 1988 yılında Pınarbaşı ilçe durumuna getirilmiştir. Böylelikle o zaman 54 köyü olan Azdavay’ın köy ve nüfus sayısı azalmıştır. Doğu komşumuz olan Ağlı’ nın da ilçe yapılmasıyla Azdavay’ın köy sayısı 48’e kadar düşmüştür.Hızlı bir göçün olduğu ilçemizde nüfusun daha da azalacağı görülmektedir.Azdavay adının nereden geldiğine dair bir somut bilgi yoktur.
Azdavay ilçesi kuzeyde dağlarla çevrili olduğundan tam bir Karadeniz ikliminin etkisi altında değildir. Coğrafya yapısı kimi yerlerde çok düşük, kimi yerlerde yüksek olmasının sonucu değişik ve yerel iklim tipleri oluşturur.
Kışları oldukça sert soğuklar, yazları ise sıcaklar kendini gösterir. Yağışlar ilkbahar ve sonbahar aylarında görülür. Genellikle kar yağışları Kasım ayının ilk günlerinde başlar. İki metreye kadar kar yağışları yükselir. Nisan ayında bile yüksek yerlerde kar görüldüğü olur. İlkbahar aylarında dondurucu soğuklar ve donma olayları görülmektedir. İlkbahar ve sonbahar aylarında vadilerde sis olmaktadır.
Hava sıcaklıkları kış gecelerinde –35 dereceye kadar azda olsa düşmektedir. Gece ve gündüz ısı farkı çoktur. Yazları +35’le +40 dereceye çıktığı görülmektedir. Bu da meyve ve sebze yetiştiriciliğini olumsuz yönde etkilemektedir.


İlçe’nin toprakları mera ve ekili alanlardır. Ormanlık alanların alçak bölümleri yapraklı bitki örtüsü bakımından zengindir. Ormanlık alanlar çoğunluktadır. % 64’ü ormanlık olan ağaçlar ve maki (ağaçcık) türleri ile , yüksek bölümleri ise iğne yapraklı ağaçlarla kaplıdır. Buralarda görülen kaya fındığına başka yerlerde rastlanmaz. Bu fındık meyvesinin kabuğu çok kalın olup, içi ise çok lezzetli ve besin değeri bakımından oldukça iyidir. Kerestesi mobilyacılıkta kullanılır.
İlçede ; köknar, çam, ardıç, kayın, meşe, karaağaç, kavak, ıhlamur, gürgen, dişbudak, fındık, çınar, kızılağaç, söğüt gibi ağaçlarla şimşir, yaban kirazı, orman gülü ( avu ) , kurtbağrı, ılgın, böğürtlen, kızılcık ( kiren ) eğrelti ve ayı üzümü gibi ağaçcıklar bulunmaktadır.
İlçenin toplam alanı 748 km2 dir.İlçe merkezi denizden 850 m yüksekliktedir. En yüksek yerleri 1300 metredir. İlçenin Hemen üstündeki Kurbantepe 1100 metredir. İlçenin en alçak yerleri Sıra Köyü ve çevresinde bulunmaktadır.
İlçe Kastamonu’ya Daday üzerinden 74 km uzaklıktadır. Bu yolun Daday-Azdavay arası bozuktur. Genellikle ulaşımın sağlandığı Azdavay-Ağlı-Seydiler-Kastamonu yolu asfalt olup, 76 km dir.İstanbul arasında sürekli bir ulaşım olmaktadır. Pınarbaşı-Eflani-Karabük hattı üzerinden sağlanan bu ulaşım yolu da asfalttır. Azdavay-Pınarbaşı arası asfalt olup 22 km dir.İlçe ile Şenpazar arasıda asfalttır. İlçemizle Cide arasındaki yol ise artık çok az kullanılmaktadır.Köyler ise ilçeye stablize ( kumlu ) ve toprak yollarla bağlıdır. Yağışlı havalarda ulaşım zorlaşmakta, kışın ise yollar ulaşıma kapanmakta, köylüler köylerde her yönden mahsur kalmaktadır.
İlçeden her gün Kastamonu’ya Azdavay Birlik tarafından küçük otobüslerle seferler yapılmaktadır. İstanbul’a da belirli gün ve saatlerde otobüs gitmektedir.İlçeden köylere ulaşım köy minibüsleri ve traktörlerle sağlanmaktadır. Çarşamba günü ilçede Pazar kurulması nedeniyle köylerle ulaşım bugün daha kolaydır. Kasaba içi ve yakın köyler arası belediye otobüsleri yolcu taşımacılığı yapılmaktadır.
TURİZM
İlçe doğal güzelliği bakımından göz alıcıdır. Her gelen yabancının dikkatini çekmektedir.Konaklama tesislerinin yapılması durumunda dağ-yayla, mağara ve kış turizmi açısından çok uygundur.
Devrekani Çayı’nın Karakuşlu ve Kayabaşı köyleri arasından geçtiği bölümündeki kanyon oldukça görkemlidir. Çok sarp kayalıklarla kaplıdır. Akarsunun geçtiği bazı yerlerde girdaplı derin göller oluşmuştur. İyi eğitilmemiş kişilerin buradan geçebilmeleri olanaksızdır. 4 km uzunluğundaki bu kanyon 6-7 saatte geçilebilmektedir. Karakuşlu köyündeki Medil Mağarası da görülmesi gereken güzellikte yerlerdir. İlçemizde Roma ve Bizanslılardan kalma bazı eski eser ve yapı kalıntılarına rastlanmaktadır. Aslan heykelleri ve kabartma resimler bulunmuştur. Hükümet binası önündeki aslan ve Belediye’nin önündeki resim buna örnektir.Sula Yaylası ve Akçasu güzel mesire yerleridir.Komşu ilçemiz Pınarbaşı, mağara, kanyon, tarihi eserler açısından çok zengindir. Ilgarini Mağarası dünyanın dördüncü büyük mağarası olup tarihi uygarlık kalıntılarına rastlanılmaktadır.
YÖRESEL YEMEKLERİMİZ
Yörede ekmek olarak sac üzerinde günlük olarak serme adı verilen ekmek çeşidi yapılır. Sac üzerinde yapılan ekmeğin tek tek olarak pişirilenine bişi denilir.Bişi olarak yapılan ekmekten börek çeşitleri yapılmaktadır. Aynı ekmekten deli oğlan sarığı denilen baklava çeşidi yapılır. Bu ekmekten yapılan ıslama denilen yemek çeşidinde yufkaların arasına tavuk eti, mantar, ceviz içi de katılır.Özellikle mısır unundan su ile pişirilerek hazırlanan hamurdan kaşıkla yuvarlak şekiller verilerek yapılan üzerine ayran, pekmez veya bal şurubu dökülerek hazırlanan Malak diğer adıyla köle hamuru da yöreye özgü yemek çeşididir.Ormandan toplanan kabalak otu, kabak çiçeği ve pırasan sarılarak yapılan dolmalarda yöreye özgüdür.Kır bitkileri olan kızılcık, kızamık ve kuşburnundan çeşitli marmelat ve ekşi yapılmaktadır. Kuşburnu yoğurdu vitamin açısından çok zengindir.Yine ormanlardan toplanan ıspıt otundan yapılan yumurtalı kavurma çok lezzetlidir.
GİYİM
Yöremizde erkek giyiminde yöreye özgünlük yoktur. Kadın giyiminde ise yöresel özgünlük vardır. Kızların ve kadınların giydikleri takke farklı şekilde süslenir. Takke boncuklu imik bağı ile çeneye tutturulmuştur. Beyaz renkte boncuk oyalı tülbent başa sarılır. Delme adı verilen işlemeli kısa yelek giyilir. Bele yörede dokunan kuşak sarılır. Öne de yine yörede dokunan önlük takılır. Etekleri fırfırlı, önü değişik süslerle süslenmiş elbise giyilir.
GELENEK ve GÖRENEKLERİMİZ
Azdavay’da yaşanan göç ve son yüzyılın getirdiği teknolojik ve kültürel gelişmelerin sonucu olarak gelenek ve göreneklerimizden bazıları unutulmuştur. Günümüzde yapılanlar şunlardır.:
-Köylerimizde Hıdrellez günü tarlada öküz koşulmaz.
-Tarlada tırmık çekme, harmanda buğday kalburlama, bahçede çapa yapma , ekmek pişirme, inek sağma, tarlada tezek kırma, buğday yıkama,çamaşır yıkama, çocuğa bakma işleri kadın işleri sayılır. Bu işleri yapan erkeklerle alay edilir.
-Dinsel bayramlarda namazdan sonra halkın uzun kuyruklar oluşturup birbirleriyle bayramlaşması güzel geleneğimizdir.
-Nişan töreninde şerbet sunulur.
-Köy düğünleri üç gündür. Birinci gün kız tarafı erkekleri damat tarafına konuk olur. Kuzular kesilir, içkiler içilir. Bu törene sandak düğünü denilir. İkinci gün erkek tarafı kız tarafına giderler. Bu günde yemekler yenilir. Eğlence yapılır. Akşam üzeri gelin alınarak erkek evine gelinir. Buna hak düğünü denir. Üçüncü gün kız tarafının kadınları damat evine giderler. Burada da verilir, eğlenceler yapılır. Bu törene semet yada duvak denilir. Düğünden üç gün sonra gelin ile damat kız evini ziyaret ederek büyüklerin elini öperler
Bu ziyarete de üç günlük adı verilir.
HALK OYUNLARI
Düğünlerde Kastamonu yöresi oyunları oynanmakla birlikte kız gelin çıkarma sırasında oynanan Azdavay Çiftetellisi erkeklerin oynadığı, düğünün üçüncü günü kadınların oynadığı Semet Karşılaması oyunları yöreye özgüdür.
ABANA’DA ÇIKAN GAZETELER
26 Ağustos 1950’de Mustafa Tuncer’in (1898) haftalık olarak Güzel Abana adıyla çıkarmaya başladığı gazete Abana’nın ilk gazetesidir.
60 sayı kadar çıkan gazete, 1952’de kapandı (Mustafa Tuncer o yıl öldü).
Güzel Abana, ilk 52 sayıyı 13 ayda tamamladı. Bundan, gazetenin kimi haftalarda çıkmadığı anlaşılıyor.
9 Ekim 1951 tarihli 52. sayıda şunlar yazılı:
“Geçen yılın 26 Ağustos’unda ilk sayısıyla neşir hayatına atılan gazetemiz, bu sayısıyla birinci yılını bitirmiş ve ikinci yılını idrak etmiştir. İlk yılın birinci sayısından son sayısına kadar, önsözümüzde belirttiğimiz programımıza sadık kalmış ve münhasıran muhit ve memleketimizin ana davaları ve ihtiyaçlarıyla meşgul olmuş, gittikçe artan bir enerji ile kutsal vazifemizi başarmaya hasrı gayret ve mesai sarfına çalışmışızdır. Mütevazi sütunlarımızda polemik ve şahısları ilgilendirici münakaşalara yer verilmemiş, istisnasız olarak fikir ve kanaatlar daima hürmetle karşılanmış, her şeyde iyi niyetin hâkim olduğu kanaatı yolumuzu aydınlatıcı bir nur halesi olmuştur” (Aziz Demircioğlu, 100 Yıllık Kastamonu Basını, 1972, sayfa 122).
“Pazaryeri’nin Sesi” Gazetesi’ni Salih Hilmi Özalp (1905), Haziran 1951’de çıkarmaya başladı:
“Pazaryeri’nin Sesi, demokrat memleket gazetesi olup, memleket ihtiyaçlarını, vatandaş istek ve arzularını, iktisadi ve içtimai her türlü alanda fikir mütalaalarını havi, feragatla vatan ve memleketin ihtiyaçlarına eleman olmak ve ezcümle vatandaşın hürriyet ve haklarını koruma ve haksız muameleleri, şahsi menfaat ve ihtiras ve yolsuzlukları iyi niyetle tenkit ödevini bihakkın ifa etmeye ve demokrasi geleneklerine telkinat ve irşat ve memleket hayrına yararlı konulara itina ve ehemmiyetle ve açık üslupla (yer vermek) yegane gayemizdir.”
6 Kasım 1951’de çıkan 6. sayıdan sonra yayınına ara veren gazete, 7 Haziran 1952’de, “teksir makinesi” ile basılarak yayınını 1953’e dek sürdürdü.
Salih Hilmi Özalp’ın (1905) Pazaryeri’nin Sesi gazetesi, 1953 Mart’ından başlayarak “Köylünün Sesi” adıyla yine “teksir”le basılarak sürdürüldü. Gazetenin adının değiştirilmesi şöyle açıklandı:
“Muhite daha şümullü ve faydalı olabilmek için gazetenin adı olan Pazaryeri’nin Sesi adının, ilçe (Abana) halkınca Pazaryeri’nin gazetesi diyerek, yersiz telakkilere hedef olmaklığımız, gazetenin idamesi ve memleketimizde ve ilçemizde himayeden daima mahrum bulunduğu gözönünde tutularak, gazetenin adının Köylünün Sesi olarak değiştirmekliğime mecburiyet hasıl oldu.”
Gazetenin kaç sayı çıktığı bilinmiyor. Salih Hilmi Özalp (1905), Bozkurt Kaymakamlığı’na verdiği 20 Haziran 1956 tarihli dilekçede, gazetesini “bugünden itibaren tatil” ettiğini bildirmiştir (Aziz Demircioğlu, 100 Yıllık Kastamonu Basını, 1972, sayfa 129).
Turistik Abana, Abana Turizm Derneği’nce, 13 Şubat 1969’da haftalık olarak çıkmaya başladı. Gazetenin çıkmasında Kaymakam Yücel Türkben etkili oldu.
“Çıkarken” başlıklı imzasız yazıda şöyle deniliyor:
“Muhterem Abanalı hemşehrilerimiz. Bugünden itibaren sesimizi duyurabileceğimiz yayın organımıza, yani elinde tuttuğun ‘Turistik Abana’ya kavuşmuş bulunmaktayız. Bu vesileyle, çıkış gayemizi ve gazetemizle ilgili sorunlarımıza kısaca değinmeyi faydalı bulmaktayız. Muhterem hemşehrim, şunu peşinen açıklamak isteriz ki, gazetemizin herhangi bir siyasi parti ile ve hiçbir ideoloji ile ilişkisi yoktur. Çünkü gazetemizi ‘Abana’yı Tanıtma ve Turizm Derneği’ çıkartmaktadır. Dernekler siyasetle iştigal edemez. Zira kanunlarımızda amir hükümler mevcuttur. Hiçbir ideolojinin de peşinde değiliz. Amacımız, senelerin ihmaline ve gadrine uğramış Abana’nın sesini ilgililere duyurabilmek, dertlerimizi anlatabilmektir. ‘Turistik Abana’ her yönüyle sizlere Abana kokusunu tattıracak ve hissettirecektir...”
Gazete ikinci yılda “iki haftada bir” çıkmaya başladı. Arada tekleyerek iki buçuk yılda yayın yaşamına son verdi. Biz en son 111. sayıyı (30 Eylül 1972) görebildik.
Ahmet Tığlı (1945):
"Abana yeniden ilçe olunca, ilk kaymakamlardan Yücel Türkben Abana'ya büyük hizmetler yapmıştı. Bir de gazete çıkarmak istemiş. Yazı işleri müdürü olarak beni seçtiler. Turizm derneğinin çıkardığı bu gazetenin adı Turistik Abana. Bir yıl sonra da Hayati Tahsin Yılmaz (1933) Abana Gazetesi'ni çıkarmaya başladı. Abana Gazetesi de bana 'başyazarlık' önerisinde bulundu. Gazetenin (Abana) yazıişleri müdürlüğünü de şu anda avukat olan Varol Yazgan (1937) yapıyordu. İsveç'te bulunan Hayati Tahsin Yılmaz yazıları kendisi hazırlıyor, o zaman Kastamonu'da bastırıyordu. Ben Abana Gazetesi'nde de yazmaya başladım. 12 Mart 1971'e dek yazdım" (özel söyleşi).
Abana Gazetesi 25 Ocak 1970'te çıkmaya başladı. Çıkaran Hayati Tahsin Yılmaz (1933). Gazete, Hayati Tahsin Yılmaz'ın İstanbul'daki Abana Basımevi'nde basılıyordu.
Yazın yaşamına şiirle başlayan Hayati Tahsin Yılmaz’ın ilk şiirleri Gölköy Enstitüsü’nde öğrenciyken Kastamonu Gazetesi’nde çıktı. 1954’te “Serpinti” şiir kitabını yayımladı. 1960’ta Behçet Kemal Çağlar, İstanbul Radyosu’nun bir “Şiir Dünyamız” izlencesinde Hayati Tahsin Yılmaz’dan söz etti ve üç şiirini okudu.
Bundan sonra şiiri bırakan Hayati Tahsin Yılmaz, çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Bunlardan Akşam Gazetesi’ndeki “Turist Gittim, İşçi Oldum” dizisi (1966) ve Varlık Dergisi’ndeki “Bolluk Ülkesinden Notlar”la “İsveç Günlüğü” başlıklı günlükleri (1969-80) en önemlileridir.
İsveç üzerine iki yapıtı (“Bolluk Ülkesi İsveç” ve “Yoksulluktan Varsıllığa İsveç”) ve Gölköy Enstitüsü üzerine “Son Köy Enstitülü” kitabı var. Yine köy enstitüleri üzerine Seyfi Koryürek’le hazırladığı “Öğrenci Gözüyle Köy Enstitüleri” ve Mehmet Saydur’la “Bir Tonguç Okulu: Gölköy Enstitüsü” yapıtları var.
Hayati Tahsin Yılmaz, merkezi Ankara’da bulunan “Türk Dil Derneği” ve merkezi İstanbul’da bulunan “Türkiye Yazarlar Sendikası” üyesidir. Ayrıca Kültür Bakanlığı’ndan “Sanatçı Kartı” var.
Abana Gazetesi’nin ilk sayısındaki, “Çıkarken” yazısında Hayati Tahsin Yılmaz şöyle diyor:
“...Bizim tarafsızlık anlayışımız suya sabuna dokunmamak anlamına gelmez. Her şeyi başkalarından bekleyen, birileri ne derse doğru sanan, hakkını isteyemeyen, alışılmışı yineleyen, iyiyi araştırmama tembelliğine kendini kaptıranları uyarmaya çalışacağız. Abana toplumunu biraz daha ileriye götürebilmek için sık sık ‘hayır’ diyecek; kurulu düzenin karşısında olacağız!” (AG, 25 Ocak 1970)
Bir başka yazısında şöyle diyor Hayati Tahsin Yılmaz (1933):
"Bu gazete, Abana'da bir düzen değişikliğine doğru yönelmiştir. Düzenlerinin bozulmasını istemeyenler elbette ki bize karşı olacaktır. Gazetemizi okumayacak; okunmaması ve ilan verilmemesi için baskı yapacaklar; haberleri birinci elden edinmemizi engellemeye çalışacaklardır. Düzeni yıkmak değildir aslında amacımız. İsteğimiz, düzeni düzensizleştiren pürüzlerin ortadan kalkmasıdır. Tedirginliğimiz, gözü kapalı, ezbere yaşamak istemememizden gelmektedir. Bu gazete bazı kişilere övgü yazmak için çıkmıyor. Kimseden 'aferin' beklediğimiz de yok!" (AG, 27 Haziran 1970)
“İki haftada bir” çıkan Abana’nın “çıkaran”lığını, Hayati Tahsin Yılmaz’ın yurtdışında oturması nedeniyle, (4. sayıdan başlayarak) birçok kişi üstlendi. Bu görevi en son yeğeni Tahsin Yılmaz (1952) yürüttü. En son sorumlu yönetmen de Emekli Öğretmen Recep Aygen’di (1931).
Gazete 39. sayıda yayınına ara verdi (31 Ekim 1971).
40. sayı 1 Kasım 1977’de çıktı. 79. sayıdan başlayarak gazeteyi Hayati Tahsin Yılmaz kendisi dizmeye; sayfa düzenlerini yapmaya başlamıştır. 124. sayıdan 155. sayıya dek (15 Mayıs 1981-1 Eylül 1982) düzenli olarak İsveç’te basıldı. Ve yeniden yayına ara verildi. İşte bu “ara veriş”in öyküsü:
“...Mehmet Yılmaz’ın (1950) Almanya’ya gidişinden sonra gazeteyi sürdürmek güçleşti. Bir süre sonra dizgiyi İsveç’te yapmaya başladık. Olmadı, son bir buçuk yıldır baskıyı da İsveç’te yapıyorduk. Boyutu küçülmüş olarak, ama yine 1.300-1.500 basıyorduk. Basılan gazeteleri Türkiye’ye ulaştırmada sorun çıkmıyordu. O zamanlar Türkiye’yle telefon bağlantısı zor sağlandığından, kimi kez haber üretmek zorunda kalıyordum. Gazetenin yine İstanbul’da basılma olanağı doğdu. Abanalı olmayan bir arkadaştı ilgilenen (tüm çabalara karşın Abanalı bulamamıştık). Dizgiyi yine İsveç’te yapacaktık. 1 Eylül 1982 tarihli (155. sayı) gazetede, ‘gelecek sayı’mızın İstanbul’da basılacağını duyurduk. Gelecek (156.) sayıyı hazırlayıp yolladım. Ama arkadaşın başka hesapları varmış. Ben her zamanki saflığımla gelecek sayılar için de çalışmamı sürdürdüm. ‘Önümüzdeki günlerde basılacak’ diyordu arkadaş hep. Ben de, günü gelen sonraki gazeteleri hazırlıyordum. Tam dört sayılık sayfa düzeni yolladıktan sonra arkadaşın hesaplarını anlayabildim...” (Yeni Abana, Hollanda, Mart-Nisan 1967)
Böylece ikinci kez yayınına zorunlu olarak ara veren Abana'nın 156. sayısı Temmuz 1989’da çıkar. Bu kez "aylık" ve “her isteyene parasız”dır. Gazete “ilan-reklam” da almaz! Yurtdışından yönetimin zorluğu nedeniyle çoğu kez “iki ayda bir” çıkar ve Haziran-Temmuz 2000 tarihli 263. sayısıyla sessizce ve 3. kez olarak yayınına ara verir. Abana son yıllarda daha çok İstanbul’da, Hayati Tahsin Yılmaz'ın Görkem Basımevi’nde basılıyordu.
Necdet Kırceylan (Kastamonu):
"Abana Gazetesi'ni yirmi ayı aşkındır büyük bir ilgi ile okumaktayım. Yirmi dört yıldır bu gazeteyi yaşatan, yöresine; yöresinin gurbetteki insanlarına büyük sevgi gösteren ve yöresine ilgi duyan herkese, herhangi bir parasal karşılık beklemeden ulaştıran bu şirin gazetenin tüm hazırlayanlarına gönülden teşekkürler. Doğrusu otuz beş yıldır mahalli basın dünyasının içinde olmama, Türkiye'nin çeşitli yerlerinde bulunmama rağmen, Abana Gazetesi'nin bu ilginç, özverili davranışının benzerini ne gördüm, ne de duydum. Esasında mahalli gazetelerin hemen hepsi büyük fedakârlıklarla çıkarılmaktaysa da, Abana'nın uygulaması sanırım kununun tek örneğidir..." (AG, Ekim 1994)
2000'de, yayına ara vermeden önce Abana Gazetesi internette de "site" kurdu. Abana'nın internetteki yayını sürüyor (abanagazetesi.8m.com ve abanagazetesi.com).
Abana Gazetesi'nin bir sayısı toplatıldı, Yazı İşleri Sorumlusu Varol Yazgan'la Yazar Ahmet Tığlı yargılandılar.
Ahmet Tığlı (1945):
"...O sırada Abana'da TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) şubesi vardı. Hüseyin adlı Abana Savcısı ağababalarına yaranmak için TÖS'ü jandarmaya bastırıyor. TÖS'te 'İşçi-Köylü Gazetesi' bulunduğu gerekçesiyle, hiçbir mahkeme kararı olmadan arama yapılıp, tutanak tutuluyor. Ben o haftaki yazımda 'TÖS'ün Kaderi Bu' başlığıyla savcıyı suçlayan, oldukça 'ağır' sayılabilecek bir yazı yazdım. Bu yazı üzerine Abana Gazetesi toplatıldı. Ben ve Yazıişleri Müdürü Varol Yazgan (1937) için biri 'Adalet Bakanlığı ve hükümetin manevi şahsiyeti'ne İnebolu Ağır Ceza'da; biri de 'savcıya hakaret'ten Bozkurt Asliye Ceza'da iki dava açıldı. Savcı, babamdan (Muzaffer Tığlı, 1912) özür yazısı yazmamı istemiş. Ben yazmadım. Bir gün İnebolu Ağırceza Mahkemesi'ne gelmemiz için yazı aldık ve Varol Yazgan'la gününde İnebolu'da bulunduk. Bu arada İstanbul Barosu ve kimi avukatlardan savunmamız için görüş almıştık. Suçlanan yazı için hazırlanan 'bilirkişi raporu'nun da bizden yana olduğunu öğrendik. O davada aklandık. Bozkurt'taki dava uzun sürdü ve '1974 affı'nda düştü" (özel söyleşi).
“15 günde bir” olarak, 1 Eylül 1984’te Abana Haber Gazetesi’ni Seyfi Kartal (1952) çıkardı.
1975'te gazeteciliğe başlayan Seyfi Kartal, TRT'den Tansu Sarıtaylı ile Paris başta olmak üzere Lyon, Londra, Frankfurt, Berlin, Brüksel gibi Avrupa kentlerinde çevirmen eşliğinde kitle haberleşme konusunda "seminer ve sempozyum"lara katılmış, buralarda edindiği deneyimle yaklaşık 35 kez dünyanın çeşitli ülkelerine görevle yollanmış ve oralardaki Türklere Türkiye'nin genel konumu üzerine "konferans"lar vermiştir.
Çeşitli gazetelerde fotoğrafçı, haberci, kurum müdürü ve "istihbarat şefi" olarak görev yapan, WAPC ve Türkiye Basın Konseyi üyesi olan Seyfi Kartal'ın sürekli "sarı basın kartı" var.
Abana Haber'in 1. sayısında şöyle diyor Seyfi Kartal:
“Elinizde bulunan gazetenin bu noktaya gelmesi ve size ulaşması elbette büyük çalışmaların ürünüdür. Bundan evvel olduğu gibi, bundan sonra da en büyük yardımcım yine sizlersiniz. Her şeyden önce gazeteniz bu yayın hayatına kadar olan aşamalarda değerli yardımlarını esirgemeyen herkese teşekkürü bir borç bilir. Önümüzde maddi, manevi ve siyasi büyük engeller olduğunu biliyorum. Bu engelleri birlikte azimle elele aşacağımızı ümit ediyorum. Zira zaman, olaylara dürüst bir yaklaşımla bakmamız neticesi lüzumsuz ve bilinçsiz bir şekilde aleyhimize lâf üretmeye hazır olanların kafasına balyoz gibi inecektir. Biz, Abanalı arkadaşlarımıza bu gazeteyi çıkartmaktaki samimi temennilerimizin ne olduğunu anlattık, onlardan vize aldık, öyle çıktık karşınıza...”
Yine 1. sayıda “Abana Haber Gazetesi” imzalı yazıda şöyle deniliyor:
“...Gazetemizin çıkış amacı, Abanamızı örnek ilçe düzeyine çıkarmak için sorunlarımızla ilgili kamuoyu yaratarak, halkla, ilgili makamlar arasında köprü vazifesi yapıp gelişmemize bir ölçüde katkıda bulunmaktır. Bunu yaparken yurdun ve dünyanın dört bir yanına dağılmış hemşehrilerimizi biribirinden haberdar etmeye, esasen mevcut olan dostluk ve kardeşlik bağlarını pekiştirmeye, düşünen Abanalıların düşünce ve birikimlerini sergilemeye çalışacağız.”
Gazetenin 9. sayısında (1 Ocak 1985) çıkaranı Muharrem Saka (1963); 38. sayısında da Abdullah Yorgancı (1925) oldu. Bu arada “aylık” olarak çıkmaya başlamıştı. Gazetenin yaşaması için “Yayın Dağıtım ve Matbaacılık İşletmeleri AŞ” kurulduysa da arada tekledi ve 1988’de de yayınını noktaladı. Bizde en son 66. sayısı (Ocak-Şubat 1988) var.
Abana Haber & Kültür Gazetesi'ni Metin Şentürk (1965) 15 Haziran 2002'de "15 günde bir" olarak çıkarmaya başladı.
"Başlarken" yazısında Metin Şentürk şöyle diyor:
"... Bildiğiniz gibi Abana'da gazete deyince ilk akla Hayati Tahsin Yılmaz (1933) gelir. Bu sayfaları size ulaştırınca anladım Hayati Abi'nin yıllardır yaptığı özveriyi. Hayati Abi tamamen kendi maddi ve manevi imkânları ile bizlere bir şeyler vermeye çalıştı. Kimseden bırakın maddi desteği, birkaç kişi dışında manevi destek bile veremedik. Bedava gazete için 'sürdürüm kuponu'nu doldurmak bile bazılarımıza zor geldi. Buradan Hayati Abi'ye sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz. / Okumuş olduğunuz gazete, tamamen okuyucularımızın imkânları, benim, Deniz'in (Aykın, 1982) ve Tansel'in (sorumlu yönetmen, Korkut, 1981) katkıları ile çıkacaktır. Abone ve reklam gelirleri ile sizlere ulaşmaya çalışacağız. Gazetemizin yaşaması, biz çıkarmaya çalışanlar olduğu kadar siz okurlarımıza da bağlı. Bizlere vereceğiniz maddi ve manevi destek ile bu hizmeti sürdürmek bizler için bir görevdir. Vereceğimiz haberler tarafsız olacak ve gerçekleri yansıtacaktır."
Abana Haber & Kültür yayınını sürdürürken, Mayıs 2004'te Abana'nın Sesi Gazetesi çıkmaya başladı. Aylık olarak cıkan Abana'nın Sesi'ni Sevtap Pehlivanoğlu çıkarıyor. Yazı işlerinden sorumlu yönetmen de Ahmet Sönmez (1973).
Sevtap Pehlivanoğlu "önsöz"ünde şöyle diyor:
"Abana'yı anlatmak, Abana'yı tanıtmak, onun hakkında bir şeyler yapmak zor ve cesaret gerektiren onurlu ve heyecan verici bir uğraştır. Ben de, küçük şehrin büyük sevdalısı olarak Abana'nın tüm güzelliklerini, sorunlarını paylaşmak, tarihsel mirasını, doğal güzelliklerini, kriterlerini aktarmak ve ilçemizi gerektiği gibi anlatmak için tüm Abana sevdalılarıyla 'Abana'nın Sesi' adlı gazetemizi aktarmaya başladık ve sizin desteğinizle aktarmaya devam edecegiz. / Bu gazete ciddi bir çalışmanın ürünüdür. Beklentilerinizi büyük ölçüde karşılayacak kapasitededir. Bu gazete içerisinde eksik bulunan konularla ilgili katkı ve desteklerinizi bekliyoruz. Bizim birinci görevimiz böyle bir gazeteyi hazırlayarak kendi okurlarımızın görüşlerine sunmaktır. Amacımız, Abana'ya gönül veren insanlara ulaşmaktır."
Abana Haber & Kültür ve Abana'nın Sesi gazetelerinin yayını sürüyor. Her iki gazete de "duyuru" gelirleriyle yaşıyor.
Salim Yılmaz’ın (1938) Hollanda’da, 1987’de “iki aylık turizm dergisi” (Kültür-Sanat-Araştırma-Haber) “Yeni Abana”yı da burada analım.
5 sayı çıkan Yeni Abana, daha çok basından seçilen yazıların tıpkıbasımından oluşuyordu.
|
|
|
|
| Yazar Administrator | |
| Doğa harikası ve bitki örtüsü itibariyle ilimizin Tabiat zengini bol ilçesi konumundaki Azdavay'ın 3 köyünde yaşayan köylüler bugünlerde isyanları oynuyor. Azdavay ilçesinin ileri gelenlerinden Samancı köyü sakinlerinden Ziya Tekşen neredeyse çıldırma noktasına geldiğini belirterek yapılacak hizmete isyan ediyor. Azdavay'ın Samancı, Üyük ve Kayaoğlu köylerine verilecek olan suyun 2003 yılında ihalesinin yapıldığı, 2004 yılında ise inşaatına başlanarak isale hattının döşendiğine değinen Ziya Tekşen her şey buraya kadar iyi güzel de "Sular neden akmıyor, sefilleri oynuyoruz" dedi. Yapılan tesislere ait boruların patlak olduğu için çok yerlerde kaçak bulunuyor, bununla neden ilgilenilmiyor deyen Ziya Tekşen 150 hane en az 600 nüfusu barındıran köylerin bu sorununa kısa sürede çare istiyoruz diyerek Vali Mustafa Kara'dan bununla ilgili olarak talimat vereceklerine inanıyorum dedi. |
« Önceki ::