Kahraman Şevket Bey

23/8/2009 · Kategori: Anma

Bir Şevket Üsteğmen geçti Kastamonu şehrinden, haberiniz var mı? Bir kahraman üsteğmen bu şehrin kaderini bir gecede karanlıktan aydınlığa çıkardı, acep farkında mısınız? Şevket Üsteğmen gökyüzünün o en üst katındaki şehitler diyarından gülen gözleriyle ne zamandır bu şehri seyrediyor, hissediyor musunuz?

Kastamonu`yu Kuvayi Milliye Saflarına Katan Üsteğmen Şevket Bey`i Anma Zamanı Hala Gelmedi mi?

 

Bir Şevket Üsteğmen geçti Kastamonu şehrinden, haberiniz var mı? Bir kahraman üsteğmen bu şehrin kaderini bir gecede karanlıktan aydınlığa çıkardı, acep farkında mısınız? Şevket Üsteğmen gökyüzünün o en üst katındaki şehitler diyarından gülen gözleriyle ne zamandır bu şehri seyrediyor, hissediyor musunuz?

 

Saçları ay ışığında ışıl ışıl gencecik bir subay. Gülen gözlerinde zafere ordular koşan, memleket sevdası gönlünden taşan; uzun boylu, iri yarı, geniş omuzlu, yakışıklı ve sevimli bir subay Şevket Üsteğmen. Kastamonu Kışlası`nda, 58. Alay 2. Bölük`te yiğit mi yiğit bir İstanbullu.

 

Eylülün 16`sında, 1919`un güzünün ilk gecelerinden birinde Kastamonu Kışlası`nda yaktığı Kuvayi Milliye meşalesi ile sanki bir küheylanın sırtına binmişcesine, sanki tarihin bütün muzaffer ordularının silahlarını kuşanmışcasına, sanki vatan uğruna ölüme seve seve giden tüm şehitlerin inancını kendine siper etmişcesine Çayboyu`ndan Hükümet Konağı`na doğru hırsla yürüdü Şevket Üsteğmen. Bir şehrin, bir milletin kollarına takılan esaret zincirini kırmak için, bitti sanılan bir şarkıyı yeniden dillendirmek için, anasından emdiği ak sütü helal ettirmek için yürüdü. O, tek kişilik bir ihtilalin en önünde yürürken, oda arkadaşı 1. Tabur`un silahçısı Yakup Bey`se ağır makinelileri çoktan Sığır Pazarı Köprüsü`ne yerleştirip namlularını Hükümet Konağı`na çevirmişti bile. Saat Kulesi daha gece 12`yi vurmadan Kastamonu`da ne kadar padişah yanlısı varsa Şevket Üsteğmen`in elinde esirdi artık.

 

Günlerce bir taraftan Rum, Ermeni çetelerin elinde kan ağlayan, bir yanda İngiliz yanlısı İstanbul Hükümeti`ni destekleyen yerli işbirlikçilerin elinde oyuncak olan, açlığın, yoksulluğun girdabında ki savaş yorgunu Kastamonu, bu kahraman üsteğmenin sayesinde bir gecede zincirlerini kırıp Kuvayi Milliye saflarına katıldı. Hem de dünyadan gelmiş geçmiş yekün kahramanlık hikayelerini alaşağı ederek.

 

Birinci Paylaşım Savaşı`nın bitmesiyle beraber Anadolu coğrafyasının her adımı alev alevdi. Başta ki İstanbul Hükümeti beyaz bayrağı çekmesi yetmezmiş gibi bir de memlekette yeniden damar bulmaya çalışan bağımsızlık ruhunu yok etmeye çalışıyordu. Savaş sırasında tehcir uygulamasıyla sürülen azınlıklar büyük bir öfkeyle geri dönüp Müslüman Türk ahaliye kan kusturuyordu. Bütün bunlar yetmezmiş gibi asker kaçakları, eşkiyalar, katiller dağ başlarında hüküm sürüp her gece köyleri basıyor, Kastamonu`yu idare eden mülki erkan ve askeriye ise padişahın buyruğunda hala inat ediyordu. İşte bu kan uykusunundan halkı uyandırmak için bir avuç vatansever gizliden gizliye Kastamonu`da teşkilatlanmak gayretindeydi. Tatlızade Nuri ve Emin Beyler, Hüsnü Açıksöz, Hamdi Çelen, Defderdar Ferit Bey, Sıhhiye Müdürü Doktor Ferruh Niyazi Bey ve etraflarında ki bir avuç Kuvvacı, Mustafa Kemal`in Sivas`tan gönderdiği telgraflara göre Kastamonu`da bağımsızlık ateşini yakmaya çalışıyordu. Milli Kuvvetler tarafından Ankara`dan Kastamonu`ya gönderilen Albay Osman Bey`in padişah yanlısı mülki idare tarafından esir alınmak istenmesi üzerine harekete geçen 2. Bölük Komutanı Üsteğmen Şevket Bey yaptığı dahiyane plan sonucunda padişah taraftarı tüm komutanları, Vali Vekili`ni, ve diğer "işbirlikçi" yöneticileri bir gece içinde esir alıp Kastamonu`nun İstanbul`dan koparak Kuvayi Milliye saflarına geçmesini sağladı. 

Kastamonu`nun yakın tarihte ki en keskin dönemeçlerinden biri olan 16 Eylül 1919 gecesinden her nedense o günden sonra hiç bahsedilmez. Oysa Kastamonu`ya "dıştan" düşman ayağı basmasa bile, "içerde ki" düşmanlardan temizlendiği gün 16 Eylül gecesidir. Hem 16 Eylül 1919`u hem Kahraman Şevket Üsteğmen`i artık anma zamanımız geldi.

 

Eğer Mısır`ı kıskandıran pramitse Kastamonu`nun Kurtuluş Savaşı içindeki destanı, yolu yok Şevket Üsteğmen`in yeri pramitin en tepesidir. Eğer bir gemiyse Kurtuluş Destanı`mız okyanuslara nam salan, illa ki Üsteğmen Şevket`in yeri Kaptan Köşkü`dür. Şevket Üsteğmen eğer Kastamonu`yu o tarihte Kuvayi Milliye saflarına katamamış olsaydı ne İstiklal Yolu olurdu, ne de İnebolu`dan cepheye taşınan cephaneler.

 

Anlayacağınız, Üsteğmen Şevket Bey`i ilk önce anmadan ne Şerife Bacılardan ne Halime Çavuşlardan söz edebiliriz. Eğer Kahraman Şevket Bey`in ismi şu memleketin tam da ortasına çakılmazsa, Kurtuluş Savaşı`nı anmaya yönelik her şeyimiz, tüm kıymet bilirliğimiz, tüm vefamız  inanın kocca bir yalan olur.

 

Milli Mücadelenin hız kazanması ile Kastamonu`dan ayrılıp düşmanla göğüs göğüse harp yapılan cephelerde görev alan Şevket Üsteğmen 2. İnönü Savaşı`nda şehit oldu. Mekanı cennet olsun...

 

 

Üsteğmen Şevket Bey: Yakup bey kardeşim, biz, kuvayı milliye safları­na katılmak zorundayız. Memleketin kurtuluşu için ara­dığımız ışık, Mustafa Kemal`in başında bulunduğu hare­kettedir. İstanbul hükümetinin İngilizci, satılmış adamla­rı buraya da el attılar. Birkaç soysuz memurla 58. Alay Kumandanını da kolayca bulup kendilerine uydurdular. Ben Kastamonu`daki bütün İstanbul hükümeti taraftarlariyle Mustafa ve Şerif beylere uymuş subayları kan dökmeksizin zararsız duruma getirmeğe karar verdim. Bu­nun için de en büyük yardımcım sen olacaksın. Seninle el ele vererek padişahçılığa kaymış olan Kastamonu`yu Kuvayı Milliyeci yapacağız. Ben, bu kararı vermiş bulunu­yorum. Eğer, bu işi başarabilirsem memlekete ve tarihe karşı büyük bir hizmet yapmış olacağını. Ben, bunu dü­şündükten sonra yapmayacak olursam bir alçak ve vatan haini sayacağım kendimi.*

 

* Hasan İzzettin Dinamo. Kutsal İsyan. Cilt 4

BU DÜNYADAN ‘EMMİ’ GEÇTİ...

7/12/2008 · Kategori: Anma

BU DÜNYADAN ‘EMMİ’ GEÇTİ...
02:53 07 Aralık 2008
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Musa Uysal, Türkiye öğretmen hareketinin tüm aşamalarında yer almış örgütçü bir eğitimciydi. Özverili, alçakgönüllü, sevecen kişiliğiyle yalnızca öğretmenlerin değil, tüm devrimcilerin, ilericilerin, sosyalistlerin “sevgili Emmi”si olmuştu. Musa Uysal’ı 29 Kasım günü 82 yaşında yitirdik...

 

ATTİLA AŞUT

 

‘Emmi’, halk dilinde “amca”nın karşılığıdır, ama “amca”dan daha sıcak bir sözcüktür...

Musa Uysal’a “Emmi” lakabını kim, ne zaman takmıştır?

Bu soruyu kendisine sorduğumda demişti ki:

“1970’lerin başında ben TÖB-DER’de yöneticiydim.  O yıllarda Nâzım Hikmet’in kız kardeşi Samiye Hanım (Yaltırım) ve eşi Seyda Bey Ankara’da oturuyorlardı. Bu ailenin yakın dostu olan arkadaşım Aydın Aydemir’le sık sık Yaltırım’ların Sıhhiye’deki evlerine giderdik. Samiye Hanım bize güzel sofralar kurardı. Belki çok şaşıracaksın ama, ben ‘cahiliye dönemi’mde komünizmin ve Nâzım’ın amansız düşmanıydım! Öyle ki, elime silah alıp Nâzım’ı öldürmeyi düşündüğüm bile olmuştur! Çünkü komünistleri ‘vatan haini’ sanırdım! Ama sonraları bilinçlenip Nâzım’ı tanıyınca kendimden utandım. Üstelik, yıllar sonra Nâzım’ın kız kardeşiyle dost olduk. Biliyorsun, bir zamanlar TRT radyolarında, ‘Ocakbaşı’ diye bir izlence vardı. Köye, köylüye yönelik bir yayındı. Ünlü izlencenin baş kişisi ise ‘Musa Emmi’ idi. İşte Samiye Hanım, oradan esinlenerek bana ilk günden ‘Emmi’ demeye başladı. Bir gün, TÖB-DER Genel Merkezi’ne beni ziyarete geldiğinde, oradaki arkadaşlara, ‘Musa Emmi ile görüşeceğim’ demiş. Arkadaşların duraksadığını görünce de adımı söylemiş. O günden sonra öğretmenler arasında adımız ‘Musa Emmi’ olup çıktı! Hatta çoğu zaman adımı bile belirtmez arkadaşlar, yalnızca ‘Emmi’ demekle yetinirler... Ben de artık benimsedim emmiliği!”

Bu lakap, Musa hocaya gerçekten de çok yakışmıştır. Kendisinin de belirttiği gibi, zamanla gerçek soyadı unutulmuş, “Emmi” sözcüğü adeta soyadının yerini almıştır. “Musa Uysal” denildiğinde belki ilk ağızda anımsamayanlar çıkabilir. Ama “Musa Emmi”yi öğretmenler arasında ve sosyalist çevrelerde tanımayan yoktur.

Musa Uysal’ın durumu, bu açıdan Hamdi Konur’unkine çok benziyor.  Çünkü ona da arkadaşları genellikle “Hamdi Hoca” diye seslenirdi. Musa Uysal, “Bir Aydınlık Ağacı” adlı yapıtında şu bilgiyi veriyor:

“Hamdi Konur’a hiç Hamdi öğretmen demedik. Hamdi adnn yanı başındaki ‘Hoca’ sözcüğü, ta ötelerden getirdiği soyadı gibiydi.”

Demek ki eskinin kıdemli öğretmenleri arasında böyle bir gelenek var. Birbirlerine seslenirken, adlarının yanına onurlandırıcı bir sözcük eklemeyi seviyorlar. Tıpkı Musa’nın yanına “Emmi”nin konulması gibi...

Hamdi Hoca, can dostu ve yakın köylüsü Musa Uysal’a genellikle, “İmanına yandığımın Emmi’si!” diye takılırmış. Musa Emmi de ona, solcu olmadan önce komünist bellediklerine savurduğu küfürlerden söz edermiş! Hamdi Hoca’nın yanıtı ise şöyle olurmuş: “Öyleyse, kefaretini ödemek için çok çalışacaksın!”

O, gerçekten de çok çalışmış ve öğretmen hareketinin en saygın önderlerinden biri olmuştu.                            

 

NEREDEN NEREYE

Musa Emmi’de öykü çok!

Her fırsatta, “Beni komünist yapan Tevfik İleri’dir!” der ve ardından tatlı tatlı anlatırdı yaşamındaki bu köklü değişimin öyküsünü... Söylemeye gerek yok, Tevfik İleri, Demokrat Parti döneminin ünlü Milli Eğitim Bakanı’dır ve köy enstitülerinin düşmanıdır...

Yine bir gün, köy enstitülerinin kuruluş yıldönümü yemeğinde, Mahmut Makal’a anlatıyormuş anılarını. Onu merakla dinleyen Makal’ın eşi Naciye Hanım, “Yahu hocam, siz de nereden nereye!” diye belirtmiş şaşkınlığını. Sonra da eklemiş: “Bu anıları mutlaka yazıp kitaplaştırın. Adını da ‘Nereden Nereye’ koyun! Anlattıklarınızı en güzel bu iki sözcük özetliyor.”

Musa Uysal’ın 1993 yılında Ardıç Yayınları’ndan çıkan anı kitabının adı, gerçekten de Naciye Makal’ın önerdiği gibi “Nereden Nereye” olmuş...

Onca birikimine, deneyimine karşın hep alçakgönüllü kalmayı seçmiştir Musa Uysal. Kitap yazmaya da 65 yaşında, dostlarının zorlamasıyla başlamıştır. Yazmanın güçlüğünü şöyle anlatıyor: “Kitap yazmaya karar vermek zor oldu benim için. Savaşa girmekten daha zor...”

Ama iyi ki yazmaya başlamış! Kitaplarını okuyanlar, onun ne renkli bir kalemi olduğunu görerek şaşırmışlar ve yazı dünyasına bu denli gecikerek girmesine hayıflanmışlardır. Ülkeyi yakından tanımanın, sürekli halkla iç içe yaşamanın ve köy enstitüleri damarından beslenmiş olmanın bütün olumlu izlerini taşır yazdıkları. Olayları öykülemedeki yeteneğine hayran kalmamak elde değil! Halkın kültürü, gelenekleri, yaşam biçimi, şakaları, onun anlatımına bir başka tat, bir başka içtenlik katmıştır. Anlatım biçimi, bilgelikle ustalığın harmanlanışıdır adeta...

Kendisi gibi bir “aydınlanma çınarı” olan opera sanatçısı ve çevirmen Hamdi Konur, “Emmi”nin en yakın dostlarından biridir. Onun ölümünden sonra kaleme aldığı “Bir Aydınlık Ağacı: Hamdi Konur” adlı kitap, Musa Uysal’ın hem vefa duygusunu, hem yazarlık gücünü ortaya koyan bir çalışmadır. Bu kitabın devamı niteliğinde olan “Sokakta Sözleşmiştik”, Uysal’ın cezaevi anılarını içerir. Ayrıca “Üç Atlı” romanındaki destansı anlatımını, “Tıkı” ve “Sefure”deki güçlü gözlemciliğini de unutmamak gerekir. Musa Emmi’nin kitaplarında capcanlı, sahici insan portreleriyle karşılaşırız. Kahramanlarının hiçbirini yadırgamaz, hatta çoğunu tanıdık buluruz. Sonra da, “Bunca ayrıntıyı, bunca zengin insan malzemesini nasıl biriktirmiş dağarcığında?” diye şaşar kalırız!

 

NASIL UNUTULUR?

Musa Uysal, Çerkez kökenli bir ailenin çocuğu olarak, 26 Mart 1926’da, Çorum’un Mecitözü ilçesine bağlı Devletoğlan köyünde dünyaya gelmiştir. Ataları Kafkasya’dan Türkiye’ye göç ettiğinde, dedesi “Çerkes Ali” henüz on dört yaşındaymış. Musa Emmi, onun ve “ebe”sinin anlattığı hüzünlü göç öyküleriyle büyümüştü. Babası, dedesi, hatta dedesinin babası hep hocaymış. Bu yüzden de, henüz ilkokula başlamadan sıkı bir din eğitimi almış. Kuran okumayı, Tecvit’i, Mızraklı İlmihal’i, Ayetel Kürsi’yi sular seller gibi öğrenmiş. Dedesi, onun da hoca olmasını istiyormuş. Ama dönem, Cumhuriyet dönemi! Yoksul kır çocuklarını karanlıktan aydınlığa çıkarmak için Anadolu’da köy enstitüleri açılmış. Ülkede yeni bir eğitim seferberliği başlatılmış...

İşte o günlerde bir öğretmeni önayak olur ve Musa Uysal, ilkokuldan sonra Gölköy (Kastamonu) Köy Enstitüsü’ne gönderilir. 1945 yılında okulu bitirince, ilk görev yeri olarak kendi köyüne atanır. “Taştan çamurdan yapılmış, üstü kireçle sıvanmış iki derslikli bir okul”dur burası... Önce kendi ailesinden başlayarak, eğitim çağındaki tüm kız çocuklarını okula yazdırır. O günleri anlatırken, “Devamı sağlamak için hiç yasal yola başvurmadım. Ama devamsız öğrencim de kalmadı” der. Halkı kazanarak iş görmek, onun temel felsefesidir. Aralarından çıktığı yalınayak, başı kabak insanlara hiç yukardan bakmamıştı...

Ülkenin değişik yörelerinde öğretmen olarak çalışmış, devletten hep köstek görse de, her gittiği yerde halkın ve öğrencilerin sevgisini kazanmıştı. Toplumsal kurtuluşun tek başına değil, örgütlü savaşımla gerçekleşeceğine inandığından, Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ve TÖB-DER’in kuruluşunda yer ald, bu kuruluşlarda yöneticilik yapt. Düşüncelerinden ve eylemlerinden dolayı sürekli izlendi, kovuşturmaya uğrad, tutukland, sürgün edildi. Hem 12 Mart, hem 12 Eylül darbesinde “gizli örgüt kurmak”tan yargıland, uzun süre hapis yatt. Bütün bu olayların trajikomik öykülerini, Musa Uysal’ın “Nereden Nereye” adını verdiği otobiyografik denemesinde ve Mayıs ayında Didim’de trajik biçimde yaşamına son veren hapishane arkadaşı Aydın Aydemir’in “Nasıl Unutulur?” adlı anı kitabında bulabilirsiniz.

 

SOSYALİSTLERİN SEVGİLİ EMMİ’Sİ

Musa Uysal, Türkiye öğretmen hareketinin tüm aşamalarında yer almış örgütçü bir eğitimciydi. Özverili, alçakgönüllü, sevecen kişiliğiyle yalnızca öğretmenlerin değil, tüm devrimcilerin, ilericilerin, sosyalistlerin “sevgili Emmi”si olmuştu. Soyadı gibi “uysal” ve çelebi bir adamdı; karıncayı bile incitmekten sakınırdı. Dostluğuna sonuna dek güvenebilirdiniz. Yağcılardan nefret ederdi. Görev ve gönül adamıydı; inandığı işe gözü kara girer, disiplinli çalışmayı önemser, ama katı kuralcı olmamaya özen gösterirdi.

Çerkes kökenliydi, köklerine duyarlıydı; ancak etnik ayırımcılığın karşısındaydı. “Halkların kardeşliği”ni savunur, soyla sopla uğraşanlara iyi gözle bakmazdı.

Barış savaşçısıydı. “Güçlülerin güçsüzleri ezdiği bir dünyada yaşıyoruz” der, bu adaletsiz düzenin değişmesi için var gücüyle savaşmaktan geri durmazdı. Onu, 1991 yılındaki Körfez Savaşı sırasında, Ankara Garı’ndan Adana’ya hareket eden “Barış Treni”nde görmek nasıl da duygulandırmıştı beni! Yanında Mustafa Ekmekçi ve Hamdi Konur vardı... Türkiyeli barışseverler birlik olmuş, İncirlik Üssü’nün ABD uçaklarınca Irak’a karşı kullanılmasını protesto etmeye gidiyorlardı. Barışın yolu uzun, yaşam kısaydı... Ekmekçi de,  Hamdi Konur da, Musa Uysal da artık aramızda değil. Irak ise hâlâ işgal altında... Ama direniş sürüyor... Kazanan, önünde sonunda mazlum Irak halkı olacak...

2006 yılında, Ankara’daki bir anma toplantısında, kavga arkadaşı Fakir Baykurt’u anlatırken yürek çarpıntısına yakalanmış, yoğun bakımda on gün ölümle pençeleşmiş, ama kişiliğinin ayrılmaz bir parçası olan hınzırca ironisi ve inanılmaz direnciyle bu vartayı da atlatmayı bilmişti. O günlerde, geçmiş olsun demek için aradığımda, olayın büyütülmemesini istemiş, ölümden korkmanın saçmalığına dikkat çekmiş, “Telaşa gerek yok! Sırası gelen gidecek, bu bir doğa yasasıdır!” demişti. Materyalist dünya görüşü, olaylara böylesine nesnel ve serinkanlı bakmasını öğretmişti ona. Evet, ölüm gerçeği karşısında “ah”ların, “vah”ların, “keşke”lerin ne anlamı olabilirdi ki? Bilimin yol göstericiliği, Emmi’nin şaşmaz pusulası olmuştu her zaman...

Son aylarda çok sık görüşüyordum onunla. Yüzünde, seksen yılı geride bırakmış olmanın dingin bilgeliği vardı. Yaşlılık ve sayrılık, bedenini biraz yorgun düşürse de, yüreğinde, on sekizindeki bir devrimcinin coşkusunu taşıyordu yine de. İşçi sınıfının sosyalizm davasına yürekten inandığı için, seksen yaşında Türkiye Komünist Partisi’nin üyesi olmuş, bir zamanlar diş bilediği komünistlerle omuz omuza savaşmayı seçmişti! Almadan veren, karşılıksız seven biriydi. “Komünist insan tipi”nin yaşayan örneğiydi. Bütün solcular onun gibi olsaydı, şimdi iktidarda olurduk!

Musa Uysal’ı 29 Kasım günü 82 yaşında yitirdik..

Aydın Aydemir"in ardından bir eğitim çınarı daha devrildi...

Bekliyorduk bu haberi... Ama "Emmi", biraz daha oyalar Azrail"i diye umuyorduk. 20 gün dayanabildi..

Onu, Aralık ayının ilk günü, yoldaşlarının kollarında, içten bir törenle Ankara / Karşıyaka’da toprağa verdik. Solun tüm renkleri cenazede buluşmuştu. Özlediğimiz birlik tabloları, son yıllarda nedense hep cami avlularında ve gömütlüklerde gerçekleşiyor. İronik bir anlamı olmalı bu durumun...

Musa Uysal, yaşarken öylesine güçlü bir sevgi çemberiyle kuşatılmıştı ki, mutlu öldüğüne inanıyorum. Tek üzüntüm, 80. yaşına armağan olarak dostlarının hazırladığı ortak kitabın basımını görememiş olmasıdır.

Musa hocamız, Avukat Şıhca Yavuz editörlüğünde iki yıldır hazırlıkları süren “Yokuşta Yürüyen Adam”da yer alacak yazıları her ne kadar hasta yatağında okumuş olsa da, kitabı basılmış olarak eline almasını ve dostlarına imzalayarak veda etmesini çok istiyordum. Yine de bu kitabın tanıtım toplantısı, Emmi"yi sevenleri buluşturacak görkemli bir anma etkinliğine dönüştürülebilir.

“Yokuşta Yürüyen Adam”ların sayısı azaldıkça üzüntümüz çoğalıyor. Cahit Sıtkı Tarancı’nın dediği gibi:

“Hayata beraber başladığımız / Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir / Gittikçe artıyor yalnızlığımız…”

1.Nereden Nereye
Musa Uysal
Ardıç Yayınları; Türk Edebiyatında Anılar, İncelemeler, Tenkidler;
Ankara, 1993, 13.5 x 19.5 cm., 288 sayfa, Türkçe, Karton Kapak, ISBN 9757902012.

2.Üç Atlı
Musa Uysal
Ardıç Yayınları; Rus ve Slav Dilleri Edebiyatı, Roman, Hikaye, Şiir, Denemeler;
Ankara, 1998, 1. baskı, 14 x 20 cm., 267 sayfa, Türkçe, Karton Kapak, ISBN 9757902411.

3.Sokakta Sözleşmiştik
Musa Uysal
Ardıç Yayınları; Türkçe Roman ve Hikaye;
Ankara, 1995, 13.5 x 19.5 cm., 217 sayfa, Türkçe, Karton Kapak, ISBN 9757902330.

İHSAN OZANOĞLU SEMPOZYUMU

8/8/2008 · Kategori: Anma

 

 

İHSAN OZANOĞLU SEMPOZYUMU

(14 ŞUBAT 2009)

                                                          

 

 

SEMPOZYUMUN AMACI:

 

Kastamonu; çok eski çağlara kadar uzanan bir kültür şehridir. Hitit, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerini yaşamıştır. Bu dönemlere ait çok sayıda tarihî eser günümüze kadar gelmiştir. Doğal güzellikleri herkesin beğenisini kazanmıştır.

Kastamonu bilime, kültüre ve sanata beşiklik etmiş; bu sahalarda çok sayıda insan yetiştirmiştir. Bir ilin tarihi ve doğal güzellikleri elbette önemlidir. Ancak eserleriyle iz bırakan kişilerin de doğdukları şehre büyük değer kattıkları bilinen bir gerçektir.

 Şehrin tarihine baktığımızda, Kastamonu’dan yetişmiş devlet adamları yanında önemli şairlerin de olduğunu görürüz. Baharzâde Feride Hanım, Azmi Numan Efendi, Âşık Kemali, Âşık Fevzi, Âşık Meydânî ve Âşık Yorgansız ilk hatıra gelen kişilerdir. Konumuzu teşkil eden İhsan Ozanoğlu bu zincirin son halkasıdır. Meydânî’yi tanımış, Yorgansız ile de karşılıklı şiirler söylemiştir. Elbette o sadece bir şair değildir.    

İhsan Ozanoğlu, 1907 yılında Kastamonu’da doğdu. İlköğrenimini Yarabcı Mektebi’nde tamamladı, sonra Darülhilafe medresesinde okudu. 1928’de İstanbul Muallim Mektebi’nden öğretmenlik ehliyetnamesi aldı. Kastamonu’daki ilkokullarda öğretmenlik yaptı. Daha sonra İl Halk Kütüphanesine müdür olarak atandı.

            Âşık edebiyatı, halk edebiyatı, halk bilgisi, tarih, ilâhiyat, musiki sahasında çok sayıda araştırma yaptı ve bunları makaleler halinde Kastamonu’da çıkan Açıksöz, Kastamonu Vilayet Gazetesi, Doğrusöz, Yenises, Birlik gibi yerel gazetelerde yayınladı. Kastamonu türkülerini derledi ve TRT arşivine kazandırdı. Çeşitli tür ve konularda çok sayıda şiir yazdı ve bunların önemli bir kısmı yerel gazetelerde yer aldı.

            Bazı araştırmalarını küçük kitaplar halinde yayınladı. Bastıramadıklarını el yazısı ile hazırladı ve İl Halk Kütüphanesi’ne verdi. Önemli bir kısmını da Kültür Bakanlığına ve Dil Kurumu’na gönderdi.

            İhsan Ozanoğlu hakkında bugüne kadar yapılmış kapsamlı bir araştırma ve yayınlanmış eser yoktur. Bu sempozyumla İhsan Ozanoğlu’nun eserlerinin incelenmesinin, ilim adamlarımızın ve araştırmacılarımızın çalışmalarına zemin oluşturacağına ve çok kıymetli bilgilerin ortaya çıkacağına inanıyoruz.

Sizi “İhsan Ozanoğlu” sempozyumunda aramızda görmeyi diler, saygılar sunarız.

 

SEMPOZYUM DÜZENLEME KURULU:

Nurullah Çakır                         Kastamonu Valisi

Turhan Topçuoğlu                               Kastamonu Belediye Başkanı

Prof. Dr. Bahri Gökçebay                    Kastamonu Üniversitesi Rektörü

Halil Öztosun                                       Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı

Eşref Can                                            KESOB Başkanı

Yard. Doç. Dr. Mustafa Eski               Eğitim Fakültesi Öğr. Üyesi 

Süleyman Şenel                                   İTÜ TMDK Sanatçı Öğr. Gör.

Ziver Kaplan                                        İl Kültür ve Turizm Müdürü

Mine Özgür                                          Gazeteci-Yazar

 

SEMPOZYUM DANIŞMA KURULU:

Prof. Dr. Saime İnal SAVİ                   Emekli Öğretim Üyesi

Nail TAN                                            Araştırmacı-Yazar

İlham Teoman Ozanoğlu                      Yargıtay 10.Hukuk Dairesi Onursal Başkanı

Enver Turan                                        Emekli Albay

 

SEMPOZYUM BİLDİRİ KONULARI:

Araştırmacıları bağlayıcı konu başlıkları verilmemiştir. Ancak İhsan Ozanoğlu’nun hayatı, edebi kişiliği, araştırmacılığı, şairliği, gazeteciliği, musiki yönü, yazarlığı, kütüphaneciliği, eserleri ve sempozyumun konu ve amacına uygun bildiriler.

 

 

SEMPOZYUM TAKVİMİ:

 

·        Sempozyum Tarihi                                          14 Şubat 2009

·        Son Başvuru Tarihi                                          01 Ekim 2008

·        Bildirilerin gönderileceği son tarih                     01 Aralık 008

·        02–9 Ocak 2009 tarihleri arasında konaklama ve oturumlarla ilgili ayrıntılı program katılımcıların adresine gönderilecektir.

SEMPOZYUMA KATILIM:

Bildiri sahipleri Sempozyuma katılım koşulları, katılım formu ve bildiri formatına ilişkin bilgi ve belgelere www.kastamonu.gov.tr internet adresinden ulaşabileceklerdir.  

Sempozyuma katılmak isteyenlerin web adresindeki Katılım Formunu doldurarak 1 Ekim 2008 tarihine kadar aşağıda belirtilen faks ve e-posta adresine göndermeleri gerekmektedir.

 

KONAKLAMA VE ULAŞIM: Bildiri sahiplerinin yol, otel ve yemek giderleri Sempozyum Düzenleme Kurulunca karşılanacaktır.

 

 

SEKRETARYA: Numan KARANLIK

 

İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü:

Telefon: 0366 2149795 – 2142218

Faks: 0366 212 44 05

e-posta: ihsanozanoglu37@hotmail.com

 

 

BİLDİRİ FORMATI:

Genel Bilgiler

  • Sempozyum sonrasında bildiriler Sempozyum Düzenleme Kurulu tarafından kitap halinde bastırılacağından basıma hazır tam metni (Word Belgesi, pdf veya ps dosyası olarak) Sempozyum Sekretaryasına posta yoluyla (A4 kâğıda Laser Printer ile yüksek kaliteli baskı modunda basılmış olarak 3 nüsha şeklinde ve CD’ye kayıtlı olarak) göndermeleri gerekmektedir. Bildiri metinlerinin elektronik kopyaları CD yerine e-posta ile de gönderilebilir. Eğer bu yol tercih edilmişse basılı kopyaların gönderilmesi sırasında e-mail ile gönderi yapıldığına dair not eklenilmelidir.

·        Bildiri metinleri ve özetleri üzerinde yer alan her türlü görüş ve düşünce ve yazım hatası açısından sorumluluk tamamen yazarlara aittir.

  • Sempozyum Bilimsel Danışma Kurulu, gerekli gördüğünde yazarlara iletilmek üzere metinler ve özetler üzerinde bazı düzeltme, öneri ve katkılar getirebilirler.
  • Sempozyum'a kabul edilecek bildirilerin seçimi tamamen Sempozyum Danışma Kurulu'nca yapılacak ve bu amaçla kurul üyeleri arasında sanal oturumlar düzenlenebilecektir.

Bildiri Metni Yazım Kuralları

  • Bildiri metini sayfasının yazım alanı olarak A4 kağıdı üzerinde verilen ölçülerle, solda 2.0 cm, sağda 1.5 cm, üstte 2.5, altta 3.0 cm olmak suretiyle yazılacaktır.
  • Bildirinin adı 14 punto, yazar adları 12 punto ve italik olarak yazılmalıdır.
  • Başlık ve yazar adları arasında 0.8 cm, metin arasında 12 mm boşluk bırakılmalıdır.
  • Bütün bölüm ve ara bölüm başlıklarından önce ve sonra bir satır boşluk bırakılmalıdır.
  • Bölüm başlıkları büyük harfle yazılmalı, ara bölüm başlıklarının numarasından sonra nokta verilmemeli ve başlıklar ilk harfleri büyük olacak şekilde yazılmalıdır.
  • Bildiri metinleri, kaynaklar ve şekiller dâhil en az 5 en fazla 12 sayfadan oluşmalıdır.
  • Bildiri metinleri Times New Roman yazı tipi kullanılarak yazılmalıdır.
  • Tablo içermeyen bütün görüntüler (Fotoğraf, çizim, diyagram, grafik, harita v.s.) şekil olarak isimlendirilmelidir. Fotoğraflar yüksek çözünürlülükte (300 DPI) TIFF veya JPEG formatında gönderilmelidir.

Punto Büyüklüğü

Kullanılacak Yerler

               9

Referanslar

               10

Bölüm Başlıkları, ana metin eşitlikler

               12

Yazar Adları

               14

Bildiri Başlığı

 

 

 

 

 

İHSAN OZANOĞLU SEMPOZYUMUNA KATILIM FORMU

Adı, Soyadı            :................................................................

 

Unvanı / Görevi      :................................................................

 

Kuruluşu                 :.................................................................

 

Adres                     :.................................................................

                              ..................................................................                                   

                              ..................................................................

Tel                         :.................................................................                       

Gsm                       :.................................................................

Faks                       :.................................................................

e-posta                   :.................................................................

Sempozyuma katılım şekli:

Sempozyuma aşağıda belirttiğim tercihle katılmak istiyorum.

 Sunulu bildiri

 Poster

 Dinleyici (Bildirisiz)

 Sempozyum reklâm alanlarına reklâm vererek
 

 Bildiri Başlığı       
 :..................................................................

                              ...................................................................

                              ...................................................................

  Konaklama: Konaklama için web sitemizi ziyaret ediniz.
 

İhsan Ozanoğlu Anıldı

5/4/2008 · Kategori: Anma

İhsan Ozanoğlu anıldı

Yazı Boyutu : 8 Punto 10 Punto 12 Punto 14 Punto

Kastamonu'nun yetiştirdiği şair ve yazarlardan olan Çanakkale türküsünün söz yazarı İhsan Ozanoğlu ölümünün yıldönümünde düzenlenen panelle anıldı.

Kastamonu Kültür ve Turizm Müdürlüğü İhsan Ozanoğlu'nu ölümünün 27'inci yıl dönümünde anmak için panel düzenledi.

Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi'nde düzenlenen panele İhsan Ozanoğlu'nun büyük oğlu Yargıtay 10. Hukuk Dairesi eski Başkanı İlhan Teoman Ozanoğlu, Yrd. Doç. Dr. Mustafa Eski, İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarları Müzikoloji Ana Bilim Dalı eski Başkanı Süleyman Şenel ve Kastamonu Askerlik Şubesi eski Başkanı emekli Albay Enver Turan konuşmacı olarak katıldı.

Panel öncesi konuşan Kastamonu Valisi Nurullah Çakır, Kastamonu'nun geçmişine baktığı her geçen gün yeni bir değeri ile karşı karşıya geldiğini söyledi. Cumhuriyetin 100. yılı olan 2023'e kadar Kastamonu'nun vizyonunu belirlemek zorunda olduklarını ifade eden Vali Çakır, İhsan Ozanoğlu'na sahip çıkılarak panelin düzenlenmesini bu anlayışın bir parçası olarak gösterdi.

Nurullah Çakır'ın konuşmasının ardından geçilen panele başkanlık yapan Yrd. Doç. Dr. Mustafa Eski, insanların öneminin yaşarken bilinmesi gerektiğini kaydetti.
İhsan Ozanoğlu gibi bir insanın bir daha dünyaya gelmeyeceğini ileri süren Mustafa Eski, "Ozanoğlu'nun verdiği bilgileri zamanında almadık. Ozanoğlu hayatını kaybettikten yarım asır sonra gazete kupürleri ve değişik kaynaklardan yararlanarak panel yapıyoruz. Ozanoğlu'nun dünya kadar araştırması var. Hiç olmazsa bu araştırmalardan derlenen bir kitap yayınlanması gerekirdi. Bunun yapılmaması Kastamonu'ya yakışmıyor" dedi.

Panelde babasını anlatan İlhan Teoman Ozanoğlu, babasının kısa bir süre içinde hem öksüz hem de yetim kaldığını belirterek zorluklar içinde eğitim aldığını dile getirdi. Teoman Ozanoğlu, "Babam çok yönlü bir insandı. Bu yönlerinden birisi şairliğidir. Diğeri ise müzisyenliğidir.

Dini musikilerin bütün melodilerini bilirdi. Babam halk müziğine kaynak niteliktedir. Halk müziği çok şey borçludur İhsan Ozanoğlu'na. Kahramanlık türkülerinin çoğu ise babama aittir" diye konuştu.

Ozanoğlu'nun bir Cumhuriyet çocuğu olduğunu vurgulayan Süleyman Şenel ise sanatkarların ölmediğini belirterek düzenlenen panelin Ozanoğlu'nun doğumunun 100'üncü yıl etkinliği olarak görülmesini istedi.

Ozanoğlu'nun 2 binden fazla eseri olduğunu ifade eden Şenel, "Ozanoğlu Kastamonu için ömrünü harcamıştır. Şimdi yeteri kadar tanımadığımız Ozanoğlu'nu arşivdeki veriler ortaya çıkınca tanıyacağız" dedi. Şenel daha sonra Çanakkale türküsünü Ozanoğlu'nun kendi sesinden panele katılanlara dinletti. Son konuşmacı Emekli Albay Enver Turan, Ozanoğlu'nun Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı, sosyal devlet anlayışını yüreğinde taşıyan bir insan olduğunu söyledi. Panel, Ozanoğlu'nun yazdığı türkülerin okunması ve Sepetçioğlu halk oyunları ekibinin gösterisi ile son buldu.

iha
Yayın Tarihi : 14 Şubat 2008

« Önceki :: Sonraki »