Sevgili Dost.. / Serdar Nadir IŞIKLI

12/10/2006 · Kategori: Ani

(Mesafe olarak çok uzakta, kalben ise çok yakın olan güzel bir dosttan bir mektup aldım bugün... Dosyalarımda saklı kalmasını istemedim.. Israrlarıma dayanamadı ve yayınlanma iznini kopardım sonunda. Onu sizlerle paylaşmak istedim. Umarım çok beğeneceksiniz. A.Ş)

 

alsah_20060911.jpgSevgili Dost;

 

            Ben her sabah kalkar ilk iş olarak iki gazete alırım. Cumhuriyet ve Birgün. Kendimi bildiğim günden beri bu iki gazetenin ilki hiç değişmemiştir bizim evimizde. Ama öteki bazen Akşam olmuştur, bazen Yeni Ortam, bazen de Demokrat.

 

            Yaşım 52. Yani hani şu insanların 78’ li dediklerinden.

 

            Adım Nadir Serdar Işıklı.

 

            Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi mezunuyum.

 

            Öğrencilik yıllarımızda sorunlarımızı dile getirmek için şimdi her ikisi de rahmetli  olan Mustafa Ekmekçi ve Uğur  Mumcu Ağabeylerin yanına gidip gelirdik. O zaman Cumhuriyet Gazetesi'nin Kızılay'dan Sıhhiye’ ye giderken Zafer Pasajına varmadan bir binanın alt katında bürosu vardı. Uğur Ağabey 12 Mart zindanlarında beraber yattığı Ziraat Fakültesinden arkadaşları, Timur Erman, Nazım Aslan ve Turan Külahoğlu ile cezaevinde geçen günlerini anlatırdı bizlere.

 

            Sonra arkadaşlarımız kurşunlanmaya başlandı. O günlerde kahpe kurşunların hedefi olmanın sebeplerinden birisi de Cumhuriyet Gazetesi okumaktı. Çünkü Cumhuriyet devrimcilerin okuduğu bir gazete idi.

 

            “Cumhuriyet Gazetesi İstiklal Savaşından başlayıp bu güne kadar gericiliğe karşı durmuş güçlerin sesi olma görevini başarıyla yerine getirmiş bir yayın organıdır.” diye düşünürken, geçenlerde Taşköprü Sarımsak Festivali ile ilgili olarak yapılan röportajları hayretler içinde kalarak okudum.

 

            Sizden özellikle rica ediyorum. Kasabalarda festivallerin gündemde oldukları şu günlerde, birileriyle röportaj yapacaksanız o insanların hukuka saygılı, demokrat kişiler olmasına dikkat ediniz. Evet, yaşamları boyunca bir tek kuruşlarını bile Cumhuriyet gazetesine vermemiş kişilerin, hatta hayatların da bir kez bile Cumhuriyet gazetesi okumamış kişilerin gazetenizin özel eklerinde boy göstermeleri (sanki o yöreyi onlar temsil ediyorlarmış gibi), benim gibi hayatı boyunca Cumhuriyet okuru olan birini fazlasıyla üzer.

 

            Önerim, eğer bir kasabada bir etkinlik yapılıyorsa ve orada gazeteniz bir ek çıkartacaksa öncelikle oraya gönderilen arkadaş o yörenin gazete bayiine gidip sormalıdır. ''Arkadaş bu kasabada günde kaç kişi cumhuriyet okuyor?'' diye. Çünkü Cumhuriyet okumak hala yurdumuzda bir yürek işidir. Çünkü Cumhuriyet okuyan kişi hala bazılarını rahatsız eder. Çünkü Cumhuriyet okumak gericiliğe, tekkelere, tarikatlara karşı olmak demektir. Çünkü Cumhuriyet okumak bölücülüğe, bağnazlığa karşı olmak demektir. Cumhuriyet okumak Yurdunu sevmektir. Atatürkçülüktür. Devrimciliktir. Cumhuriyet okumak insan hakkına saygıdır. Hukuka saygıdır. Kutsal sayılan şeyleri oy uğruna kullanmamaktır. Laik olmaktır. Böyle bildik biz.

 

 

            Taşköprü Sarımsak Festivali konusunda röportaj hazırlanacaksa “Sarımsak üreten, pazarlayan kişilerden de Cumhuriyet gazetesi okuru bulunabilirdi.” diye düşünüyorum. Gözüm hep onları aradı. Ama yoktular.

           

           Taşköprü’yü yıllar öncesi görecektiniz. Eğer Taşköprü o haliyle korunmuş olsaydı bugün çok başka olurdu. Türkiye de ev mimarisinin belki de en güzel örneklerini Taşköprü eski konaklarında görebilirdi insanlar. Ama devletin yanlış politikası, belediyelerin yanlış yönetimi viran ettiler güzel Taşköprü’yü. İnsanlar atalarından dedelerinden kalan o güzel ahşap evleri, konakları yıkıp neye benzediği belli olmayan acayip binalar yaptılar üç kuruş rant uğruna.. O güzel elma  bahçeleri dikdörtgen prizması şeklinde hilkat garibelerine bıraktı yerlerini. Hep düşünürüm acaba Türkiye’de üniversitelerin mimarlık fakülteleri, inşaat fakülteleri hocaları Taşköprü’nün o ahşap mimari zenginliğini hiç mi öğretmemişlerdi öğrencilerine. Şimdi hata anlaşıldı, lakin her yer tarumar olduktan sonra. Oy uğruna viran oldu şirin Taşköprü. Kim acaba bunların sorumlusu, kaçak katlara göz yuman belediye yetkilileri mi, belediye yasalarını çıkartan hükümetler mi, o güzelim ahşap evlerini müteahhitlere verenler mi, dışarıya mal satamayan çimento ve tuğla fabrikatörleri mi?

 

           Özelleştirme uğruna Taşköprü iki fabrikasını kaybetti. Senelerin Sümerbank fabrikası ve Taşköprü Seka Kağıt Fabrikası. Çok kısa bir zaman sonra bir üçüncü fabrika olan Kastamonu Şeker fabrikası da pancar ekim alanlarının daraltılması sonucu çalışma hayatına son verecektir sanırım. Şimdi bu değerleri kaybeden Karadeniz’in bu şirin tarihi  ilçesi kaderini Kastamonu’da kurulacak olan Üniversite’ye bağlamış durumda. Bacasız fabrika diyorlar. Ne kadar acı değil mi dostum.      

           

 

 

            On iki eylül öncesi idi. Türkiye’de “festivalin” “f” si bilinmezken Taşköprü sokaklarında bir  grup devrimci genç ellerinde fırçalarla afişleme yapıyorlardı. Afişlerde ne yazıyordu biliyor musunuz? ''SARIMSAĞA TABAN FİAT VERİLSİN.'', ''PANCAR VE KENDİR TABAN FİATLARI YENİDEN AYARLANSIN.''

 

            O gün afişleme yapan gençlerin hemen hepsi şimdi Taşköprü’de yaşıyorlar. O gençler o Atatürkçü, devrimci gençler, 12 Mart zindanlarında çok çile çektiler Taşköprü’yü, Taşköprü köylüsünü ve sarımsağı sevmelerinden  dolayı. 

 

            Aziz dostum,  gazetenizin ekinde bu insanların hiç birini göremedim. Üzüldüm.

 

            Elimde yeniden okuduğum bir kitap var: Nutuk.

 

            Yalnız bir adamın, bir kahramanın kendi ağzından yazılmış bir ulusun yeniden doğuş   destanı. İnanıyorum ki mekânı cennettir. Ondan öğrendiğim tek şey var: En yalnız kalınan zamanlarda bile hayat pahasına da olsa ilkelerden taviz vermemek.

 

            Öyle olmalı devrimciler. Bugün onun emaneti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatmak için kendi sağından medet ummak  onun aziz hatırasına ve tüm devrim şehitlerine saygısızlıktır diye düşünüyorum.

 

            Cumhuriyet tirajını yükseltmek için başka şeyler yapmalıdır.

 

            Bu gün gittim ve iki gazete aldım yine:

 

            Cumhuriyet ve Birgün.

           

            Cumhuriyetin ilk sayfasında tanıdık bir yüz:

 

            Çilekeş bir ablanın ELİF BACI’NIN (*) elinde yakışıklı bir erkek fotoğrafı.

 

            Ziraat fakültesinden arkadaşımız, aynı evi paylaştığımız, can yoldaşımız Antakyalı Sabit Torun’un resmi. Faşistler tarafından katledilen Sabit Torun'un resmi.

 

            Vurulduğu gün parkasının cebinden kanlara bulanmış bir Cumhuriyet gazetesi çıkan Sabit Torun’un ve ''BEN KARDEŞİMİ İSTİYORUM'' diyen ELİF'İN resmi.

 

            Sabit Torun Taşköprü’de Sarımsağın afişini asan gençlerin arkadaşıydı ve onların bir kısmıyla aynı evi paylaşıyordu. Vurulmadan bir akşam önce saz çalmış ve Türkü söylemişlerdi beraberce. Çok güzel çalar ve söylerdi Çanakkale Türküsünü Sabit.  

           

            Hayat ne kadar acı değil mi dostum. Kimileri bu vatan için canlarını verdiler kahpe kurşunlara, kimileri 12 Eylül işkence hanelerinde, Kastamonu et balık kurumunun soğuk depoların da gözleri kanlı paçavralarla kapatılarak acılar çektirildiler. ’’Size ne ulan sarımsak, pancar, kendir fiyatları’’ denerekten.

 

          Burada Rahmetli Rıfat Ilgaz Hocamı bir kez daha rahmetle ve saygıyla anıyorum. Kastamonu soğuk hava depolarında o da sorgulanmıştı ilerleyen yaşına rağmen.

 

           Ben duygularımı yazmaya çalıştım. Takdir sizindir Cumhuriyet  yazarları. Ben son nefesime kadar CUMHURİYET okurluğuna devam edeceğim. Size saygılar sunuyor ve başarılar diliyorum.                                                       

 

Serdar Nadir IŞIKLI

 

_______________________________________________________

 

(*)  12 Eylül darbesi 78'liler Girişimi'nin öncülüğünde düzenlenen gösterilerle lanetlendi

12 Eylül darbesinin yıldönümünde 78'liler Girişimi'nin, sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle düzenlediği eylemlerde darbecilerin yargılanması istendi. İstanbul'da 78'liler Girişimi öncülüğünde planlanan yürüyüş polis tarafından engellendi. Ankara'daki yürüyüş sırasında gruptakiler, 12 Eylül sırasında ölenlerin fotoğraflarını taşıdı.

'Darbeciler yargılansın'

**İstanbul'da 78'liler Girişimi öncülüğünde Galatasaray'dan yapılması planlanan ''12 Eylül Yürüyüşü'' polis tarafından engellendi. Galatasaray Meydanı'nda yapılan kitlesel toplantıda askeri darbenin etkilerinin hâlâ sürdüğü vurgulandı.

Haber Merkezi - 78'liler Girişimi'nin, sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle Ankara, İzmir ve İstanbul'da düzenlediği eylemlerde ''12 Eylül darbecilerinin yargılanması'' istendi.

İstanbul'da 78'liler Girişimi öncülüğünde Galatasaray'dan Dolmabahçe'ye kadar yapılması planlanan ''12 Eylül Yürüyüşü'' polis tarafından engellendi. Galatasaray Meydanı'nda yapılan kitlesel toplantıda askeri darbenin etkilerinin hâlâ sürdüğü vurgulanarak ''12 Eylül darbecileri yargılansın'' denildi. 78'liler Girişimi'nin düzenlediği yürüyüşe katılmak üzere DİSK, Sosyalist Demokrasi Partisi, ÖDP, DTP, EMEP, TMMOB ile çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, üyeleri ve çok sayıda 12 Eylül mağduru 78'li, ''12 Eylül askeri harekâtı sırasında hayatını kaybedenlerin'' fotoğraflarını taşıyarak Galatasaray'da toplandı. ''Gün gelecek devran dönecek, darbeciler halka hesap verecek'' , ''Darbeci paşalar, ABD'li uşaklar'' sloganları atarak yürüyüşe geçmek isteyen topluluğun önü İstiklal Caddesi girişinde kesildi. Emniyet güçlerinin ''yasalara aykırı olduğu'' gerekçesiyle engellediği yürüyüş, Galatasaray'da mitinge dönüştü.

78'liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can , 12 Eylül darbesinin üzerinden 26 yıl geçmesine karşın Türkiye'nin geçmişiyle bir hesaplaşmaya giremediğini belirterek ''Geçmişi değerlendirme derinliğimiz olmadığından, geleceği görme ufkuna sahip olamıyoruz. Öyleyse darbecilerle toplumsal suç ortaklığını reddedelim'' dedi. Demokrasiyi kurma ve kollama adına darbe yapanların, dünyanın en köklü ve kalıcı darbe rejimini kurduğunu ve bugün ülkenin geleceğini yeniden kurmak için darbecilerin yargılanması gerektiğini belirten Can, şunları söyledi:

''Darbeciler, yurttaşlarımıza, ülkemize ve insanlığa karşı sayısız suç işlediler. Anayasaya, kendilerini hukuk ve adaletten 'koruyan' geçici 15. maddeyi eklediler. 'Sürekli cezasızlık durumu' yaratarak adaletten kaçtılar.''

DİSK Genel Sekreteri Musa Çam' ın katılarak destek verdiği toplantı, eski KESK genel başkanlarından Sami Evren ve ÖDP, KESK, TKP, EMEP, TMMOB ve İHD temsilcilerinin konuşmalarıyla sonra erdi.

İzmir'de gösteriler

İzmir'de Bornova Stadyumu önünde toplanan kalabalık, askeri darbe döneminde yaşamını yitirenlerin fotoğraflarını taşıyarak Cumhuriyet Alanı'na dek yürüdü. Burada konuşan Ege 78'liler Derneği Başkanı Servet Ali Çınar , askeri darbeyi gerçekleştirenlere hesap sormak için alanlara çıktıklarını söyledi. Darbecilerin Türkiye'ye ve insanlığa karşı suç işlediğini söyleyen Çınar, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, yeni darbecilerin çıkmaması için cuntacıların ve işkencecilerin yargılanması gerektiğini vurguladı. Çınar, şunları dedi:

''Darbe yapar yapmaz parlamentoyu kapattınız. Toplumsal muhalefeti şiddetle bastırdınız. Birkaç sendika dışında tüm sendikaları kapattınız. İşçi ve memur ücretlerini dondurdunuz. Ülke ekonomisinin kamu denetimini yok sayarak vahşi kapitalizmin pazarına sürdünüz. Türkiye'nin aydınlık geleceğinin önünü kestiniz. 26 yıl sonrasının gerçeği şu; demokrasiyi kurma ve kollama adına yaptığınız darbeden demokrasi çıkmadı. Suçlusunuz!''

Ankara'da yoğun güvenlik

Ankara'da, Sıhhiye Meydanı'nda 78'liler Derneği'nin düzenlediği ''12 Eylül Darbecileri Yargılansın'' mitingine katılmak üzere sabah saatlerinde tren garında toplandıktan sonra yürüyüşe geçen DİSK, Sosyalist Demokrasi Partisi, ÖDP, DTP, EMEP, Halkın Kurtuluşu Partisi, TMMOB ile çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, Talat Paşa Bulvarı üzerinden yürüyerek Atatürk Bulvarı'na çıktı.

Çevik kuvvet polisinin yoğun güvenlik önlemi aldığı yürüyüş sırasında gruptakiler, ellerinde 12 Eylül askeri harekâtı sırasında hayatını kaybeden kişilerin fotoğraflarını taşıdı.

Eylemciler, yol boyunca ''Devrim şehitleri ölümsüzdür'', ''Darbeciler halka hesap verecek'' , ''Yaşasın devrim ve sosyalizm'' sloganları attı.

Eylemciler, TRT Ankara Radyosu önüne geldiklerinde, 12 Eylül Askeri Harekâtı sırasında darbe bildirisinin burada okunduğunu belirterek buna karşı darbeyi gerçekleştirenlerin yargılanmasının talep edildiği ''Demokrasi Bildirisi'' ni okudular.

Daha sonra yürüyüşlerine devam eden gruptakiler, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi önünden geçerken okulda sınav olduğu gerekçesiyle sloganlarına ara verdi. Mitinge katılanlar, Sıhhiye Köprüsü altında oluşturulan polis noktasında üst aramaları yapıldıktan sonra alana alındı.

Mitingi düzenleyen Darbe Karşıtı Platform adına okunan açıklamada, 26 yıl önce gerçekleştirilen darbenin Türkiye'yi karanlığa mahkûm ettiği vurgulandı. Açıklamada ayrıca askeri harekât sırasında binlerce gencin öldüğü öne sürülürken, darbeyi gerçekleştirenlerin adalet karşısına çıkarılması gerektiği belirtildi.

Açıklamanın ardından düzenlenen konserin sona ermesiyle mitinge katılanlar Sıhhiye Meydanı'ndan ayrıldılar.

 

Cumhuriyet 11.09.2006

                                                         Taşköprü'den Bakış    

 

Nadir Serdar Işıklının Diğer Yazıları:

 

18/10/2006 - BİR TAŞKÖPRÜ NOSTALJİSİ / NADİR SERDAR IŞIKLI

SON SU BİRİKİNTİSİNDE PUSUYA YATMIŞ TİMSAHLAR/ H. İhsan SÖNMEZ

22/12/2005 · Kategori: Ani

SON SU BİRİKİNTİSİNDE PUSUYA YATMIŞ TİMSAHLAR

 

 

'Evvel zaman içinde' diye başlayan bir masalı, anlatıcı ihtiyarın ağzından defalarca dinlemişti.Bu dünyada yaşadığı cennetten çıkışı, o günlere rastlıyordu. Dört yaşındaydı.Yüzyıllık, üç katlı, bir büyük  konağın üst katındaki güney cepheli odada her gece yatışında, o ihtiyarın anlattığı masalları düşünür, babaannesinin kendisine öğrettiği kutsal metinleri mırıldanarak uykuya dalardı.

     Yaşadığı Anadolu kasabasının, kuzey dağlarının engin ve yeşil sessizliği içinde bir köy vardı. Kuzlan derlerdi adına.Güneş almayan yer anlamına geliyordu.Güneş bu köyde çam ağaçlarının arkasına saklanır, ara sıra köy evlerinin çatılarına  göz kırpardı. Mehmet Dede bu köyde yaşardı. On beş günde ya da ayda bir pazara gelirdi. Her hafta cuma günü kasabanın pazarı kurulur, yüzlerce köylü yaz- kış kasabaya gelip giderdi.Köylüler kış aylarında köyden inerken at ve eşeklerine odun yükler, kasabanın sakinleri onları gözler pazarlık usulü alınan odunlar evlerin önüne boşaltılır, parasını alan köylüler şeker,pirinç,tuz gibi bulunabilen yiyecekler ile tütün, birinci, ikinci ve üçüncü markalı sigaraları alarak akşam üstü köylerine dönerdi.Bahar ve yaz aylarında kasabaya inişte  bakır kaplarda bir gece önce uyutulmuş yoğurtlar, örülü sepetler içinde saman arasına konulmuş köy yumurtaları getirilir, merkeplerin kaba örümlü heybelerinde buğday ve arpa bulunurdu.Yoğurt pazarı, yöresel cember giymiş kadınların sıra sıra dizildiği bir sokak başıydı. Az ilerdeki tahıl pazarında bir hengamedir sürüp giderdi. Bilindik hanlar dolup taşardı. Günün, kuşluk vaktine bile kalmayan ilk pazarı, hayvan pazarıydı. Köylerden getirilen hayvanlar burada satışa çıkarılırdı. Köylülerin asıl geçimi de bu hayvanlara bağlıydı. Yöreye çevreden gelen celepler "Kurak Afrika sahrasının, son su birikintisinde pusuya yatmış timsahlar" misali köylüler daha pazara girmeden türlü celep oyunlarıyla hayvanları kaparlardı.Kocaman elleriyle beygirlerin,sığırların ağzı açılır dişlerinden yaşı tespit edilirdi. Hayvanların yaşlı olduğunu söylemek celep maskaralığından sayılırdı. Sığırların sırtı kontrol edilir, kekik otuyla besili hayvancıkların kemiklerini sayılır ve hayvan sahibine anlamsız bakılarak fiyat kırılır, ama mutlaka bir yol bulunup hayvan alınırdı. Bütün mesele  hayvanı değerinin çok altında bir edere almaktı.Ne de olsa köylü saftı.

     Mehmet Dede, kasabaya geldiği günlerde, merkebi yedeğinde Tuzla tepesini yavaş yavaş çıkar, tarabaların arkasına çakılı dikmelere hayvanın yularını bağlayıp kendisini taşımaktan yorgun bastonunu eline alarak, hürüyemez elma ağacının önündeki kapıdan konağın bahçesine girdiğinde onu gören Timanitisli Çocuk koşarak yanına gider bastonuna yapışarak daha oracıkta masal anlatmasını isterdi. Henüz soluklanmamış mahçup ve sevimli ihtiyar çeşmenin hemen önüne oturur, ilk masalını anlatırdı. Sonra, babaannesi kuzeni Mehmet Dedeyi konağa davet ederdi. Birlikte ilk basamaklar çıkılır, üst kat merdivenleri aşılır ve misafir odasına girilirdi.Yoldan gelen Mehmet Dede yorgun haliyle sedire oturur ve sonra köyde olup bitenleri anlatırdı.Çocuk ikide bir sözün arasına girer ve en sevdiği ancak ismini hiçbir zaman öğrenemediği bir Keloğlan masalını anlatmasını dededen isterdi.O da dayanamaz anlatırdı.

     "Köyün birinde bir keloğlan, karısı ve annesi yaşarmış.Öyle fakirlermiş ki sormayın gitsin.Yiyecek ekmeklerinin kalmadığı bir gün Keloğlan annesine " Ana damdaki öküzü satalım da buğday alalım" demiş annesi de çaresiz kabul etmiş.Ertesi sabah öküzü yedeğine alan Keloğlan pazarın yolunu tutmuş. Yolda ilk celep karşısına çıkmış öküzün sağına soluna baktıktan sonra pazarlık etmişler, tam satın alacağı sırada celep " Bak Keloğlan öküzünü alırdım ama kulakları ve boynuzları var onlar olmasaydı benim öküze denk olurdu " demiş bunun üzerine keloğlan " Ondan Kolay Ne var" diyerek öküzün boynuzlarını ve kulaklarını kesmiş ama celep öküzü almaktan vazgeçmiş.Keloğlan hem üzülmüş hem de yürümüş bu seferde ikinci celep karşısına çıkmış.Öküzü inceledikten sonra Keloğlan'a dönerek " Keloğlan iyide bunun kuyruğu var olmasaydı benim öküzün yanına koşardım " demiş.Keloğlan yine aynı şeyi yaparak öküzün kuyruğunu kesmiş ama adam almaktan vazgeçmiş. Hayvanı satamadan köye dönen Keloğlan olanları annesine anlatmış ve çok üzülmüş.İntikam almaya kararlı olan Keloğlan ertesi gün ormandan iki tavşan yakalar ve eve döner.Annesine yemek hazırlamasını söyler ve tavşanın birini evde bırakıp diğerini alarak ilk adamı rastladığı tarlaya gider ve onu bulur. Adamın yanında tavşana şunları söyler " Hadi oğlum eve git annene söyle yemek yapsın misafirimiz var der ve tavşanı bırakır.Tavşan eve doğru değil de ormana doğru koşmaya başladığında olup biteni anlamaya çalışan adam Keloğlan'a " Bak tavşan ormana gidiyor "der, keloğlanda tavşanın köpekten korktuğunu dolaşarak eve gideceğini söyler ve adamla birlikte eve  gelirler.Evde yemekler hazırlanmış ve bir tavşanın evde olduğunu göründe adam dayanamaz ve yüklü bir paraya tavşanı satınalır.Adam evine varır ve aynı denemeyi yapınca bıraktığı tavşan bir daha geriye dönmez.Bu arada Keloğlan boş durmaz diğer adama haber ulaştırır ve evine misafir eder.Daha önce karısının boğazına kan doldurulmuş bağırsak saran Keloğlan yemeği bahane ederek misafirin yanında karısının boğazını keser, kadında yere ölü gibi yatar.Keloğlan kavalını eline alır ve çalmaya başlar." Kalk hadi kalk kalk" düttürü düt düt" Bunun üzerine  kadın kalkar, adam hayretler içinde kalır ve inanılmaz bir miktara kavalı satın alır.Adam evine gittiğinde karısının üzerinde aynı denemeyi yapar ancak kalkan olmaz.Sonunda Keloğlan öcünü böylece almış olur.Siz siz olun kimseyi kandırmayın der ve masal biter"      

          Birkaç saatlik dinlenmeden sonra sevimli ihtiyar konaktan ayrılırdı.Aynı masalı ondan tekrar dinleyebilmek için gidişine üzülen Timanitisli Çocuk, onu bahçe kapısının eşiğinde gözden kaybolana kadar takip ederdi.

            Bu gelişler iki yıl sonra kesildi, çünkü Mehmet Dede hastaydı köyden gelemiyordu.İlkokula başlayan Çocuk bir daha aynı masalı dinleyemedi.Ortaokuldan sonra askeri liseye gitti. Görevli olduğu Karlıova'ya (Bingöl) önce Mehmet Dede'nin sonra da babaannenin vefat haberi günler sonra ulaştı.İkisi de Kasabanın İslamderesi mevkine defnedilmişti. Hüvelbaki "Babaanne" Cıdalcıkızı Selvare 1311-1985,"Mehmet Dede" Mehmet Çapraz 1310 – 1982, Niçin katıldığını bilmediği bir savaşın(Kore) Gazisiydi.  Vatan borcu böyleydi işte, ne yazık ki cenazelerinde bile bulunamamıştı. Mehmet Dede'nin anlattığı masaldan, hatırladığı tek şeyse, onun bastonunu ağzına götürerek yaptığı Keloğlan'ın kaval çalma taklidiydi.

     Aradan dört on yıl geçmişti. Ankara'da yaşıyordu artık ve üstelik emekli olmuştu.O sevimli ihtiyarın edebî kişiliğindeki yerini tespite çalışan Timanitisli Çocuk aylarca süren bir çalışmadan sonra masalın aslını yazılı bulmuştu. Mehmet Dede olasıdır ki celeplerden muzdarip köylünün Keloğlan ismini almış isimsiz kahramanını anlatmış meğerse, üstelikte günümüze bastonunu vurarak.Masal bulunmasına bulunmuştu ama göç nedeniyle köyde tek bir insan bulunamamıştı.Ortalıkta ne kuyruklu ne de kulaksız bir öküz vardı.Memleketin celepleri ise boynuzunu, kulağını ve kuyruğunu kestirdikleri ülkeyi almaya değil satmaya çalışıyordu. Çarkı döngü ; beygir gücü, küre ve sel. Ne denirdi ki zaten işte bir varmış bir yokmuş,hepsi bu.

 

« Önceki :: Sonraki »