28 02 2012

28 Şubat'ın Aktörleri Bugün Ne Yapıyor?

28 Şubat Kararları

28 Şubat 2002, Perşembe

Milli Güvenlik Kurulu'nun Necmettin Erbakan başkanlığındaki 54. hükümetin istifasına yol açan toplantısında alınan 18 maddeden oluşan kararı .

1-Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni hedef alan rejim aleyhtarı faaliyetler karşısında ödün verilmemelidir. Anayasa'nın 174. maddesinde koruma altına alınan Devrim Kanunları'nın ödün verilmeden uygulanması esastır. Hükümet, icraatında Devrim Yasaları'na uygunluğu sağlamakla görevlidir.

2- Savcılar, Devrim Yasaları'nın ihlalini oluşturan davranışlar karşısında harekete geçmelidirler. Yasaları ihlal eden dergahlar kapatılmalıdır.

3- Sarık ve cüppeli giyim şeklinin özendirildiği görülmektedir. Kılık ve kıyafetleri bu yasaya ters düşen kişilerin onurlandırılmamaları gerekir.

4- Anayasa'nın 163. maddesinin kaldırılmasının yarattığı hukuki boşluklar, irticai akımların ve laikliğe aykırı tutumların güçlenmesine yol açmıştır. Bu boşlukları telafi edecek yasal düzenlemeler getirilmelidir.

5- Eğitim politikalarında yeniden Tevhidi Tedrisat Kanunu ruhuna uygun bir çizgiye gelinmelidir.

6- Temel eğitim 8 yıla çıkarılmalıdır.

7- İmam - hatip okulları toplumdaki bir ihtiyacı karşılamak üzere kurulmuşlardır. Bu ihtiyacın fazlası olan imam hatip okulları, meslek okullarına dönüştürülmelidir. Ayrıca kökten dinci grupların kontrolünde olan Kuran kursları kapatılarak, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda düzenlenmelidir.

8- Devlet dairelerinde ve belediyelerde kökten dinci bir kadrolaşma hareketi sürdürülmektedir. Hükümet, bu kadrolaşmanın önüne geçmelidir.

9- Cami yapımı gibi dini konuları siyasi amaçlar için istismar etmeye dönük olan her türlü davranışlara son verilmelidir.

10- Pompalı tüfekler kontrol altına alınmalı ve gerekirse pompalı tüfek satışları yasaklanmalıdır.

11- İran'ın Türkiye'deki rejimi istikrarsızlığa itmeyi amaçlayan çabaları yakın takibe alınmalıdır. İran'ın Türkiye'nin içişlerine karışmasını önleyici politikalar uygulanmalıdır.

12- Yargı mekanizmasının daha etkin çalışmasını sağlayacak ve yargı bağımsızlığını güvence altına alacak, hükümetin tasarruflarından koruyacak düzenlemeler bir an önce getirilmelidir.

13- Son dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını hedef alan tahriklerde büyük artış gözlenmektedir. Bu sataşmalar TSK içinde rahatsızlığa yol açmaktadır.

14- İrticai faaliyetlere karıştıkları için TSK'daki görevlerine son verilen subay ve astsubayların belediyelerde istihdam edilmelerinin önüne geçilmelidir.

15- Partilerin belediye başkanları ve il, ilçe yöneticilerinin konuşma ve davranışları da Siyasi Partiler Yasası'nın sorumluluk alanına sokulmalıdır.

16- Tarikatların denetimindeki finans kuruluşları ve vakıflar aracılığıyla ekonomik güç haline gelmeleri dikkatle izlenmelidir.

17- Laiklik aleyhtarı yayın çizgisi olan TV kanalları ve özellikle radyo kanallarının verdikleri mesajlar dikkatle izlenmeli ve bu yayınların Anayasa'ya uygunluğu sağlanmalıdır.

18- Milli Görüş Vakfı'nın bazı belediyelere yaptığı usulsüz para transferleri durdurulmalıdır.

  10 yıl sonra 28 Şubat'ın Aktörleri Bugün Ne Yapıyor?

28 Şubat 1997'de RP-DYP koalisyonunu düşüren MGK bildirisinin hedef aldığı iki politikacı bugün başbakan ve cumhurbaşkanı. Bildiriyi oluşturan askerler farklı yerlerde.

Erhan ÜSTÜNDAĞ

erhan@bianet.org

İstanbul - BİA Haber Merkezi

28 Şubat 2008, Perşembe

28 Şubat 1997'de Milli Güvenlik Kurulu (MGK) hükümetin uygulamalarını eleştiren ve "irticai faaliyetlere karşı" mücadele çağrısı yapan 18 maddelik bir bildiri yayınladı.

Refah Partisi (RP) ve Doğruyol Partisi (DYP) koalisyonu iktidardaydı. RP Genel Başkanı ve başbakan Necmettin Erbakan 18 Haziran'da istifa etti.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, iki parti arasındaki protokolü dikkate almayarak yeni hükümeti kurma görevini başbakan yardımcısı, DYP başkanı Tansu Çiller yerine Anavatan Partisi (ANAP) genel başkanı Mesut Yılmaz'a verdi.

Basında 1 Mart 1997'de "Radikal dinci faaliyetlere ilişkin MİT raporunun ele alındığı tarihi MGK toplantısı" diye geçen toplantıya şu adlar katılmıştı:

Demirel, Erbakan, Genelkurmay Başkanıİsmail Hakkı Karadayı, Çiller, Milli Savunma BakanıTurhan Tayan, İçişleri BakanıMeral Akşener ve kuvvet komutanlarının yanı sıra Dışişleri Müsteşarı Onur Öymen, MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Necdet Seçkinöz, MGK Genel Sekreteri Orgeneral İlhan Kılıç, Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel, Olağanüstü Hal Bölge Valisi Necati Bilican, Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral Çetin Taner ve MGK Genel Sekreter Başyardımcısı Korgeneral Necdet Timur.

Yeni hükümet 

12 Temmuz'da ANAP, Demokratik Sol Parti (DSP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) koalisyonu kuruldu.

MGK bildirisinde belirtildiği şekilde 14 Ağustos'ta zorunlu temel eğitim sekiz yıla çıkarıldı. İmam Hatip liseleri de dahil, meslek liselerinin ortaokul bölümleri kapatıldı.

Yargıtay başsavcısı Vural Savaş, 21 Mayıs'ta RP aleyhine kapatma davası açtı. Anayasa Mahkemesi 18 Ocak 1998'de RP'yi kapadı; partinin mallarına el konuldu; Erbakan ve altı partiliye beş yıl parti üyeliği yasağı geldi.

Recep Tayyip Erdoğan 

Aynı yıl kasımda eski RP'li Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Belediye Başkanlığı düşürüldü. Erdoğan, 12 Aralık 1997'de Siirt'teki mitingde okuduğu bir şiir nedeniyle mahkum oldu. RP'nin ardından kurulan Fazilet Partisi'nin (FP) de kapatılmasının ardından Saadet Partisi'ni (SP) kuran grupla ayrışarak 2001'de Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) kurucuları arasında yer aldı.

Parti 2002 seçimlerinde iktidara gelirken Erdoğan siyaset yasağı nedeniyle seçime giremedi; daha sonra Siirt'te Fadıl Akgündüz'ün milletvekilliği düşürülünce seçildi ve başbakan oldu. 2007 seçiminde de iktidarda kaldı.

Abdullah Gül

28 Şubat 1997'de Devlet Bakanı ve Hükümet Szöcüsü'ydü. 1999 seçimlerinde FP'den Meclis'e girdi. Refah-Yol hükûmeti döneminde devlet bakanlığı yaptığı dönemde 1 milyar 652 milyon lirayı şahsi harcamaları için kullandığı nedeniyle mahkum oldu. 2000'de FP Genel Kurulu'nda Recai Kutan'ın karşısına başkan adayı olarak çıktı; az farkla kaybetti.

AKP kurucuları arasında yer aldı. 2002 seçimlerinden sonra Erdoğan'a devredene kadar başbakanlık yaptı. Daha sonra Dışişleri Bakanı oldu. 2007'de Cumhurbaşkanı seçildi.

Çevik Bir ve "andıç"

MGK bildirisi yayınladığında Genelkurmay 2. Başkanı olan Çevik Bir, Ağustos 1999'da 1. Ordu Komutanlığından emekli oldu. Bir'in, ordu içindeki yasa dışı "Batı Çalışma Grubu"nun kurucularından olduğu ortaya çıkarıldı. Grup, "irticai faaliyette bulunanları" fişliyordu.

25 Nisan 1998'de Hürriyet ve Sabah gazetelerinde PKK itirafçısı Şemdin Sakık'ın ifadelerine dayanılarak aralarında gazetecilerin de bulunduğu bir grup ismin "PKK destekçisi" olduğu yazıldı. 2000'de bu ifadenin sahte olduğu, Genelkurmay'ca psikolojik harekat çerçevesinde sızdırıldığı ortaya çıktı. O dönem bu yüzden işlerinden atılan Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birand bugün köşelerinde konuya değinmezken; Nazlı Ilıcak "28 Şubat'ta halkı korkuttular" başlıklı bir yazı yazdı. O haberlerde ismi geçen ve silahlı saldırıya uğrayan Akın Birdal bugün milletvekili.

Bir hakkındaki iddialar nedeniyle yargılanmadı; onun yargılanmasını isteyen gazeteci-yazar Ahmet Altan mahkeme önüne çıkarıldı. 1999'da Cumhurbaşkanı adayı olduğunu açıklayan.Bir'in 2001'de Cumhuriyet gazetesi yönetim kuruluna girdiği iddia edildi. 

Bir ayrıca, 28 Şubat MGK toplantısında da bulunan dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müşteşarı Sönmez Köksal'la birlikte bir güvenlik şirketi de kurdu

Erol Özkasnak 

Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak, o dönemde basına ve yargı mensuplarına verilen brifingleri yönetti. Ağustos 2000'de emekli oldu. 2001'de verdiği röportajda "Tek bir mermi atılmadı, tek bir burun kanamadı. Tıpkı NATO'nun Varşo Paktı'nı teslim alması gibi" dedi. Özkasnak, "post-modern darbe" teriminin sahibi.

İsmail Hakkı Karadayı 

Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı bir sene sonra 30 Ağustos'ta yaş haddinden emekli oldu. Karadayı, birkaç ay önce Milliyet'e verdiği röportajda görev süresi boyunca PKK'yle yapılan mücadeleyi anlattı.

Necmettin Erbakan

RP'ye yapılan hazine yardımını iade etmeyerek sahte makbuzlarla harcanmış gibi gösterdikleri gerekçesiyle, 60'tan fazla parti yöneticisiyle birlikte mahkum oldu. 2005'te yapılan bir yasa değişikliğiyle cezaevine girmekten kurtuldu; cezasını evde çekiyor.

Vural Savaş 

Vural Savaş RP'ye açtığı davada Batı Çalışma Grubu'na ait belgeleri kullandı. FP'nin kapatılması konusundaki ek delillerinin arasına izinsiz dinlenmiş telefon kasetini koydu. 1999'da "Cumhuriyeti korumak için" Anayasal özügrlüklerin kısıtlanmasını istedi. 2001'de Emekli olduktan sonra Aydınlık'ta yazdı. DSP'ye girdi, 2003'te istifa etti. 2004'te "Erbakan Erdoğan'dan iyidir" dedi. (EÜ/TK)

Dilipak 28 Şubat Yazısından Beraat Etti

Gazeteci Dilipak, beş yıldır süren 28 Şubatın Neresindeyiz? yazısından TSKyi tahkir ve tezyif iddiasıyla yargılandığı davada beraat etti. Yazısında suç kasti bulunmadığını savunan Dilipaka duruşma savcısı ve mahkeme de katıldı.

Erol ÖNDEROĞLU

erolonderoglu@gmail.com

İstanbul - BİA Haber Merkezi

21 Aralık 2006, Perşembe

Bir yazısında "postmodern darbe" olarak nitelendirilen 28 Şubat sürecini eleştiren gazeteci-yazar Abdurrahman Dilipak, bir yazısından "Türk Silahlı Kuvvetleri'ni tahkir ve tezyif" iddiasıyla yargılandığı dava sonucunda beraat etti.

2001 yılında "Cuma" dergisinde yayımlanan "28 Şubat'ın Neresindeyiz?" başlıklı yazısındaki "Brifingci paşaların gerçek yüzleri ortaya çıktı" sözleri nedeniyle suçlanan Dilipak, cezalandırılmasını isterken savcı beraatini istedi.

Dilipak: Kimse şikayet etmedi TSK şikayet etti

Emekli olduktan sonra bazı batık bankalara danışman ya da yönetim kurulu üyesi olan emekli generallerle yönelik sözleri nedeniyle ilk önce Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmaya başlayan Dilipak, yasa değişikliği olunca Bağcılar 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkmaya başlamıştı.

Davanın karar duruşmasının görüldüğü önceki gün (19 Aralık) savunmasını sunan Dilipak, yazısında suç kastı ve suç unsuru bulunmadığını ileri sürdü.

"Eğer bu yazı suçsa, ben bu yazıyı daha önce aynen iki kez daha yayımladım. İki kez de 'brifingci paşalar' yerine 'brifingci öğretim üyeleri' ve 'brifingci Tapu kadastro memurları' diye yayımladım. Kimse dava açmadı. Eğer cezalandırılacaksam artırılmış ve ağırlaştırılmış şekilde cezalandırılmam gerekir."

Savcı ve mahkeme: Suç kastı yok

Bir insana yapılan bir haksızlığın tüm topluma yöneltilmiş bir tehdit olduğunu savunan Dilipak, davanın dört yıl sürmesinin kendisi için bir ceza olduğunu, sıradan gerekçelerle kendisi üzerine baskı kurulduğunu ifade etti.

Dilipak'tan sonra esas hakkındaki mütalaasını sunan duruşma savcısı, suç kastı bulunmadığını, ifadelerin eleştiri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, "TSK da dahil tüm kamu kişi ve kuruluşlarının demokratik anlamda eleştiriye açık" olduğunu, suçun unsurlarının oluşmadığı yönünde görüş bildirdi. Mahkeme hakimi de, savcılığın bu talebine uyararak yazarı beraatine karar verdi. (EÖ/KÖ)

28 ŞUBAT VE SOL Sol 28 Şubat'a Nasıl Bakıyor?

ÖDP, EDP, EMEP ve ESP Genel Başkanları, 28 Şubat'ın 15. yıldönümünde, "postmodern darbe"ye nasıl baktıklarını ve bugünün siyasi yapısında 28 Şubat'ın rolünü anlattı.

Ekin KARACA

ekin@bianet.org

İstanbul - BİA Haber Merkezi

28 Şubat 2012, Salı

BU HABERİN UZANTILARI

 

28 Şubat darbesinin üstünden 15 yıl geçti. Dönemin yetkilileri tarafından "balans ayarı" olarak tabir edilen 28 Şubat'ın bin yıl süreceği ileri sürülüyordu.

Kimine göre bin yıl sürmesi beklenen 28 Şubat on yıl bile sürmezken, kimileri de 28 Şubat'ın bir proje olduğunu ve bugünün siyasi yapısının 28 Şubat ürünü olduğunu, dolayısıyla 28 Şubat'ın tüm hızıyla sürdüğünü ileri sürüyor.

bianet'e konuşan Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Genel Başkanı Alper Taş, 28 Şubat'ın sadece Türkiye'ye değil, Ortadoğu coğrafyasına yönelik emperyalist bir proje olduğunu iddia ederken, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Selma Gürkan, 28 Şubat'ın araçlarının el değiştirdiği ve o sürecin aynen devam ettiği görüşünde.

Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, şu an militarist yapıyla kaynaşmış bir AKP iktidarı ile karşı karşıya olduğumuzu ifade ederek, AKP'nin darbecilerle hesaplaşmak yolunda kayda değer ne yaptığı sorusunu soruyor.

Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) Genel Başkanı Ferdan Ergut ise 28 Şubat'ın en önemli sonucunun AKP'nin yükselişi olduğu görüşünde.

Taş: 28 Şubat emperyalist bir projedir

Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo 28 Şubat'ın eseridir. 28 Şubat'ı sadece Türkiye özelinde düşünmemek lazım. Bu süreç AKP'yi doğurdu ve AKP de bölgeye ılımlı İslam modeli olarak sunuldu.

12 Eylül, radikal İslam'ın güçlenmesine yol açtı. Anti-batıcı radikal İslam'ın önü de 28 Şubat ile kesilerek ılımlı İslam'ın önü açıldı. Bu süreç de AKP'yi doğurdu.

11 Eylül saldırılarının ardından radikal İslam'ın tasfiye süreci hızlandı. Sadece Türkiye değil, Ortadoğu'da da bu sürecin hızlanmasıyla birlikte, batıyla barışık yeni ılımlı İslam modeli yaratılmaya çalışıldı. Dolayısıyla hem 28 Şubat hem AKP sadece Türkiye'ye değil, bu coğrafyaya yönelik emperyalist bir projedir.

AKP ile radikal İslam tasfiye edilirken aynı zamanda Ergenekon operasyonları ile de radikal Kemalizm'in önü kesildi. Neticede yeni bir rejim yapılandırıldı.

Gürkan: AKP 28 Şubat'tan besleniyor

28 Şubat darbesinin üstünden 15 yıl geçti. AKP, 28 Şubat'ın mağduru olarak siyaset sahnesine çıkmıştı. Ama uygulamalar açısından baktığımızda darbe dönemi uygulamalarının devam ettiğini görüyoruz. Yargı sisteminde, hukuk sisteminde, emniyetin uygulamalarında bu böyle. Bütün bunların toplamı üzerinden baktığımızda darbe dönemlerini aratmayan uygulamalar söz konusu.

AKP, 28 Şubat'ın mağduru değildir. AKP, 28 Şubat uygulamalarından beslenerek o dönemin ürünü olarak bugün politikalarını sürdürüyor.

Dün Batı Çalışma Grubu'nun yaptığı mitingleri eleştiriyorlardı. Bu mitingleri askerlerin örgütlediğini söylüyorlardı. Bugün baktığımızda ise pazar günü Taksim'de Hocalı katliamının kınanması için yapılan mitingde nefret söylemlerinin altında AKP'li İçişleri Bakanı ve İstanbul Valisi'nin katıldığını gördük. Bu tablo dünden bugüne bir şey değişmediğini gösteriyor.

28 Şubat'ın baskı politikaları aynen devam ediyor. Sadece araçlar el değiştirdi. Bir dönem 28 Şubat'ın arkasına dizilen üniversite, medya bugün AKP'nin arkasına dizilmiş durumda. Basın üzerindeki ipotekler, üniversitelerin hizaya çekilmeleri, uygulamaların aynen sürdüğünün göstergesi. 28 Şubat, 12 Eylül'ün devamcısıdır. AKP de hem 12 Eylül'ün hem 28 Şubat'ın devamcısıdır.

Yüksekdağ: AKP hesaplaşmak için ne yaptı?

Türkiye Cumhuriyeti tarihi darbeler üzerinden şekillenmiştir. 28 Şubat'ta laiklik-şeriatçılık üzerinden kategorizasyon oluşturulmuştur. Askerin rejim içindeki baskın yerini pekiştirmek ve siyasal İslam karşısında hegemonyasını güçlendirmek için gerçekleştirilen bir darbe olduğu iddia edildi.

İşin görünen tarafı buydu. Ancak bunun altında çok daha güçlü bir egemenlik savaşı yatıyordu. Bugün kendini 28 Şubat'ın mağduru olarak ifade eden AKP, iktidar odaklarının merkezine yerleşmiş durumda. Ancak bu pozisyonların değişmesi, Türkiye'de darbeci yapının ve çarpık demokratik anlayışın değişmesi anlamına gelmiyor. İktidar, darbeci kültürden, antidemokratik kültürden beslenerek kaba hegemonya yoluyla politika geliştiriyor.

Darbenin mağduru olduğunu iddia eden AKP, darbecilerle hesaplaşmak yolunda kayda değer ne yaptı? Şu anda militarist yapıyla kaynaşmış ve uzlaşmış bir AKP ile karşı karşıyayız.

Ergut: En iyi dersi Erdoğan çıkarttı

28 Şubat öncelikle Türkiye'deki vesayet rejiminin nelere kadir olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Bu rejim, daha önceki hamlelerinden farklı olarak bu kez, toplumun önemli bir bölümünü de kendi çıkarları doğrultusunda mobilize etmeyi başardı. Sivil toplum dinamiklerini başarıyla maniple etti. Medyadan sendikalara uzanan bir çizgide birçok toplum kesimi bu vesayet rejimine desteklerini sundular.

Yol açtığı sonuçlar ise ağır oldu. Susurluk süreci üzerinden şekillenen toplumsal bilinç yukarıda söylediğim manipülasyon sonucunda rayından çıkartıldı ve bir şeriat umacısı üzerinden dikkatler devletin içindeki çete oluşumlarından uzaklaştırıldı. 28 Şubat, Susurluk üzerine şal örttü. Susurluk'la açılan o kitle temelli mücadele hattında ilerleyebilseydik devletin darbeci ve Ergenekoncu yüzüyle o dönemlerde hesaplaşmamıza başlayabilir ve bugünlerde o hesabı görmüş olurduk.

Bu arada bir not:  "sürekli aydınlık için bir dakika karanlık" eylemi gayet yaratıcı ve başarılı bir eylemdi. Fakat o eylemin bizzat düzenleyicilerinin elinden nasıl kayıp gittiğini gördükten sonra şunu düşünmeden edemiyorum: Acaba Kemalistlerin neredeyse tescilli kavramı olan "aydınlık"ı kullanmasaydık daha mı isabetli olurdu? Zira o eylemin şeriata karşı mücadele haline getirilmesinde bu kavram çok işlevsel oldu. Elbette, olan biteni bir sözcük üzerinden açıklamıyorum, ama o eylemimizin derin devlet tarafından bu kadar kolay temellük edilmesinde bunun da etkisi olduğunu düşünüyorum.

28 Şubat sonrasında siyaset alanı bir dizi mafyatik ilişkilerin de kontrolü altına girmeye başladı. Dönemin siyasetçileriyle mafya liderleri arasındaki pazarlıklar döneme damgasını vurdu.

Elbette en önemli sonucu ise Erdoğan ve AKP'nin yükselişi oldu. 28 Şubat, Erdoğan için deyim yerindeyse bir alan temizliği yapmış oldu. AKP, sadece İslami hareketin eskimiş yüzünden kurtulmakla kalmadı, kitlelerin 28 Şubat'a yönelik sessiz tepkilerinin de temel taşıyıcısı oldu. O dönemden en iyi dersi Erdoğan ve arkadaşlarının çıkarttığını bugün görebiliyoruz. (EKN)

180
0
0
Yorum Yaz